Arabaya biniyorsam en iyisi olmalı

Giriş Tarihi: 2.11.2013

Ümit Besen'in otomobil ve fotoğraf çekme tutkusu olduğunu biliyor muydunuz? Araba merakı tamirci babasından geliyor. Tamirhanede büyüyen Besen'in garajında altı otomobili var

Geçtiğimiz hafta öğleden sonra sonunda beklediğim telefon geliyor, arayan Ümit Besen. Bayram öncesi konuşmuş, "Bayramda boşalan şehrin tadını nasıl çıkarırsınız?" diye sormuştum. İlk defa o an öğrendim Besen'in otomobil merakını. "Garajımdan Jaguar'ımı çıkartır boş caddelerde turlardım" diye yanıtlamıştı sorumu. "Bir de fotoğraf çekerim. Çamlıca Tepesi'ne gider gün batımı manzarası çekerim. Profesyonel bir makinem var" diye de eklemişti. O zaman Ümit Besen'le bir gün geçirmemek, Jaguar'ıyla turlamamak ve objektifinin karşısına geçmemek olmazdı. O da bizi kırmadı, evinde ağırladı. Otomobil tutkusuna rağmen trafiğe çıkmayı sevmiyor. Hatta çok yakında İstanbul'un kaosundan kaçmayı bile düşünüyor. Tam da bu nedenle Besen'le akşamüstü evinde buluşuyoruz. Biraz eskileri anıyoruz, sohbete dalıyoruz. Ardından eşinin 'çok dağınık' diye söylendiği üst kattaki çalışma odasına çıkıyoruz. Bu kez fotoğraf makinesini ele alıyor ve maharetlerini konuşturuyor. Son olarak da "Kasamdaki mücevherim" diye nitelendirdiği Jaguar'ına atlıyor, sokaklarda turluyoruz. Otomobilleri konusunda epey titiz. Önce otoparktan aracı çıkartıyor ve onun park halinde olduğu yere günlük kullandığı Volvo'yu park ediyor. Aracın içindeyken "Hem spor, hem abiye. Ashton Martin'i çizen adam tasarlamış, ekranı renk değiştiriyor, karda mavi oluyor, uzun yolda iyi gidiyor, valeye ya da bir başkasına vermem..." diye soluksuz anlatıyor. 1986 yılında yakın ahbabı Ferdi Özbeğen aşılamış ona Jaguar tutkusunu. Yolda giderken polisi, taksicisi, esnafı... Aracın içinde Ümit Besen'i görenlerin yüzünde bir tebessüm oluşuyor, başlarıyla selam veriyorlar. Kısacası bu röportajda bilinenler kadar Besen'in bilinmeyen yönleri de var. Ama en çok da otomobil ve fotoğraf tutkusu....

- Otomobil, özellikle de lüks otomobil her erkeğin merakı mıdır?
- Baba mesleğinden geliyor. Baba tamirci olunca... Ben de tamirhanede büyüdüm. Babam 'Aylak gezmek yok, okuldan sonra tamirhaneye geliyorsunuz' derdi. İlkokuldan itibaren orada çalışmaktan araba merakım başladı.

ÇOK YALNIZIM, TEK BAŞIMAYIM
- Otomobillere önemli miktarda yatırım yapıyorsunuz.
- Kötü alışkanlıklarım, kumarım, fuzuli harcamalarım yok. Bu benim zevkim... 'Dünyada yapabileceğin şeyleri erteleme' kafasındayım. Biniyorsan en iyisine bin. Binebiliyorsan erteleme, dünya üç günlük, hayat kısa. Benim düşünce tarzım böyle. Öbür dünyaya yanınızda hiçbir şey götüremiyorsunuz. Tabii hiçbir şeyin yokken tutup da ev parasını arabaya ver demiyorum. Gayrimenkul yatırımlarını yaptıktan sonra, çalışmadan da yaşabilecek duruma geldiyseniz kendi zevkiniz için bir şeyler alırsınız. Ben de böyle yaptım.

- Lüks otomobil merakınız tamam ama altı-yedi araca niye gerek duyuyorsunuz?
- Araçların hepsinin ayrı bir görevi var. İnsanların bir tane elbisesi mi var? Büyük jeep'i uzun yolda, karda kışta, bagajına aletleri koyup alıyorum. O kışın çizmesi gibi. Garajda duran Jaguar; insanların kasada duran bir takısı, pırlantası olur ya, önemli yerlere giderken takar, işte onun gibi. Kullanmasam bile var oluşu güzel bir haz veriyor. Benim çok iyi bir yüzüğüm var, takmıyorum, ama kasada durumu. Jeep'i yerinden çıkardığımda yerine koymak için küçük bir aracım var. Eşimin arabasını ben almıyorum. E kızıma da aldım. Birini de Bodrum'a bıraktım, evin önünde duruyor.

- Bu otomobil popülasyonuna rağmen araç kullanmayı sevmiyorsunuz.
- Mecbur olmadıkça trafiğe çıkmıyorum. Hava kirleniyor, egzoz dumanı vs. Zaten İstanbul'un kaosundan bıktım. İleride Bodrum'a taşınmayı düşünüyorum. Yalıkavak'ta bir ev aldım. Ve yazlık ev gibi değil, kışlık ev gibi döşedim. Yıllarca toplasanız dört kez gitmişimdir Bodrum'a. Ama şimdi çok huzurlu bir ortam var orada. Zaten bizim İstanbul'daki sitenin satılıp yerine residans yapılması söz konusu. O zaman bizim daire yerine iki daire vereceklermiş. Buradaki evleri beğenmezsem kaçarım. Bıktım, İstanbul'un kaosundan bıktım.

- Emekliye mi ayrılacaksınız Bodrum'a yerleşip?
- Şarkı söylemeden duramam. Bu meslek öyle bırakabileceğiniz bir şey değil, ister istemez özlerim. Belki Bodrum'da 80 kişilik ufak ama samimi kendi mekanımı açarım. Bir kuyruklu piyano, çalıp söylemeye devam ederim.

- Sizi dışarıda çok görmüyoruz. Günlük hayatta neler yaparsınız?
- Uyanıyorum, gidecek bir yer bulamıyorum. Çok yalnızım. Tek başınayım hep. Eşimin arkadaşları daha fazla. Yanımda çalan iki kişi var, onlar da uzakta oturuyor. Bazen yürüyüşe çıkıyorum. Ya da fotoğraf makinemi alıp doğa resimleri çekmeye. -Fotoğraf merakınız nasıl başladı? - Fotoğraf çekmeyi seviyorum. Profesyonel bir makine aldım. Canon D Mark2. 85 milimetre sabit lensim var. 100-400 tele objektifim de var. Ayrıca çok iyi video çekiyor. Yalnızken makinemi alıyorum, arkadaşım oldu.

- Profesyonel bir makine olduğuna göre epey çekim yapıyorsunuz?
- Geçen gün Bahçeköy'e gittim, doğa fotoğrafları çektim. Gün batımı manzaralarını çok seviyorum. Hanımı, kızları, torunu da çekiyorum.

BEDAVA PROGRAMA ÇIKMAM ARKADAŞ
- Haftada iki gün sahnedesiniz. Bir albüm yok mu ufukta?
- Şarkılarımı yapıyorum ama duruyor. Nerede, nasıl çıkaracağımı bilmiyorum. Sanayide çöküş olduğu için üstüne düşmüyorum. Zaten bizim de üstümüze düşmüyorlar.

- Siz kendi albüm projenizi kendiniz yapabilirsiniz.
- Ben kendi projemi yapmaya alışık değilim. Zaten internette dönen 450 tane şarkım var. TRT Müzik'e iki dönem program yaptım. TV programları konusunda da seçiciyim. Her programa gitmiyorum, gidersem de 'Bedava gelmem arkadaş' diyorum. Sabahın köründe kime, neden konuk olacağım? Programı yapan kişi kendi ararsa kırmayabilirim. Ama konuk koordinatörü arıyor. Senin programında reyting artırıyorsam sen de bana ücretini verirsin. Üstelik serbest meslek makbuzu kesiyorum. O da vergisinden düşsün. Rahmetli Müslüm Gürses de öyle çalışıyordu. Bana 'Sen niye bedavaya çıkıyorsun?' derdi. Herkeste cep telefonum olmuş. Adamın teki gece yarısı arayıp 'Nikah Masası patlatsana' diyor. Kardeşim şarkıyı seviyorsan, söyleyeni de sev. Yarın gel gazinoda dinle ya da CD'den dinle. Bu kadar kolay mı yıldıza ulaşmak!

METİN OKTAY BENİ DÜĞÜNDE KEŞFETTİ
- Sizin Adana'dan İstanbul'a gelme hikayenizi bir kez daha dinlesek. Metin Oktay'ın etkisi büyük bildiğim kadarıyla.
- Benim annem Adanalı, babam Osmaniyeli. Ben Osmaniye'de doğdum. Bayramdan bayrama el öpmeye giderdik. Teyzem de Adana'da bankada çalışırdı. Onun düğününe orkestrayla gittik. Ben piyano çalıp söyledim. O sırada Metin Oktay dinlemiş. Tarabya'daki Köşem Bistro'nun sahibi Hanifi Koç'a 'Bu çocuğu getir' demiş. O dönem Koç'un piyanisti ayrılmış ve işleri kötü gitmeye başlamış. Halamın oğullarına sormuşlar, bu yolla beni buldular. Babam 'Beraber gidip bakalım oğlum. Nasıl bir yer, pavyon mudur? Bozmasın bizim ailemizi, lekelemesin' dedi, endişelere kapıldı. Sanki kız çocuğu gönderiyor.

RÜYADAN KALKTIM 20 DAKİKADA ŞARKIYI YAZDIM
- Nikah Masası efsanesi hiç dinmeyecek galiba. Sizin yorumunuz nedir?
- O şarkı çalınca insanlar hemen dansa kalkıyor. 12 yaşındaki çocuk bile istiyor. Demek ki ağabeyinden, babasından duyuyor. Ben ne olacağını bilmeden yazdım o şarkıyı. Duygularımı yazdım. Rüyadan kalktım, 20 dakikada yazdım. O zamanlar bir nikah olacaktı demek ki! (Gülmeye başlıyor.)

- Sizin başınızdan geçmiş eski bir aşk hikayesine ithafen mi yapmıştınız bu şarkıyı?
- İlk rol aldığım filmimin senaryosunda da sevdiğim kadın bir başkasıyla evleniyordu. O dönem yaşadıklarımla örtüşüyordu bu senaryo. O yüzden yazdım bu şarkıyı.

- Sizin şarkılarınız genelde biraz umutsuz. Biten aşkın ardından yaşanan üzüntüyü anlatıyor daha çok.
- Ben çok mutluyken şarkı yazmam. Mutlaka hasret, ayrılık çekmem lazım. Ya da arkadaşlarımın derdinden beslenirim.

SEDA AYAKKABIMIN PARASINI ÖDEMİŞ
- Sanat camiasından görüştüğünüz dostlarınız var mı? Selami Şahin'le aynı sitede oturuyorsunuz?
- Görüşürüm tabii. Selami Şahin, Ahmet Selçuk İlkan, Cesur Ahmet gibi o dönemki dostlarımla ara ara buluşuruz. Bize gelirler, çiğ köfte yaparım. Bazen de dışarıda eski dostlara rastlıyorum. Geçen gün ayakkabı bakıyordum. Mağazadan içeri Seda Sayan girdi. Bana çocuk daha depodan ayakkabıyı getirmeden, Seda 'Ağabey biz hallettik' dedi çıktı. Parasını ödemiş ayakkabının, çok bonkör kızdır. Kızım 'Baba sizin camiada çay, kahve ısmarlar gibi ayakkabı mı alıyorsunuz!' diye şaşırdı.

TORUNUN FOTOĞRAFLARINI ÇEKİYORUM
- Bir de sizin fotoğrafınızı çekenler var. 72den 70'e hayranlarınız sizi rahat bırakıyor mu?
- Bayramda beş yıldızlı bir otelde program yaptım. Bin 500 kişi 'Sırf sizin için geldik' diyor. Çoğu zaman rahat yemek yiyemiyorum. Her çatalda 'Bir fotoğraf çektirebilir miyim?' diyen biri geliyor. Gecenin üçünde odamın kapısına gelen bile oldu. 'Ağabey sahne çıkışı yakalayamadım, sabah erken yola çıkacağım' dedi. Onunla da çektirdim.

- İlginin sizi bunalttığı oluyor mu?
- O insanlar beni çok sevdiği için fotoğraf çektirmek istiyor, bunu bildiğim için asla bunalmıyorum. Bir de hâlâ var olduğumu hissediyorum. Bu şımarılacak bir şey değil. Fotoğraf çektirenim varsa ben de varım demektir. Yoksa zaten bitmişim.
ARKADAŞINA GÖNDER
Arabaya biniyorsam en iyisi olmalı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz