Düşüp kırılıyorsun, sonra hayata devam ediyorsun

Giriş Tarihi: 23.11.2013

Hepimizin gözünde ünlü, şen şakrak bir kadın. Aslında o hiç büyümeyen bir çocuk... Hande Ataizi evliliğini, çocuk özlemini ve yıllardır görmediği babasını Cumartesi SABAH'a anlattı

Dışarıdan baktığınızda şen şakrak, eğlenceli, özgür, hayatını yaşayan biri olarak görülebilir Hande Ataizi... Ama içindeki kadını ve belki de en güzel tanımlamayla o 'hiç büyümeyen' çocuğu görmek gerek onu tanımak için. Öteki türlüsü çok yüzeysel kalıyor çünkü. O babasız küçük kızlardan... Babasız kızların bir yanı kırıktır, eksiktir. Öfkelidir belki... Babanın tutamadığı o el, hep boşluktadır. Hande Ataizi'ne ve hayatına belki de hep bu çerçeveden bakmak gerekir. 24 saat süren evliliği, mutlu olamadığı ilişkileri... Öte yanda bir yuva kurma isteği, bunu başarması ve bir bebek... Bütün bunlar hep çocukluğunun eksik fotoğrafını tamamlamak içindir dersek abartmış sayılmayız sanırım. Şair, "Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü, kör oldum" der... Hande 4 yaşındayken babası başka bir yolu seçti. Bir tarikata girdi, hayatının kapılarını herkese kapattı. Evlendi, çocukları oldu ama Hande'yi hayatından uzak tuttu. O günden beri baba-kız bir daha hiç yanyana gelmedi. Hayat karanlıktır böylesi yalnızlıklarda... Bu karanlıktan ışıl ışıl bir kadının çıkması da hayatın çelişkisidir. Belki de o yalnız kız çocuğunun bugünkü kadına dönüşmesi biraz da oyunculuğunun eseridir. Çünkü içinde binbir türlü kadın vardır...

- Özel İnal Ertekin İlkokulu'ndan mezun olmuşsunuz. Bir röportajda okul müdürü annene "Kızınız ya iyi bir oyuncu olacak ya da zengin bir adamla evlilik yapacak" dediğini anlatmışsın. Sence müdürün hangi öngörüsü doğru çıktı?
- Okulun sahipleri Mefharet İnal ve Sevim Ertekin adında iki kadındı. Her sene Türkiye birincisi bizim okuldan çıkardı. Oradaki söylem de 'Bu kızdan sadece oyuncu olur' şeklindeydi. E doğru tahmin, öyle de oldu.

- 18 yaşında konservatuvara girdiniz ve İstanbul'a gelip yalnız yaşamaya başladınız. Korkuların olmadı mı?
- İstanbul'a, arkasını toplamayan sadece tüketimi bilen biri olarak geldim. Çok kısa süre içinde yalnız yaşamanın sorumluluğunu aldım. Kendi evim duygusu başka birşey. Yalnız yaşamak insana hesap bilmeyi, kıymet bilmeyi ve ailenin önemini öğretiyor. Zorlandım ama 20 yaşımdan bugüne dek hayatımın sorumluluğunu tek başıma üstlendim. Bir de şöyle bir konforu var bu işin: Yalnızken saçmalama hakkına sahip oluyorsun. O saçmalamalar da senin hayat tecrüben oluyor. Gerektiğinde ip üstünde yürüyen bir cambazsın. Risk alarak yaşıyorsun, her an düşebileceğini biliyorsun. Düşüyorsun, kırılıyorsun sonra kalkıp yoluna devam ediyorsun.

- O yaşlardan itibaren para kazanıyorsunuz. Yalnızsınız. Bu durum bir özgüven patlaması yaşattı mı?
- Bir şeyi başarabilme duygusunu hissediyorsun, ki bu çok önemli. Mutlu olacağın işler yaptığın zaman özgüven de geliyor. Bu yüzden insanın kendisine şans vermesi ve risk almaktan korkmadan, denemeler yapması gerek.


ARKADAŞINA GÖNDER
Düşüp kırılıyorsun, sonra hayata devam ediyorsun
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz