Türkiye'nin en iyi haber sitesi

İşin sırrı herkesi koşulsuz sevebilmekte

Giriş Tarihi: 8.3.2014

Bir süredir Paris'te yaşayan Nehir Erdoğan ve Londra'da oyunculuk eğitimi alıp Türkiye'ye gelen İlker Kaleli'yi, Ozan Açıktan'ın yönettiği Silsile bir araya getirdi. Erdoğan ve Kaleli'yle filmi, kadın-erkek ilişkilerini konuştuk

Dün vizyona giren Silsile, sinema eleştirmenlerinden geçer not alan filmlerden. Yönetmenliğini yapan ve senaryosunu yazan Ozan Açıktan'ın gözünden Karaköy'de bir gecede gerçekleşen olaylar zincirinin anlatıldığı filmde Nehir Erdoğan, İlker Kaleli ve Tardu Flordun başrolü paylaşıyor. Nehir Erdoğan ve İlker Kaleli ile Silsile'yi konuşmak için bir araya geldik. 30'larında bir kadın ve erkeğin hayata bakış açısından başladık, bir süredir Paris'te yaşayan Nehir Erdoğan'ın anılarından, İlker Kaleli'nin Türk sinema ve dizi sektörüyle ilişkisine kadar birçok konuda konuştuk.
- Günümüzde kadınlar daha maskülenleşip, erkekler feminenleşiyor mu?
- Nehir Erdoğan:
Bir dönem 'Bu ne ya her sabah kalkıp, Haçlı Seferi'ne çıkar gibi, İstanbul trafiğinde mücadele ediyoruz' diye düşünüyordum. Bu tabii kapitalin istediği bir şey, işgücüne ihtiyacı var. Kadını işgücünün içine dahil ediyoruz ama evdeki işgücünde düzenlemeye gidilmedi henüz. - İlker Kaleli: Anadolu'nun bir köyüne gitsek bu değişimi keskin bir şekilde görebileceğimizi düşünmüyorum.
- Bu durum kadın ve erkeğin birbirini anlıyor olabilmesine olanak sağlıyor mu?
- N.E:
Bence geçiş dönemindeyiz. Günümüzde erkeğin görevlerini kadın da yapmaya başlayınca roller karışmış. Nasıl, erkek eve gelince, bir süre durmak, televizyona boş boş bakmak istiyorsa, ben de eve döndüğümde aynı topraklanmaya ihtiyaç duyuyorum. Bu sefer bir dengesizlik ve görev dağılımda bir kaos oluşuyor. Kendim de yaşadım. Bu yüzden mutsuz da oldum. Sabahın köründe çıkıp hayatın içerisinde mücadele edip, bir şekilde eve ekmek getirince evde daha pozitif, toparlayıcı olamıyorum, sertleşiyorum.
- Nasıl bir beklenti içinde oluyorsunuz eve döndüğünüzde?
- N.E:
Dengeme dönmek için zamana ihtiyaç duyuyorum. Toplumsal algı içerisinde erkek nasıl ki ayağını uzatarak rahatlıyorsa, ben de evdeki sorumululukları, 'Kimin karnı aç?'ı düşünmek yerine, beni rahatlatacak bir şeylerle ilgilenmek istiyorum.
- İ.K: Kadının maskülenleşmesi fikrine daha çok katılıyorum, erkeğin feminenleşmesine nazaran. Aynı iş ortamındaysak, bir erkeğin baskın olmasının nedeni yok. Ben çok çalıştığım bir gün eve gittiğimde, 'Çok yorgunum' diyorum, konu bitiyor (Gülüyor). Evet bunu siz kadınlar da yapabiliyor olmalısınız.

HER İLİŞKİ BİR ŞEY ÖĞRETİYOR
- Erkekler güçlü kadını uzaktan çok seviyor, yanında olmasını pek istemiyor gibi...
- İ.K:
Ben yanımdaki kadının güçlü olmasını tercih ederim. Bir kadının güçlü ve 'eyvallah'ının olmaması çok çekici.
- Güçlü bir kadınsınız, buna dair sorunlar yaşadınız mı?
-N.E:
Oldu. Yaşarken bunu böyle algılamadım. Ama bu kadın-erkek çatışmasıyla ilgili değil de, egoyla ilgili bir durum. Hayatı, insanları, sevgilimi gücüne ya da herhangi bir dışsal özelliğine göre değil, olduğu gibi sevebilmeye çalışıyorum. - Ya sizce ? - İ.K: Karşımdaki kendi gibi olabilsin. Güzel olan, iki insan bir araya gelince ne oluyor onu görmek ve karşındaki insanla kendini keşfetmek. Biriyle vakit geçiriyorum bir yanımı keşfediyorum. Başka biri oluyorum onunla farklı bir tarafım çalışıyor. Her ilişki bir şey öğretiyor.

Geceden sabaha kadar süren, çetrefilli bir hikaye

- Filmde aranızda nasıl bir ilişki var?
- N.E:
Dostluk, arkadaşlık, aşk ve suç ilişkisi var. Altı saatte, reel zamanda çekilen bir film. Gece başlayıp sabahın erken saatine kadar devam eden bir hikayeyi takip ediyoruz ki çekerken de sıralı çektik.
- Filme 'Evet' demenize ne neden oldu?
- N.E:
Ozan Açıktan'ın aklını ve kalbini seviyorum. Bu filmi çekerken, ben de bunların üzerinde düşünebilirim diyebileceğim şeyler var. Satır araları ve gerçekliği beni çok etkiledi. Ece, 'Ben bu kızı çok iyi tanıyorum' dediğim biri değil. Ama senaryoyu okuduktan sonra, 'Neden görünene değil de görünmeyene bakmıyoruz ki?' diye sorduran biri oldu.
- İ.K: Cenk'le kendimde daha önce keşfetmediğim şeyler keşfettim. Tutuk ve kendiyle bağlantısı kesik bir adam Cenk. Herkesin iyi olması için uğraşıyor. Son dönemde oynadığım rollerden çok farklı bir iç dünyaya sahip.

21 metrekare bir odada yaşıyorum

- İnsanlar sürekli birbirini yargılar halde... -
N.E:
Hayatta, sokakta etrafımızda gördüğümüz herkes, hepimiz annemizin bebeğiydik. Çok aciz biçimde onun memesine yapıştık. Büyük çoğunluğumuz en az bir kez âşık oldu. Aşk da bir acizlik hali olabilir. Bugün sokakta yürürken birbirimize bu anlamıyla dikkat etmiyoruz.
- Bu yüzden mi Paris'e gittiniz?
- N.E:
Bilmem, bu da vardır içinde. 2012 Aralık'tan beri Paris'teyim. Fransızca öğreniyorum. Günde beş saat derse giriyorum, çünkü Fransızca öğrenmek çok zor. Geçen yıl, 19 metrekare bir odada yaşıyordum, bu sene 21 metrekareye çıkabildim. Artık koltuğumu yatak haline çevirmek zorunda değilim. Küçülmek istedim ben. Bana konfor gibi gözüken şeylerden kurtulmak istedim. Tekrar cesur olmak ve risk almak istemeseydim bir şeyler öğrenemeyecektim. Giderken bir içgüdü beni itiyordu ama ne olduğunu ben de bilmiyordum. Beş senedir aklımda bir fikir vardı ama olmuyordu. Beklentisizlik ve borçsuzluk bana da Paris'te iyi gelen bir şey. Aşağıdan ya da yukarıdan bir ilişki kurulmuyor orada. Adım başı sanat olması şahane bir şey. Paris çok güzel bir şehir. Ama Türkiye'yi çok özlüyorum. Buranın hiperaktivitesinden de keyif alıyorum. Birçok yere gitmek istiyorum ama dönüp dolaşıp geleceğim yer burası.

Birey olmayı Londra'da öğrendim

- Londra'da küçük bir hayatınız varken burada gerçekten farklı bir durumun içine düştünüz...
- İ.K:
Benim de yaşadığım metrekare büyüdü. Burada olmaktan memnunum, ama Londra'daki yaşamıma dair özlediğim çok şey var.
- Londra'da size ilham veren şeyler neydi?
- İ.K:
Birbirinden çok farklı insanların, çok güzel bir şekilde bir arada yaşabildiği bir yer Londra. Birey olmanın, saygı duymanın ne demek olduğunu, insan hakları ve kültür denen şeyin ne demek olduğunu orada öğrendim. Sırf sokakta yürümek bile ilham verici Londra'da. Kendimi bulduğum ve zihnen özgür hissettiğim, yargılanmayacağımı bildiğim bir yer.
- Sokakta tanınmıyor olmak hoş bir his mi?
- N.E:
Biriyle sadece kendin olarak tanışmak çok güzel bir his. Kimse seninle ilgili ön bilgiyle yaklaşmıyor sana.
- Biri, 'Sadece şunu yaparak yaşayabilirsin' dese, ne yaparak yaşayabilirsiniz?
- N.E:
Gökyüzünü, denizi, ayı görmezsem yaşayamam. Ya düşündüm de, onda bile yaşarım. İnsan öyle garip ki, yaşam duygusu çok acayip bir şey, bir kere o anlaşmayı yapıp geliyorsun ve bitene kadar yaşıyorsun. Sevginin olduğu her yerde yaşarım.
- İ.K: 'Bu işi yapmasaydım ne yapardım?' sorusuna net bir cevap bulamıyorum. Müzik çok önemli benim için ama o da değil.
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
İşin sırrı herkesi koşulsuz sevebilmekte
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz