X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Milano Moda Haftası'ndan hikayeler
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Milano Moda Haftası'ndan hikayeler

  • Giriş Tarihi: 28.9.2013

18-23 Eylül'de gerçekleştirilen Milano Moda Haftası'nda dünya modasına yön veren İtalyan modaevleri koleksiyonlarını art arda sergiledi. Haftanın tartışmasız yıldızı Prada olurken, Gucci kadını bizi şaşırttı, Emporio Armani hüzünlendirdi. Buse Terim, Milano Moda Haftası'nı Cumartesi SABAH için izledi.

GUCCİ VE ORYANTAL ESİNTİLİ BİR ART DECO YORUMU
Gucci kadınını nasıl bilirdiniz? Soğuk, seksi, vücuduna oturan ceketi, kalem eteği ve yüksek ökçeleriyle riskten uzak, kontrollü. Oysa ilkbahar-yaz 2014 koleksiyonuna baktığımızda, Gucci kadınının güvenli suları terk ederek kimliğinin farklı yönlerini de keşfetmek üzere bir yolculuğa çıktığını görüyoruz. Rus-Fransız sanatçı ve tasarımcı Erte'nin Art Deco estetiğini taşıyan çizimleri markanın tasarımcısı Frida Giannini'nin esin kaynağı olmuş. Fransız tasarımcı Paul Poiret'nin 1911 yılında verdiği, 1001 Gece Masalları'ndan etkilenerek '1002. Gece' olarak isimlendirdiği, Fransız sosyetesinin en gözde isimlerinin oryantal kıyafetler içinde katıldığı büyük parti de Giannini'ye koleksiyonu hazırlarken ilham vermiş. 1920'li yıllardan gelen bu ilham kaynakları, günümüz sokak modasıyla birleşerek Gucci için sürprizlerle dolu bir koleksiyona dönüşüyor.

HEM İHTİŞAMLI HEM SPOR
Bir yanda jarse elbiseler, parlak taşlar Art Deco desen ve kalıplarla birleşerek ihtişamlı bir görünüm verirken diğer yanda transparan üstler, harem pantolonlar ve sütyen detaylarıyla spor bir çizgi yakalanıyor. Renk paletinin sıcak tonları koleksiyon geneline hakim: Kırmızılar, turuncular, portakal renkleri ve fuşyalar resmi geçidine ağırbaşlı duruşuyla siyah eşlik ediyor. Art Deco anlayışının olmazsa olmazı parlaklık podyuma hakim, ayakkabılarda ise bantlı, siyah bir model tercih edilmiş ve bu model koleksiyonun hem spor hem de sofistike parçalarını tamamlayarak adeta bu iki uç arasında birleştirici bir köprü vazifesi görüyor. Poiret'nin 1002. Gecesi'nin izleri kimonoların ve dökümlü üstlerin oryantalizminde kendini ele veriyor. Koleksiyon içinde birden fazla kadın barındırıyor, ancak bu kadınların bir ortak noktada buluşarak her koleksiyonda aradığımız o özü paylaşıyorlar mı, bu konuda benim kafamda soru işaretleri var. Yine de Gucci kodları dışına çıkmadan farklı kimliklere bürünen yeni Gucci kadınını izlemek keyifliydi.

PRADA'NIN GÜÇLÜ VE ASİ KIZLARI
Miuccia Prada, moda dünyasının yaşayan en büyük kahramanlarından biri ve her defilesinde onun yaratıcı zihnine, farklı disiplinlerden aldığı ilhamı koleksiyonlarına yansıtma biçimine bir kez daha hayran oluyoruz. Kimi zaman Uzakdoğu'nun geleneksel desenlerini, kimi zaman ise Film Noir kadınlarını yeniden canlandıran Prada, bu defa kadının içindeki savaşçıya odaklanıyor. Her ne kadar Coco Chanel gibi ikonları içinde barındırsa da moda dünyası erkek egemen bir topluluk ve bu topluluk içinde Miuccia Prada gibi güçlü, ne istediğini bilen, savaşçı kadınların önemi çok büyük. Kadın ve güç kavramlarına ilişkin Prada'nın da söyleyecek bir çift sözü var: "Kadın ve gücü benim için her zaman önemli konular oldu. İşte buradayız, güçlüyüz, görünürüz ve bir nevi savaşçılarız." Prada'nın ilkbahar-yaz 2014 koleksiyonu da kadının gücüne ithaf ediliyor ve bu 'kadın olmaya övgü' hali yalnızca koleksiyon parçalarını değil, aynı zamanda defile alanı Via Fogazzaro'nun duvarlarını da istila ediyor. Prada, kendinden emin ve güçlü kadın yüzlerini duvar ressamları El Mac Gregor, Mesa, Gabriel Specter, Stinkfish ile illüstratörler Jeanna Detallante ve Pierre Mornet'le yaptığı işbirliği sonucunda duvarlara taşımış ve ortaya moda haftası defilelerinde çok da sık rastlama şansı bulamadığımız bir bütünlük çıkmış. Bütünlük diyorum, çünkü bu güçlü kadın yüzlerinin bedenleri, defile alanını kaplayan dev resimlerde bulunmuyor. Prada, vücutsuz kadınlara koleksiyonuyla bir beden vaat ediyor ve rengarenk kürkleri, tozlukları, platform topuklu ayakkabılarıyla podyumda gördüğümüz tüm parçalar, bu iri gözlü, grafik kadınlar için birer bedene dönüşüyor.

KİŞİSEL KOLEKSİYON
Sokak ruhunun, cesur ve özgürlüğüne düşkün kızların tasvir edildiği ilkbahar- yaz koleksiyonunda renk blokları, payetler, parlak taşlar ve kürk cömertçe kullanılmış. İkilemlerin kadını Miuccia Prada, alt kültür öğelerini, bu 'son derece kişisel' olarak nitelendirdiği koleksiyonuyla lüksün tapınağı tabir edilen mağazalara taşıyor. Hip hop esintileri tozluklar ve büstiyerler perçinlerken, çantalarda ise sokak kültürüne tezat, zarif modeller öne çıkıyor. Britney Spears'tan Work Bitch defilede salonu inletirken, rengarenk kürkü ve sarı saçlarıyla podyumda beliren model Maja Salamon bana 2000'lerin kült mertebesine yükselmiş filmlerinden The Royal Tenenbaums'un Gwyneth Paltrow tarafından canlandırılan melankolik kızı Margot'yu ve onun 70'ler spor şıklığını anımsatıyor. Pop kültür öğeleriyle feminist bir bakış açısını birleştiren ve Milano'nun en çok konuşulan koleksiyonu olan Prada ilkbahar-yaz 2014 koleksiyonu, tasarımcının devrimci kimliğini yine ortaya koyuyor.

NİLÜFER, MELANKOLİ VE EMPORİO ARMANİ
Nilüfer deyince aklınıza ne gelir bilmem, benim aklıma Monet'nin dev nilüfer tabloları ve bu tablolara hakim, solgun mavi, gri ve yeşil tonları gelir. Emporio Armani de su yüzeyinde salınan, hüzünlü nilüfer çiçeklerinden aldığı ilhamla koleksiyonunu hazırlamış ve suya akseden nilüferler fikri, koleksiyonun ayna etkili kumaşlarına esin kaynağı olmuş. Koleksiyonun geneline kadınsı bir siluet ve markanın olmazsa olmazı elegan bir duruş hakim. Özellikle ceketlerde sade ve temiz kesimler Emporio Armani'nin klasik çizgisini yansıtıyor. Elbiseler ise ipek ve organze kumaşlarla adeta kadın vücudundan akıp giden görünümüyle koleksiyonun hüzünlü havasını pekiştiriyor. Bol paçalı pantolonlar ve nilüfer çiçeklerini tasvir eden nakışlı üstler, gündelik giyime yönelik koleksiyon parçaları olarak öne çıkıyor. Nilüfer bende hep tekinsiz, melankolik bir çiçek hissiyatı uyandırıyor, dolayısıyla Emporio Armani koleksiyonu da bende Gucci ve Prada'nın aksine, geride bıraktığımız yazın o özlediğimiz coşkusunu değil, yeni yeni alışmaya çalıştığımız sonbaharın hüznünü uyandırdı.