X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Evde hâlâ yüksek sesle Metin'le konuşuyorum
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Evde hâlâ yüksek sesle Metin'le konuşuyorum

  • Giriş Tarihi: 28.12.2013

Senin Hikayen adlı filmde çocuklarına düşkün bir anneyi canlandıran Nevra Serezli, kaybettiği eşi Metin Serezli'yi, çocuklarıyla olan ilişkisini ve yeni filmini anlattı

Nevra Serezli çok uzun bir aradan sonra bir sinema filmiyle seyircinin karşısında. Tolga Örnek'in yazıp yönettiği, Senin Hikayen filminde bir kayınvalideyi canlandıran Nevra Serezli'ye Selma Ergeç ve Timuçin Esen eşlik ediyor. Hepimizin hayatından izler taşıyan Senin Hikayen, biraz da Nevra Serezli'nin hikayesi gibi... Usta oyuncu Nevra Serezli'yle bugün vizyona giren filmini, geçtiğimiz mart ayında akciğer kanserinden kaybettiği 41 yıllık eşi Metin Serezli'yi konuştuk.

- Eşiniz olmadan ilk yılbaşınınız... Burukluk var mı?
- Var. O yüzden evde olmayacağım, kaçacağım. Biz yılbaşlarında çok gezerdik, hediye verirdik birbirimize, tam 00.00'da öperdik birbirimizi. Bir tek geçen yıl hasta olduğu için evde geçirmiştik. Onsuz ilk yılbaşım... Bu sene bomboş evde, tek başıma kalmak istemedim. Kendimi korumaya alıyorum. Almak zorundayım, yoksa sinir sistemim kötü olur ve kimseye bir faydam olmaz. Ben işsiz duramam, iş yapabilmek için kafanın rahat olması gerekir. Geçen mart ayında Metin'i kaybettim, dört ay sonra çekimler başladı. O kadar iyi geldi ki bu film bana...

- Yas sürecini tamamladınız mı?
- Zaman geçtikçe daha kötü... İlk günler bir şok yaşıyorsun, aptallaşıyorsun. Sonra sonra şoktan kurtulunca sonra, dank ediyor kafana. Gerçekle daha sonra yüzleşiyorsun ve özlem başlıyor. Özlem çok acı bir şey. Ben bunu bir tiyatro oyunu gibi yaşıyorum kafamda. Evin içinde, Metin'le konuşuyorum yüksek sesle. Sesleniyorum. Turneye o da gelecekmiş gibi davranıyorum. Uzun süre, alt katta oturan torunlarımı eve çağırdım sabahları, o çok iyi geldi. Gözyaşlarımı onların yanında tutuyordum, sonra bir an geliyordu, 'Şimdi Metin olsaydı, torunlarla ne güzel oynardı' gibi bir fikir ok gibi saplanıyordu beynime. 'Metin onlara ne güzel masal anlatırdı, o güzel sesiyle' diye üzülüyorum. Bu filmin galası çok ağır geldi bana, Metin'in yanımda oturup elimi tutmasını çok isterdim.

DUVARLARA MI AĞLAYAYIM?
- Uzun bir evliliğin ardından boşluk yaşamanız çok doğal...
- Uzunluk kısalıkla ilgili değil. Evlilikte yaşanan şey, çok özel bir arkadaşlık gibi. Karı koca yatakta başını yastığa koyduğunda paylaştığın, konuştuğun şeyler çok özel. Orada kimsenin bir role, başka kişiliğe girmesine gerek yok. Neysen o ortaya çıkıyor. Tüm saflığıyla yapıyorsun o paylaşımı; komplesklerini, kırgınlıklarını, mutluluklarını, egonu saklamıyorsun. En azından benim Metin'le ilişkim böyleydi. Şimdi duvarlara mı konuşayım?

- Akciğer kanseri olduğunu öğrendiğinde yıkıldı mı Metin Bey?
- Kim yıkılmaz? Yılmaz Özdil'in piyesini sahneye koydu o dönemde. Ona çok iyi geldi. Her turneye gitti, alkışlarını aldı. En son Bodrum'da ayakta alkışlandı. Beyaz gömlek ve beyaz pantolonla sahneye çıktı, ben hüngür hüngür ağladım. O piyesten sonra hastalığı kötüye doğru gitti. Koltukta otururken, evinde çocuklarıyla beraberken veda etti bize.

GELİNLERİMİ ÇOK SEVERİM
- Bu sinema filminde sizi çeken neydi?
- Bu role hayır diyecek kadın oyuncu düşünemiyorum. Senin Hikayen adı gibi bizden bir hikaye. Tolga Örnek bu rolü teklif ettiğinde, 'Başka da kimseyi düşünemezsin, ben oynuyorum' dedim. Annesinden esinlenerek yazdığı bir konu, oğlum Murat'tan dolayı beni de biraz tanır. Şimdiki gençlerin kafasındaki en büyük karmaşa 'Kariyer mi, çocuk mu?' sorusu. Bu soruyu kendisine soran bir genç kadın, eşi ve kayınvalidesi var filmde. Büyük skandallar, kötü adamlar, kötü kadınlar olmayan bir hikaye bu. Bizden bir hikaye yani.

- Siz kendinizden bir şeyler buldunuz mu kayınvalide rolünde?
- Çok şey buldum. Çocuklarına aşırı düşkün bir kadın. Ben de öyleyim. Gelinlerimi çok severim. Klasik bir gelin-kaynana ilişkimiz yok.

- Bunu nasıl sağladınız?
- Eğer oğlum, o genç kadınla mutluysa ve onu seviyorsa, müdahale etmeye hiç hakkım yok. Kızım gözüyle bakıyorum. Dolayısıyla kızım gibi eleştiriyorum zaman zaman, analar kızlarına karışır. Onlar da bana eleştiri getirir. Ben de dediklerini dikkate alırım. Gelinlerimle aramda yavaş yavaş gelişen bir güven duygusu oluştu; 'Nevra Anne'nin bunca yıllık tecrübesi var,' diyorlar. Hafif her şeye karışan anaç bir tipim.

ANNEM ÖLENE KADAR İKİ ÇOCUĞUMA BAKTI
- Eviniz sizin için çok özel...
- Evimi çok severim, burada çok mutlu günler geçirdim. Daha önceki evlerim de benim için özeldi. Ailenin olduğu her yer özeldir. Murat doğduktan sonra annemleri yanıma aldım. Annem ölene kadar iki çocuğuma baktı.

- Aile gelenekleriniz var mıdır?
- Mesela pazar günü geleneksel aile yemeğimiz var. Yılbaşı öncesi tüm aile, torun torba bir araya geleceğiz. Ağacımızı yaparız, onun altına hediyeleri koyarım, eve gelen yemeğini yer, hediyesini alır, gider... Murat seramoninin yöneticisi olur, tek tek isimleri sayarak hediyeleri dağıtır. Metin eskiden kendi tek tek hediyeleri alırdı. Son zamanlarda bana sipariş etmeye başlamıştı.

- Sosyal medya ve teknolojiyle aranız nasıl?
- Teknoloji kullanmıyorum ama her şeye hakimim. Twitter'da yazı yazmayı sevmiyorum. Çünkü antipatik ve eleştirel yazıları okumak sinirimi bozuyor. Ama Metin'in vefatında gelen tüm tweet'leri sakladım ve anı defterine koydum.

GENÇLERİN SABIRSIZLIKLARINA DAYANAMIYORUM
- Nasıl buluyorsunuz yeni nesli?
- Şimdiki gençler kariyere çok önem veriyor ama aile kurumunu o kadar önemsemiyor. Çok zeki gençlerimiz var. Pırıl pırıllar ama sabırsızlıklarına dayanamıyorum. Tecrübeyi ve eskilerin sözlerini çok kaale almıyorlar. 'Hep ben bilirim' diye bir gerçeklik olamaz. Tecrübe çok önemli bir şey. Sabırsızlık ve tahammülsüzlek nedeniyle evlilikler daha kolay bitiyor artık.

- Tek nedeni sabırsızlık ve tahammülsüzlük mü?
- Hayır elbette. Biz daha rahat bir ortamda büyüdük, trafik derdimiz yoktu. İnsanlar daha sakindi, bu kadar öfkeli değildi. Şimdiki gençler gibi bir takım lükslerimiz yoktu ama stres de yoktu. Bu ister istemez insanın ikili ilişkilerine de yansıyor. Hiç kolay değil böyle bir ortamda, insanın iyi bir özel hayatının olması.