X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bir fotoğrafçının aşırı acıklı hikayesi!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bir fotoğrafçının aşırı acıklı hikayesi!

  • Giriş Tarihi: 14.12.2013

Tarihin tozu önce yüzünü sonra namının üzerini örttü. Ama yıllar sonra o toz bir sergiyle silindi. Çalışmalarıyla Batı'da İstanbul algısını değiştiren James Robertson'un itibarı, doğumunun 200. yılında iade ediliyor

Tarihin tozunun tuhaf bir ağırlığı vardır. Yaşanmışlıkların üzerini örterken ayrım yapmaz, her şeyin üzerine çöker. Tıpkı kar gibi dümdüz eder. Eğer biri ya da birileri çıkıp o kalın tozu silmezse, unutulup gitmemek işten bile değildir. James Robertson da yaptıklarına rağmen o güçlü tozun altında kalan isimlerden biri. Kimdir James Robertson derseniz: 1841'de İstanbul'a gelen ve yıllarca İstanbul'da yaşayan, padişahların takdirine mazhar olan, gravürcü ve hakkak olmasına rağmen amatör olarak fotoğrafçılıkla uğraşıp fotoğrafın icadından çok kısa bir süre sonra köşe bucak İstanbul'u dört başı mamur bir şekilde fotoğraflayan bir İngiliz... Çektiği fotoğraflarla 19. yüzyıl dünyasında görsel olarak İstanbul'un tanınmasını sağlasa da, adı sanı, hatta yüzü bile çoktan unutulmuş biri...

SADECE 14 YIL FOTOĞRAF ÇEKTİ
Kaderin cilvesi işte, Robertson'un ismi ve yaşamı üzerine örtülen o kalın toz tabakası, bir zamanlar fotoğraf stüdyosunun olduğu binanın (bugünkü Arter) yaklaşık sekiz-dokuz bina yanında bulunan Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi'nde açılan, 'Robertson Osmanlı Başkentinde Fotoğrafçı ve Hakkak' başlıklı sergiyle kaldırılıyor. Hem de doğumunun 200. yılında. Londra doğumlu bu İngiliz'in yolu Osmanlı'ya Sultan Abdülmecid'in Darphanei Amire'yi yenileme fermanını yayınlaması sonrası düşüyor. Çünkü Abdülmecid ilk defa Batılı tarzda para basılması için emir veriyor. Londra Kraliyet Darphanesi'nde gravürcü olarak çalışan Robertson da 1841 yılında bu reform nedeniyle İstanbul'a geliyor. Madeni paralar, madalyalar modelliyor. O dönem yüksek maaşla çalışan birkaç yabancıdan biri. Modellediği en bilinen madalyalar arasında İsviçreli mimar Gaspare Fossati tarafından yürütülen Ayasofya'nın restorasyonu anısına basılan madalya da var. Çalışkan, kültürlü biri olması ama en önemlisi işindeki başarısı nedeniyle Abdülmecid tarafından iftihar nişanıyla taltif ediliyor. Lakin tarihe adını gravürcü ya da hakkak olduğu için değil de amatör olarak uğraştığı fotoğrafçılığı sayesinde yazılıyor. 1853'ün yaz aylarında yan uğraş olarak fotoğrafçılığa başlıyor. Ki o dönem fotoğraf çok yeni (Niepce'nin, tarihteki ilk fotoğrafı çekmesinin üzerinden henüz 27 yıl geçmiş.) Aynı yılın ekiminde de İstanbul Fotoğrafları adlı fotoğraf albümü Londra'da yayımlanıyor. Batı dünyasında İstanbul algısını değiştirecek kadar güçlü kareler bunlar. Kitapla ilgili çıkan yazılarda İstanbul'un camileri, sarayları ve köşklerini içeren bu görüntülerdeki enfes ışık ve gölge katmanlarına daha önce hiç rastlanmadığı belirtiliyor. Robertson 1954'te İstanbul'un ilk panoramik fotoğraflarını Beyazıt Kulesi'nden çekiyor. Ama fotoğraf çalışmaları İstanbul'la sınırlı kalmıyor. 1855'te Kırım Savaşı'nı sonra da Atina, Kahire ve Kudüs'ü fotoğraflıyor. Özellikle İstanbul ve Kırım Savaşı fotoğrafları 1853-1860 yılları arasında Londra, Paris, Manchester, Edinburgh'da bütün önemli fuar ve sergilerde yer alıyor. Lakin 1967'de bilmediğimiz bir nedenle fotoğrafçılığı bırakıyor. Ama sadece 14 yıl fotoğrafçılıkla uğraşsa bile, çektikleriyle uluslararası alanda önemli isimlerden biri oluyor. 1881'de dört Osmanlı padişahının emrinde 40 yıl çalıştıktan sonra Darphane- i Amire'den emekli olup ailesiyle birlikte İstanbul'dan ayrılıyor. Daha refah bir hayat sürmek için Japonya'ya, Yokohama'ya yerleşiyor. Ama Yokohama'da yoksul bir şekilde, 1888'de 75 yaşında vefat ediyor. Ölüm haberini, İstanbullular ancak iki ay sonra, İstanbul'da yayımlanan The Levant Herald gazetesinden öğreniyor. Önce yüzü sonra namı yavaş yavaş da eserleri unutuluyor ve zaman içerisinde Robertson tarih tozunun altında kalıyor. Robertson ile ilgili bilgilerimiz sınırlı. Ama üzerindeki az da olsa tarih tozunu silen kişi Bahattin Öztuncay. Öztuncay, yıllar önce Robertson'un önce unutulan yüzünü, bulduğu portrelerle hatırlattı, sonra kitaplarında yaşamını ve eserlerinin önemini anlattı. Şimdi de küratörlüğünü yaptığı bir sergiyle adeta Robertson'a itibarını geri veriyor.