X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Bu eşyaların hatırı da var hatırası da...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Bu eşyaların hatırı da var hatırası da...

  • Giriş Tarihi: 20.9.2014

Yeni kuşak her şeyi hazır bulduğu için kullanılan gündelik eşyalar hep hayatında varmış gibi gelir. Ancak hayatımızın vazgeçilmezlerinden olan buzdolabı, ped, çamaşır makinesi, bebek bezi, ıslak mendil, şofben, kot gibi eşyalarla tanışma maceramız o kadar da eski değil

Her şeyi doğar doğmaz kucağında bulan genç kuşakların günlük hayatımızı kolaylaştıran birçok eşyanın sağladığı rahatlık üzerine kafa yormasını bekleyemeyiz elbette. Bugün birçoğu için sıradan sayılabilecek eşyaların hayatımızda nasıl bir karşılığı olduğuna dair şahitliği biraz eski kuşakta aramak gerek. Bebeklerin altına bağlanan hazır bebek bezlerinin yerine kumaş ya da naylon bezleri kullanıp külle yıkanan çamaşırları ellerinde saatlerce çitileyen ya da tokaçlayan annelerinize, kot pantolon ile Özal sonrası tanışan babalarınıza, şofben ile sıcak suya kavuşmayı bir devrim gibi gören aile büyüklerinize sorarsanız size bunları anlatacaklardır. 40-50 yıllık bir tanışma geçmişimiz olan bu eşyalar aynı zamanda size Türkiye'nin geçirdiği sosyal ve ekonomik değişimlerinin ipuçlarını da verecektir. Evet şimdi teknolojik gelişmelerin çok hızlandığı bir çağı yaşıyoruz ve yeni nesil için kullandıkları ürünlerin ortaya çıkma ve kaybolma hızı beş bilemediniz 10 sene ile sınırlı. Ancak buna rağmen birçoğumuz için hâlâ hayatımızın vazgeçilmezleri olan eşyalar var. Kendisi için küçük ama ilk tanışanlar için büyük anlamı olan bu ürünlerden bir derleme yaptık sizler için. Hayatımıza katılan eşyaların kısa tarihine yolculuk başlıyor.

Bebek bezi: Çocuklarının altını kumaş ya da naylon bezle değiştirmek zorunda kalan ve bu bezleri yıkamaktan helak olan annelerin kaderini tek kullanımlık bebek bezleri değiştirdi. 1956 yılında icat olan bebek bezi ile Türkiye 1986 yılında tanıştı. Çocuğunu bebek bezinin icadından sonra doğuran anneler kendilerini ne kadar şanslı addetseler yeridir.
Çamaşır makinesi: Çamaşırı plastik leğenlerin içinde ovuştura ovuştura yıkamaktan, çeşme başlarında kaynayan suyun içinden çıkardıklarını tokaçlamaktan bitap düşen kadınların imdat çığlığı 1947 yılında duyuldu. 1959'da ilk yerli üretimi yaptık. Türkiye'de 1970'lerde patlayan çamaşır makinesi satışları kadınlara soluk aldırdı. İlk zamanlarda şimdiki gibi tam otomatik, zaman ayarlı ve kurutmalı makineler yerine yerinde durmayan ve yürüyen merdaneli çamaşır makineleri vardı elbette. O makinelere ne oldu dersiniz? Bir çoğu ayran yapmak için kullanılan bir yayık cihazına dönüştürüldü.
Deterjan:
Çamaşır makinesinin vazgeçilmezi olan deterjan çamaşırları meşe külüyle ya da kalıp sabunlarla saatlerce çitilemek zorunda kalan kadınların hayatındaki büyük bir zorluğu da temizledi. 1913'te Belçikalı kimyacı A.Reychler'in bu icadı çamaşırları çabucak beyazlattı ama güç çözünen kimyevi yapısıyla da çevre kirliliğine maliyet bindirdi. Şimdi tabletinden yumuşatıcısına kadar envai çeşidini market raflarında gördüğümüz detarjanlar ile 1963 yılında tanıştık.
Şofben: Kombilerden önce kullandığımız ve hâlâ da yaygın olarak kullanılan şofben 1931 yılında Almanya'da yapıldı.1980 sonrasında Türkiye'ye giren şofben önce tüplü idi, sonra elektrikli hâle çevrildi. Gerçi banyonun tam ortasında birden suyun soğumasını, tüpün bitmesini ve zehirlenme vakalarını bir kenara bırakırsak hayatımızı daha uzun yıllar ısıtacak gibi görünüyor. Sıcaklığına alıştık ama ismine alışamadık bu nesnenin. Adını hâlâ yanlış şekilde 'şohben' diye telaffuz eden bir çok insan var.
Kot pantolon:
1850'lerde çadır bezi üreticisi olarak çalışan Levi Strauss'un işçiler için icat ettiği blue jean biz de kot olarak karşılık buldu. Türkiye'deki ilk kot üretimini yapan Muhteşem Kot'un 1960 yılında yaptığı bu pantolon 'kot' markasıyla köylüler ve işçiler tarafından tutuldu. Özallı yıllara denk gelen 80'lerdeki serbest piyasa ekonomisiyle yabancı markalara hücum olunca kadın-erkek ayrımı olmaksızın kot pantolon herkesin vazgeçilmezleri arasında yerini aldı. Özgürlük sembolü olarak pompalandı. Tophane'deki Amerikan Pazarı, bir dönem kot meraklılarının uğrak yeriydi.
Sütyen:
1913'te New Yorklu Mary Pheps Jacop tarafından icat edilen sütyen Türkiye'ye 1964'te Avrupa'daki işçiler tarafından kaçak olarak getirilmeye başlandı ve önce Amerikan pazarlarında satıldı.
Kol saati:
Dedelerimizin kullandığı köstekli saatlerden kol saatine geçmemizin üzerinden tam 90 yıl geçti. Bir çocuğun saat takmasının büyümenin ilk emarelerinden sayılması ise 1970 sonrasının algısı... Casio marka lcd ekranlı dijital plastik saatler ise bir döneme damga vuran saatlerden. Eskiden pahalı olan ve statü sembolü sayılan saatler şimdi köprü üstlerinde "Beş lira abijim beş!" diye bağıran Afrikalı seyyar satıcılara kadar düştü. Son beş yılda ithalatına bir milyar dolar harcadığımız düşünüldüğünde hâlâ bir aksesuvar olarak tercih edildiğinin göstergesi. Son teknoloji icadı olan akıllı kol saatleri çok yakında cep telefonlarının pabucunu dama atacak gibi görünüyor.
Hijyenik ped:
Kadınların kullandığı hijyenik pedlerin ilk ortaya çıkışı 1. Dünya Savaşı'nda hemşirelerin tampon amaçlı kullanılan selikoton adlı malzemenin emiş gücünün fazla olduğunun fark edilmesiyle başlıyor. Türkiye'de yaygınlaşmaya başlaması 1975'leri buluyor.
Röfle:Röfle gölge, kadınların vazgeçilmezlerinden. 40 yıldan beri uygulanan bu sistem hâlâ kadınların gözdesi olmayı sürdürüyor.
Ütü: Kömürle çalışan ütülerden elektrikli ütülere geçiş 1905 yılında başladı. 1930'lardan sonra ise dünyada yaygınlaştı. İlk buharlı ütünün Türkiye'ye geliş tarihi ise 1971. Geliş o geliş!
Halı süpürgesi:
Bir dönem elle temizlik yapma imkanı veren 'gır gır'lar modaydı. 1960'lı yıllarda "Gır Gır" firmasının patentli markası olduğu için bu tür süpürgelerin genel bir isim oldu. "Gır Gır giren eve dırdır girmez", o yıllarda reklam sloganıydı. Neyse ki sonrasında elektrikli halı süpürgelerine kavuştuk da kadınların bitmek bilmeyen temizlik dırdırı da sona erdi.
Cep telefonu:
Artık en son modeli büyük-küçük herkesin elinde. İlk yapılan cep telefonu bir tuğla gibiydi. Telefon 850 gr. ağırlığında, 25 cm yüksekliğinde ve 4 cm genişliğindeydi. Geldiği noktayı biliyorsunuz ama gideceği nokta henüz meçhul. Türkiye'de ilk cep telefonu görüşmesi 1994'te Tansu Çiller ile Süleyman Demirel arasında gerçekleşti.
Bankamatik:
ATM denilen para çekme cihazları Türkiye'ye ilk defa 1982 yılında İş Bankası tarafından, Bankamatik ismiyle kuruldu. ATM'lere bankamatik adını vermemizin nedeni budur.
Mikrodalga fırın:
Mikrodalga fırın 1946'da icat edildi. İlk modeller ABD'de 1940'ların sonunda piyasaya sürüldü. 1970 sonrası ülkemize geldi. Şu an evlerin olmazsa olmazlarından.
Naylon ya da külotlu çorap:
Amerikalı Allen Gant Senior tarafından 1959'da icat edilen naylon çoraplar kısa sürede bir moda halini aldı ve 1970'lerden sonra ülkemize de sıçradı.
Maskara/Rimel:
Kirpikleri ok ok eyleme dürtüsünün bir tezahürü olan maskara 1950'de icat oldu. Kadınlar ilk Fransız Rimmel markası ile tanıştığı için maskaranın adı rimel oldu. Türkan Şoray kirpiği modasıyla yaygınlaşan rimeli 1975'ten beri kullanıyoruz. Artık her rengi var.
Saç kurutma makinesi:
İlk saç kurutma makinesi ABD'de 1920 yılında piyasaya çıktı.1951'de elde taşınan küçük modelleri yapıldı ve 70 sonrasında ülkemizde yaygınlaştı.
Buzdolabı:
Ev kullanımına uygun ilk buzdolabı 1913 yılında Chicago'da yapıldı. Buzdolabı Türkiye'ye 1930'larda girdi. 1961'da ilk yerli üretimi yapabildik.
Alüminyum kaplar:
1820'lerde Avrupa zenginleri tarafından kullanılmaya başlanan alüminyum yemek takımları bizde 1950'lerde moda oldu. İlk başlarda bir statü sembolü olan bu maddeden yapılan tava, tencere, çaydanlık, tabak bakırın hükümranlığını sona erdirdi. Hâlâ yaygın şekilde kullanılıyor.
Ruj:
"Önemli olan ruj değil ruh güzlelliğidir" desek de dünyada kadınların en çok rağbet gösteridiği bir makyaj malzemesi ruj. 1930 yılında bugünkü gibi tüplerin içinde pazarlanmaya başlamasıyla da hızla dünyaya yayıldı.
Mayo:
Mayonun trendini 1940'larda plaj güzelleri ve fotomodel kızların fotoğrafları yaygınlaştırmış olmalı. Yeşilçam filmlerinde etkisiyle de ülkemizde bir modaya dönüştü. 1946'da Paris'te tanıtılan bikini ise sektörü kökünden değiştiren bir gelişme idi.
Diş macunu:
1802 yılında icat edildi, uzun yıllardır hayatımızda. Eczacı Necip Avni Akar 1927'de kurduğu fabrikada Necip Diş Macunu adıyla ilk üretimi yaptı.
Süt tozu:
Türkiye'ye ilk olarak Amerikan Marshall yardımlarıyla gelen süt tozu 1948'de girdi. Süt tozu ile birlikte gelen yardımlardan birisi de krem peynir idi.
Islak mendil:
Onlarca farklı ıslak mendil 1992 yılında Türkiye'ye girdi. Annelerin, lokanta sahiplerinin imdadına yetişen bu icat çantamızın vazgeçilmezlerinden.
Tıraş bıçağı:
Erkeklerin tıraş problemine büyük kolaylık getiren tıraş bıçağı 1917 yılından beri hayatımızda. 1917'de Kartal Çelik dünyanın ikinci tıraş bıçağını üretti ve Zaza markasını çıkardı. Sonrasında Çelik, Permasharp New York'la anlaşıp, Türkiye'de Perma Sharp'ı üretti. 1977'de oynar başlıklı ilk çift bıçaklı tıraş makinesi piyasaya sürüldü. 1983'de Derby, Türk pazarına girdi.
Kontakt lens:
Gözlük kullanmaktan hoşlanmayanlar ya da daha farklı renk gözlere sahip olmak isteyenlerin rağbet gösterdiği kontakt lensin Türkiye'deki macerası 1980 yılında başladı.
Lastik çizme:
18. yüzyılda Hessen botu adı verilen ve İngiliz ordusu tarafından kullanılan çizmelerle rahat edemeyen Wellington Dükü'ne rahat etmesi için kunduracısının yaptığı çizmeler zamanla ordu içinde yaygınlık gösterir. 1. Dünya Savaşı sırasında yaygınlaşan ve 2. Dünya Savaşı'nda da ordu mensupları arasında popülerliğini koruyan çizmeler, sivil halk tarafından da kabul görür. Lastik çizmeler çeşitli boy ve desenlerde 1960'lardan bu yana ayağımızda.
Tayt:
Ortaçağ'da erkekler tarafından bacakları ısıtmak için kullanılıyordu. Yani bizim içlik dediğimiz şey aslında. 1800'lü yıllarda birçok ülkede askerlerin giydiği bir üniforma haline gelen bu giysi 1980'lerdeki aerobik akımıyla günlük hayatın giysisi olarak tahta oturdu.
Borcam:
1955 yılında hayatımıza dahil olan ve her genç kızın çeyizinde bulunması elzem olan Borcam bir Paşabahçe icadı. Ev aldın, evlendin, doğum yaptın fark etmez, hemen bir Borcam gelir komşudan. Örf ve adetlerimiz arasına girecek kadar yaygınlaşan Borcam standart bir hediye olduğu için genelde paketi açılmadan tutulur ve en kısa vakitte başkasına hediye olarak götürülürdü. Kimbilir belki de bir tane Borcam üretildi ve o hâlâ dolaşıyor.

H. Salih ZENGİN