X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Dördümüz bir fidanın güller açan dalıyız!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Dördümüz bir fidanın güller açan dalıyız!

  • Giriş Tarihi: 27.7.2013

Son Konser A Late Quartet ***
Sinemacılar
ne zaman klasik müzik alanından hikayeler anlatmaya kalksa genelde etkileyici filmler ortaya çıkıyor. Bunun nedeni biraz da klasik müziğin kendine özgü özelliklerinin yönetmenlere iyi malzeme vermesi ve bu tür filmlerin, seyircinin duygularına hem görsel hem de işitsel olarak ikili bir şekilde hitap etmesi. Yönetmen Yaron Zilberman da ilk uzun metraj kurmaca filmi Son Konser'de bu avantajları yerinde kullanıp etkileyici bir filme imza atmayı başarıyor. Zilberman, Beethoven'ın çok zor icra edilmesiyle ünlü Op 131 Do Diyez Minör Yaylı Çalgılar Kuartet adlı eserinden ilham alarak, 25 yıldır birlikte müzik yapan Yaylı Çalgılar Dörtlüsü'nün son konserinin hikayesini anlatıyor bize. 'Son konser', çünkü dörtlüyü bir arada tutan, viyolensel çalan Peter Mitchell'a Parkinson başlangıcı teşhisi konuluyor. O da son bir konserle müziği bırakma kararı alıyor. Ama dörtlümüz bu karar öncesinde, yılların biriktirdiği sorunlarla yüzleşmek zorunda kalıyor. Öyle ki, bu yüzleşme giderek onların hayata olan bakışlarını yeniden gözden geçirmelerine neden oluyor.

SANATÇI DEĞİL, İNSAN
Filmi etkileyici kılan da bu özelliği. Yönetmen karakterlere, salt müzisyen ya da sanatçı gözüyle değil de insani bir perspektiften yaklaşıyor. Onların, hayatın olağan akışı içerindeki davranışlarını görmemizi sağlıyor. Hep şık kıyafetler içerisinde 'yüksek sanat' icra eden insanlar olmadıklarını, bize hep dayatıldığı gibi sadece sanat için yaşamadıklarını gösteriyor. Temel insani duyguların onların da hayatında derin izler bıraktığını anlamamıza olanak veriyor. Bunu yaparken de klasik müzik temalı filmlerde genel olarak tercih edilen epik ya da lirik anlatımı bir kenara bırakıyor. Gerçekçi bir anlatımı tercih ediyor. Ama bunlara rağmen filmi cazibeli hale getiren aslında oyuncu kadrosu. Philip Seymour Hoffman, Christopher Walken, Catherine Keener, Mark Ivanir'a adeta eşit rol dağıtılmış ve onlar da aslında son derece naif bir filmi performanslarıyla iddialı hale getiriyorlar. Philip Seymour Hoffman, hikayenin avantajını kullanıp biraz rol çalmaya çalışsa da bu çok göze batmıyor. Hatta yer yer filme dinamizm getiriyor. Şu yaz günlerinde gişe canavarı filmlerin hakimiyetindeki sinemalarda bir alternatif olarak beliren Son Konser, keşfetmeyi sevenler için iyi bir tercih olabilir. Çühkü yönetmen Zilberman, sonraki çalışmaları için meraklandıran bir portre çiziyor.