X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Akdeniz'in incisi Mallorca Adası
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Akdeniz'in incisi Mallorca Adası

  • Giriş Tarihi: 20.9.2014

Balear Adaları'nın en büyüğü, jet sosyetenin göz bebeği. Endülüs etkisi belirgin olan Mallorca güzel plajlara da sahip

İspanya'nın güneyindeki Mallorca, bazı kaynaklarda 2 bin 600 seneden bu yana yaşanan bir ada olarak biliniyor. Tarihine bakıldığında; en uzun hâkimiyet 400 seneye yakın bir zamanla, Arap ve Müslümanlarda. Zaten saray ve evlerdeki mimaride Endülüs etkisi hakim. Palma, Mallorca, Minorca, Ibiza ve Formentera'dan oluşan Balear Adaları'nın başkenti ve Mallorca nüfusunu yarıdan fazlasının yaşadığı adanın en kalabalık şehri. Tipik bir Akdeniz şehrine benzeyen bu adada, yazın nüfus birkaç katına çıkıyor. Havaalanı şehre çok yakın ve ulaşım kolay. Ama koyları ve diğer şehirleri rahat gezebilmek için araba kiralamanızı öneririm. Araba kiralamak çok cazip, fiyatlar çok uygun. Bir harita ile her yeri gezebilirsiniz. Adada, İspanya kültürünün yanı sıra, buraya özel keşfedilecek birçok şey bulabilirsiniz. 1952 yılı Mayıs ayında ilk charter uçağının adaya inmesiyle başlayan "her şey dahil turizm" sistemi Mallorca'yı Almanya ve İngiltere'nin gözde tatil mekanı haline getirdi. Adada artık her şey dahil turizm yapılmıyor ve yerel üretici destekleniyor. Mimari yapıdaki Arap-Endülüs etkisi hemen hissediliyor. Özellikle gotik tarzda inşa edilen La Seu Katedrali camiden çevrilmiş bir yapı. Binanın temellerinde ve müştemilatında cami duvarlarını ve pencerelerini görmek mümkün. Mallorka, sadece İspanya'nın değil, dünyanın en önemli turistik adalarından biri. İspanya Kraliyet Ailesi'nin yanı sıra 20 bini aşkın Avrupa jet sosyetesi üyesine de ev sahipliği yapıyor. Merkez Palma şehri aynı zamanda gece hayatının da önemli merkezlerinden. Özellikle, perşembe, cuma, cumartesi geceleri sabahlara kadar süren eğlence hayatı ve haftada bir kez yapılan Ibiza partileri, eğlenceyi sevenler için kesinlikle görülmeye değer.

ŞİRİN VE GÜZEL KASABA VALL DE MOSSA
Kasabanın en görülmeye değer tarihi yapısı çok eski tarihlerden kalan manastırı. Bina, içinde binbir çeşit bitki ve çiçeğin bulunduğu bir iç bahçenin etrafında dönüyor. Ayrıca her bir hücrenin binanın dış cephesinde kalan "kendine özel" diyebileceğimiz minik bahçeleri var. Manastır koridorları çok geniş, serin ve loş. Bu mekan şu anda müze olarak kullanılıyor. Koridorda yan yana sıralanmış yüzyıllar öncesinin eczanesini, kütüphanesini, yemek salonunu görmek çok etkileyici. Örneğin manastır eczanesinde her şey aynen duruyor, ilaç kavanozlarının, şişelerinin, kaselerinin güzelliğini, orjinalliğini tarif etmek zor. Manastır, 19. yüzyılda sadece çok özel müşterilerin kabul edildiği, bir tür "inziva" oteli olarak da hizmet vermiş bir süre. Bu dönemin en önemli ve meşhur müşterisi ise Frederik Chopin. Chopin, Kasım 1838-Şubat 1839 arasında kış mevsimini sevgilisi ünlü Fransız yazar George Sand ve onun iki çocuğu ile birlikte burada geçirmiş. Kullandıkları iki oda (Chopin'in üç piyanosu ile birlikte) bugün aynı şekilde duruyor ve "Chopin Müzesi" olarak hizmet veriyor.

ZEYTİN VE BALIK ÜZERİNE KURULU MUTFAK
İspanya ve adalarının geleneksel yemeği olan; pirinç, safran ve özellikle deniz mahsülleri ile hazırlanan paella bizim damak zevkimiz de uygun. İspanyollar akşam yemeğinde genellikle çorba ve daha çok da hafif olduğu için balık yiyorlar. İspanyol mutfağı balığa ve deniz ürünlerine dayalı bir mutfak. Bir Akdeniz ülkesi olmasından dolayı sarımsak ve zeytin de çok kullanılıyor. Ayrıca et ve bakliyat da bu ülkede çok tercih edilen besin maddeleri arasında.

ÜNLÜ RESSAM MİRO'NUN MALLORCA'SI
Kısa bir süre Paris'te yaşadıktan sonra ünlü Katalan ressam Miro, Mallorca Adası'na sadık kalmış. Özellikle de 1970'lerde evine çok yakın olan 17. yüzyıldan kalma ahır olarak kullanılan binayı atölye olarak kullanmış. Miro'nun ünlü mimar Sert tarafından tasarlanan atölyesi de bugün yaşamayan sanatçı atölyeleri içinde nadide bir örnek. Kendi müzesi burası Miro'nun. Bazı eser ve eşyaları gerçekten de bir müze titizliğinde Miro tarafından camekan dolapların arkasında yerini almış. Neredeyse yüzde 100 beton ama organik formuyla atölye hayatını tam da Miro'nun öylece bıraktığı gibi yansıtan bir yer ve mutlaka görülmeli.