X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Sıkılmak terapistin de hakkı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Sıkılmak terapistin de hakkı

  • Giriş Tarihi: 14.12.2013

Son dönemde moda, terapistlerin danışanlarıyla yaşadıklarını kitaba dökmesi. Peki bir terapist gerçekten seans odasında neler yaşar, hangi duyguları barındırır, sıkıldığı olur mu? Tüm bunlara Psikolog İbrahim Eke cevap verdi

Modern yaşamın sıkışmışlığı, yorgunluğu, ilişkilerde yaşadığımız tıkanıklıklar, kendimize dair çözemediklerimiz eninde sonunda hepimizi bir terapistin odasına sokuyor. Duyguları anlamak, insanoğlunun her zaman merak ettiği konular arasında. Bununla ilgili yazılan kitaplar, ekoller her dönem takip edilir. Ama son dönemin 'moda'sı, terapistlerin danışanlarıyla ilgili yaşadıklarını anlattıkları kitaplar. Bir kitapçıya girdiğinizde, 'Bir terapistin anıları, divanıma uzanan hastalar, vakalarım ve ben' ekseninde birçok kitapla karşılaşmak mümkün. Madem terapistlerin anlattıkları bu kadar ilgi görüyor diyerek, henüz vakalarıyla ilgili kitap yazmamış ama ilişki konusunda yüzlerce danışanı olan İNDA-Çözüm Odaklı Danışmanlık ve Eğitim Merkezi kurucularından psikolog İbrahim Eke'nin kapısını çaldım. Eke'nin 'arka odası'nın kapısını aralamaya çalıştım.
- Komik, trajik, etkileyici... En çok hangi duyguyu yaşadınız hastalarınızla?
- Danışanlarımızın hikayeleri Türk filmi gibi, 32 kısım tekmili birden. Tüm duyguları yaşıyorum...
- 'Bunun için de gelinir mi kardeşim?' dediğiniz oldu mu?
- Hiç böyle söylediğim olmadı. Bunu genelde bana danışanlar söyler; bu kadar basit bir konuyla ilgili sizin zamanınızı aldığım için üzgünüm' diye başlarlar söze... Ama durum öyle değil. Bizim problem diye tanımladığımız şey, kişinin hayatını engelleyen durumlar. Dolayısıyla herkesin problemi çok özgün.
- İnsanlar doğuştan depresif veya mutluluğa yatkın olabilir mi?
- Ailenin dinamikleri, öğrenme açısından çok önem taşıyor. Aile daha karamsar, probleme daha yönelikse, negatifse, kişi riskleri analiz etmeye daha eğilimli oluyor. Çözüm odaklı, güne ve ana odaklı bir aileyse, kişi işin keyifli yanlarını görmeye daha eğilimli oluyor.
- Anlatılan şeylerden sıkıldığınız oluyor mu?
- O kadar çok vakaya baktım ki, bugüne kadar bana anlatılan hiçbir şeyden sıkılmadım desem yalan olur. Terapist açısından şöyle bir durum var; olay ne olursa olsun bir tür matematik problemi gibi, vaka analizi yapıp, formülde karşılığını bulup, çözüme yöneliyoruz. Sıkılacak vaktimiz çok olmuyor.
- Vakaya bakış açınız, sizin o günkü ruh halinize göre değişmiyor yani...
- Hayır. Elbette benim psikolojim de vakaya bakış açımı etkiliyor ama bunun minimalde kalması psikoterapi eğitiminin temeli. Odaya girdiğimizde kendi psikolojinizi kapıda bırakmayı öğreniyoruz.
- Psikologtan psikolağa yöntem değişiyor. Bu danışan açısından risk değil mi?
- Neyi talep ettiğinize dair farkındalığınızın olması lazım. Belli bir yaş döneminden sonra içsel süreçleriniz ve analizi için bir çalışma yapacaksanız öyle bir psikoterapist bulmalısınız. Çözüm gerektiren bir probleminiz varsa, mesela ilişki, çocuk problemi gibi bir sorununuz varsa çözüm odaklı yaklaşan bir psikoterapist bulmalısınız. Panik atağıyla sıkışmış bir haldeki birine analizan bir terapi uygulandığında, mutsuzluk yaşanır.
- Zaman zaman anlattığı şeyleri kendinizde gördüğünüz danışanlar çıkıyor mu?
- Tabii. Hiperaktif, 40'lı yaşlarında bir erkek geliyorsa, anlattığı problemlerin hepsini yaşıyor olabilirim. Belli kalıplar dahilinde yaşananlar benzer. Hiperaktif ve 40'lı yaşlarda her adamın yaşadıkları neredeyse aynıdır.
- İnsanın bu kadar kendini irdelemesi risk de taşır mı?
- Kimisi için deşmenin kendisi problemdir. Bir dur demek gerekir. Kimisi de o kadar züccaciye dükkanına girmiş fil gibidir ki, ayrıntıyı fark etmesi gerekir. Kişiye göre değişir.

Çoklu kişilik bozukluğu vakası terapist için hazinedir

- En çok kadınlar mı, erkekler mi geliyor size?
- Kadınlar. Kadın cinsi yardım almaya daha açık. Erkek tayfası yardım almayı eksiklik olarak okuyor. Bu, sosyo-kültürel bir eğilim.
- Kadınlar en çok hangi sorunla geliyor?
- Ben ilişki problemleriyle ilgili çalışıyorum. En çok bununla ilgili geliyorlar. Depresyon ve anksiyete yaşayanlar da geliyor. Ama çoklu kişilik bozukluğu bir terapistin karşısına gelirse, hazine bulmuş gibi olur. Çünkü çok ender görülen bir vakadır.
- Sizin böyle bir vakanız oldu mu?
- Evet, bir tek vakam oldu, kendisi de farkında değildi. Yardım aldım. Odada o kadar yalnız çalışıyoruz ki, yalnız devam etmek doğru değil. Böyle çalışan birinin kendi terapistinin olması gerekiyor.
- Sizin de yardıma ihtiyacınız oluyor yani...
- Bizden daha üstte birinden danışmanlık alıyoruz. Akran gibi olduklarımızla vakalar üzerinden konuşuruz, 'Bu vaka sana ne hissettirdi, ne oldu da takılıyorsun?' diye. Tüm bunlar süpervizyon ortamında konuşulmalı ki, terapist odada yalnız olmasın. Çocuğum olduğu dönemde daha da sıklaştı bu buluşmalar, çünkü başka gerçekler girdi hayatıma...
- Konuşulanlar iki taraf için de sır mı?
- Bazı ekollerde, terapistin odasında konuşulanların danışan ve terapist tarafından anlatılmaması için kontrat yapılabiliyor.
- Arkadaşlarınızla yediğiniz bir akşam yemeğinde, isim vermeden size gelen çok ilginç birine dair bir şeyi anlatmaz mısınız?
- Meslektaşlarımla yemek yerken bile bunu yapamayız, çünkü arka masadaki kişinin, anlattığınız vakaya benzer bir arkadaşı vardır belki, patlar.