X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Beni hastalık değil sahneye çıkamamak öldürür
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Beni hastalık değil sahneye çıkamamak öldürür

  • Giriş Tarihi: 20.9.2014

Çok kısa bir süre önce hayatının kadınını buldu ve evlendi Serdar Ortaç. Hemen ertesi gün MS hastası olduğunu öğrendi. Ortaç hastalığını, evliliğini ve hayallerini anlattı

Dile kolay Serdar Ortaç tam 20 yıldır hayatımızda. 90'lı yıllarda yaşanan pop fırtınasından geriye kalan ender starlardan biri o. Onunla birlikte rüzgar gibi esen nicesinin, şimdi nerede olduğunu bilen yok. Ama Serdar Ortaç o fırtınadan sağ çıkmayı başardığı gibi popülaritesini de hiç kaybetmedi. Yazdığı şarkılar dilden dile dolaştı. Kısa bir süre önce İrlandalı model Chole ile evlendi. Ve daha evliliğinin tadını çıkaramadan çok ciddi bir hastalığı olduğunu öğrendi. MS hastasıydı Ortaç. Kimi üzüldü kimi inanmadı bu habere. Peki Ortaç ve eşi ne yaptı bu haber karşısında? Ortaç hastalığını, evliliğini ve hayallerini anlattı...

- Önce en önemli konudan hastalığınızdan bahsedelim. İşin aslını anlatır mısınız?
- Aslında hastalığım 1998 yılında başlamış. Askere gideceğim dönemde sol gözüm iltihaplandı. Doktora gittim, sol gözüm hiç görmüyordu. Göz retinamın arkası iltihaplıymış. Üstelik bu hastalığın tedavisi de yok. Kontrol ettiler ve bana 'askere gidemez' raporu verdiler. İşte o an kıyamet koptu. Ne vatan hainliğim kaldı, ne hapse girmediğim...

- Nasıl yani? Tek gözü görmeyen bir adama neden bunları yapsınlar?
- Raporu götürdüğüm şube bana inanmadı. "Yurtdışına çıkıyorsun, konserler veriyorsun, turp gibisin" dediler. Ben hiç itiraz etmedim. "Seve seve gider vatani görevimi yaparım" dedim. Ama görmüyorum işte... Yapacak bir şey yok. Gözüm bu halde iken gitmem faydadan çok zarar olacak. Çünkü zaten kanunlar böyle.

- Sonuçta askerlik yaptınız mı yapmadınız mı?
- Asıl ilginç olaylar bu olaydan sonra devam etti. GATA bana 'gerçekten gözü görmüyor, çürüktür' raporu verince askere alınmadım. Ama bununla kalmadı. Ankara'da sahne aldığım bir gece dört inzibat geldi. "Yürü askere" dediler. Sanki kaçıyormuşum gibi... Sorgu sual yok, direkt hapis yattım 66 gün.

- İtiraz etmediniz mi?
- Ettim tabii... Ama kim dinler? Günah keçisi oldum bir anda. Suçum ne? Bugün de bana saldıranlara bakıyorum. Suçum ne? Yine hasta olmak!

- Ama siz bildiğim kadarı ile ilk bedelli döneminde askerliğinizi yaptınız.
- Evet bak herkes bilmez, bunu da anlatayım başlamışken. Bedelli çıktı, baktım yaşım da tutuyor. Ben de "Bu adam çürük oldu, askerlik bile yapmadı" demesinler diye hapisten çıktıktan hemen sonra askere yazıldım ve Sivas'a gidip askerliğimi yaptım. Ama öyle çok kolay geçti sanmayın. Orada da başka bir alem oldu benim askerliğim. Ben yerleri silerim, biri gelir şarkı söylememi ister, Karabiberim'i söylerim. 10 dakika sonra başka biri başka bir şarkı ister. (Gülüşmeler) İşte böyle hayatın dersini verdiler orada bana.

- Tekrar hastalığa dönelim. Hiç mi anlamadınız mı durumu?
- Yok önceleri anlamadım MS olduğumu. Aslında 1997'den beri ben MS hastasıymışım. Son 10 yılda bazı ataklar geçirdim. Yürürken ayaklarıma birden kırılma geliyordu. Birkaç kere de sahnede başıma geldi. Evlenene kadar bunu ciddiye almadım. Son ciddi atak düğünde merdivenlerden inerken geldi. Ertesi gün eşimin ısrarı bu hastalığın teşhisinin konmasına vesile oldu.

İÇKİYİ ÇOK SEVMEM
- Chloe biliyor muydu bir rahatsızlığınız olduğunu?
- Evet adının MS olduğunu bilmesek de üç yıldır bende bir durum olduğunu biliyordu. O benimle hasta hasta evlendiğinin farkındaydı. Her an birlikteydik ve bende bir şeyler olduğunu görüyordu ama nedenini ikimizde bilmiyorduk.

- Evlenmeden önce hasta olduğunuzu bilmesi onun kararını olumsuz etkilememiş...
- Ona direkt sordum. "Bak hayatım ben gördüğün gibi rahatsızlanıyorum. Benimle evlenmek zorunda değilsin, vazgeçelim" dedim. Ama bir an bile tereddüt etmedi. Bana evliliğin, bir yuva kurmanın anlamını bir kez daha gösterdi. Biz şu an evliliğin 'hastalıktasağlıkta' durumunu gerçek manada yaşıyoruz.

- Bazı doktorlar sizi eleştirdi. Güneşe çıkmanız, sahne hayatına devam etmeniz eleştirildi. Ne diyorsunuz bu konuda?
- Ama unutulan çok önemli bir şey var ki, o da şu; ben hasta olduğumu kabul edip hastalığımı hasta gibi yaşasaydım bu olumlu sonuçları alamazdım. Doktorumun ilk söylediği şu oldu bana: "Ben hastayım dersen asla iyileşemezsin." Ben de öyle yaptım. Benim konserlerim maalesef gece oluyor. Ama ne var ki benim en mutlu, en huzurlu olduğum yerlerden biri de sahnem. Beni hastalık değil, sahneye çıkmamak öldürür. Benim için en büyük terapi sahnede olmak.

- Emekli olmak yok diyorsunuz yani?
- Ben daha yazacak çoook şarkı var diyorum.

- Alkol de bu hastalığın düşmanı değil mi?
- Tabii ki öyle. Ben zaten alkol seven biri değilim. Karım da öyle. Biz evde içki içen bir çift değiliz. Hele hasta olduktan sonra asla eve sokmadık. Aslında çocuklukta bile içkiden nefret ederek büyüdüm. Babam bazen içerdi. Biz de annemin üzüldüğünü gördükçe alkolden nefret ederek büyüdük.

- Evliliğe gelelim yine. Nasıl verdiniz bu kararı?
- Evlilik, insanın aldığı en zor kararlardan biri ama şunu net söyleyebilirim, hayatının kadınını bulunca bir an bile tereddüt etmiyor insan. Ben hayatımın kadınını buldum ve evet dedim işte.

- İrlanda'ya gittiniz! Evlenme teklifi vs. nasıl gelişti?
- Ben Chloe'yi babasından Türk usulü istedim. Babası ile gerçekten iki dost gibi oturup uzun uzun konuştuk. Babası bana "Evlenmeniz şart değil, üç yıldır birliktesiniz, biraz daha bekleyin" dedi. Ama ben istemedim. Çünkü dünyaya gelecek çocuğumun (inşallah) evli bir anne babadan dünyaya gelmesini istedim.

- Çocuk konusu sıkça soruluyor. Sizden duyalım bunu.
- Çocuk çok istiyorum. Hastalığım da buna mani değil kesinlikle. Eşim iki yıl sonra yapalım diyor. Tabii onun yaşı genç, ben ise 44 yaşındayım. Hemen olsun istiyorum. İkimiz de kızımız olsun istiyoruz. Chloe'ye benzeyen pırıl pırıl, ışıl ışıl bir kız çocuğu.

HER ZAMAN MÜTEVAZI OLMAYI TERCİH ETTİM
- İlk Serdar Ortaç albümü 17 Ağustos 1994'de çıkmış. Neden sessiz sedasız bir 20. yıl?
- Ben tozu dumana katanlardan değilim. Mütevazı olmayı tercih ettim daima. Çünkü bu benim karakterim. Bu 20 yılda kaç beste yaptığımı bile hatırlamıyorum. Hatta bırakın besteyi, kaç kişiyi zirveye taşıdığımı bile saymadım. Binlerce bestem var. Bunlar yetiyor. Daha nice 20 yıllara...

- Sevenleriniz belki ister bir 20. yıl kutlaması!
- Sevenlerim çok... Sağ olsunlar, var olsunlar. Ama gördüm ki sevmeyenlerim de çok. Üstelik beni sevmeyenlerin hep bir bahanesi oldu. Bunun farkındayım ama bu kadar dışlanmayı, hor görülmeyi hak etmedim. Ne yapsam göze batıyor. O yüzden gösterişli kutlamalar vesaire yapmıyorum, albüm yapıyorum, sevenler alıp dinliyor.

- Peki bu kadar hit olmuş, dillerde pelesenk olmuş şarkıları tekrar yorumlamak gibi bir projeniz yok mu?
- Benim hit olmayı bekleyen daha onlarca bestem var. Bırakın onları gün yüzüne çıkarayım. Simidi sıcacık fırından taptaze yemek mi güzel, yoksa akşam mikrodalgaya koyup ısıtınca mı güzel? İşte bazıları simidi ısıtıp yiyor. Ben öyle sevmiyorum ne yazık ki. Ama bir de şöyle bir şey var; mesela Barış Manço rahmetli oldu, Mehmet Erdem, oğlu Doğukan ne güzel şarkılarını okuyup yaşatıyorlar. Ancak ben ölünce birileri de çıkar bu şarkılara yeniden hayat verir işte. Aslolan, değerli olan da budur.

GEÇMİŞ OLSUN İÇİN İLK TARKAN ARADI

- Küs olduğunuz birileri var mı? Hastalığınız duyulunca kimler aradı?
- Küs olduğum hiç kimse yok. Belki bana küsen vardır. Onu bilmiyorum. Hastalığım duyulduğunda beni sanat camiasından ilk arayan Tarkan oldu. O bu konularda çok vefalı. Aradı, konuştuk. Sonra hemen hemen herkes aradı diyebilirim. Ebru da aradı, Orhan Abi de... Zaten aramasalar da benim öyle takıntılarım, vefa takıntım olmaz. Ölsem yine olmaz. Öldükten sonra cenazeme kimse gelmese ne olur ki? Kardeşim, annem orada olsun yeter! Herkes görevini yapar o kadar.

YILLARDIR SUÇLANIYORUM
- Geriye dönüp baktığında "Hayatımda keşke olmasaydı" dediğin şeyler var mı?
- Keşke "O gece hiç yaşanmasaydı" dediğim malum MGD gecesi. Ve ben yıllarca "Keşke hiç orada olmasaydım, keşke o sahnede ben olmasaydım, keşke kurban seçilen ben olmasaydım" dedim durdum. Daha 26 yaşında her şeyden bihaber o sahneye kurban seçilip çıktım. O gece herkes sıyrılıverdi işin içinden. Bense yıllarca suçlandım. 26 yaşında yaptığım bir şeyle 44 yaşımda halen suçlanıyorum. İnsan 10 yılda bir değişir. Herkes kendi 26 yaşını hatırlasın. Aynı mı kalıyor insan? Ya da aynı mı düşünüyor? Rahmetli Ahmet Kaya hayranlarından yüzlerce defa özür diledim, diliyorum da. Ama şunu bir türlü anlatamadım; ben kendimi bildim bileli dil, din, ırk ayrımı yapmadan, insanları ayırt etmeden yürekten seven biriyim. Herkese saygı duyan biriyim. Böyle olmama rağmen halen anlamıyorum neden ben? İlahi adalete inanıyorum. Bana bunu yaşatıp geri çekilenlerin de bir gün aynı şeyleri yaşayacağını düşünüyorum. Ama keşke ben bunları hiç yaşamamış olsaydım. Hayattaki en büyük pişmanlıklarımdan biri bu oldu.