X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin!

  • Giriş Tarihi: 27.9.2014

Yönetmen Tayfun Pirselimoğlu ölüm ve şehir üçlemesi Rıza, Pus ve Saç'ta adeta tarihinden, kadim kültüründen soyutlanmış neredeyse yeraltında yaşayan insanların puslu İstanbulunu anlatmıştı. Ezber bozan, can sıkan, giderek can yakan ama nihayetinde çürüyen ve bunu da kanıksayan insanların hikayesiydi anlatılan. Pirselimoğlu, son filmi Ben O Değilim'de İstanbul yerine İzmir'i mesken tutuyor ve kendisine çok benzeyen bir adamın kimliğinde yaşamaya başlayan işçi Nihat'ın hikayesini anlatıyor. Kimlik meselesi yönetmenin, kimi romanlarında ya da filmlerinde rastladığımız bir mesele. Ama bu filmde ana tema olarak öne çıkarıyor. Nihat adeta bir 'hayat avcısı.' Kendi hayatında kıramadığı rutin döngüden bir tesadüf sonucu, Necip'in hayatını ele geçirerek kurtulmaya çalışıyor. Adım adım bir başka adam olurken başına gelecekleri çok da dert etmiyor. 'Şuursuzca' Necip olarak yaşama heveslisi. Ben O Değilim, Nihat'ın kimlik değiştirip Necipleşmesinin nedenleriyle pek ilgilenmiyor. Nihat'ın bu tuhaf yolculuğuna odaklanıyor daha ziyade. Lakin bu tuhaflık aslında çok da tanıdık! Yaşadığımız bu ahir zamanlarda, insanların yaşadığı hür türlü kimlik kargaşasının sinemamızdaki tezahürü sanki film. İnsanın kendi gerçekliği ile yüzleşip kendi yolunu bulma çabasına girme cesareti gösteremeyince, önce taklit sonra da kopya kişiliklere bürünmesinin öyküsü biraz da. Hatta Nihat'ın bunu bir takıntı haline getirmesi ve kopya kişiliğe bürünmeyi başka insanlara dayatmak istemesi yaşanılan kimlik kargaşasının 'vehametini' de ortaya koyuyor. Pirselimoğlu, katmanlı ve çağrışımlı hikayesini anlatırken, belki yine karamsar bir atmosfer kuruyor ama önceki filmleri kadar yoğun değil bu karamsarlık hali. Angelopoulos'un görüntü yönetmeni olarak bilinen Andreas Sinanos'un kadrajlarında bir ferahlık var. Yönetmen karakterlerine daha fazla söz hakkı tanıyor. Olay örgüsüne ağırlık veriyor. Bunun için yönetmenin sinemasında hikayeye biraz daha alan açtığı söylenebilir. Pirselimoğlu, bu tercihini de sinematografik ustalığıyla yoğurup ortaya 2014'ün en iyi Türk filmlerinden birini koyuyor... Her filminde oyuncu keşfeden bir yönetmen Pirselimoğlu. Bu filmdeki keşfi de Maryam Zaree. İncelikli, pürüzsüz ve sade bir performans sunuyor bize Zaree. Filmin lokomotifi olan Ercan Kesal ise her zamanki gibi iyi. Zaree ile kıvamında bir ikili oluşturuyorlar. Lakin bu filmdeki Kesal'ın dingin performansı onun oyunculuğunu da kristalleştiriyor. Kimlik, alt kimlik, üst kimlik, sanal kimlik... Kimlikle derdimiz çok! Altın Lale'li, kimlik meselesini farklı bir noktada tartışmaya açan Ben O Değilimhem haftanın en iyi seçeneklerinden biri, hem de yönetmenin en iyi filmlerinden...

ALTIN KOZA SEÇKİSİNİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ!
Adana Altın Koza Film Festivali'nin genel programı nitelikliydi. Bir yanda Gelin, Susuz Yaz gibi sinemamızın klasikleri gösterilirken diğer yanda Kış Uykusu dahil olmak üzere Cannes seçkisi seyircinin karşısına çıktı. Lakin festivalin vitrini niteliğindeki Ulusal Yarışma'nın zayıf olması bu nitelikli programı gölgeledi. 12 filmin yer aldığı Ulusal Yarışma'da yer alan filmlerin çoğu vasattı. Firak, Yola Çıkmak festivalin en vasat yapımlarıyken, zaten öne çıkan Toz Ruhu, Neden Tarkovski Olamıyorum?, Deniz Seviyesi, Balık, Yağmur-Kıyamet Çiçeği de festivalden ödülle ayrıldı. Ama işin aslı herkesi memnun edecek dört dörtlük bir film yoktu Adana'da ve geçmiş yıllarda Antalya Film Festivali'nin Ulusal Yarışma seçkisinin yarattığı hayal kırıklığını bu kez bize Altın Koza yaşattı. Seçkinin iyi olmaması amiyane tabirle biraz mahsülle ilişkili. Eğer o yıl iyi filmler arka arkaya çekilip festivallerde görücüye çıkarsa festivallerin de çıtası yükseliyor. Ama son beş yılı düşününce şöyle bir tablo çıkıyor karşımıza. İddialı film çeken sinemacılar arka arkaya düzenlenen bu iki festivalden hangisine ağırlık verirse diğeri hayal kırıklığı yaşatıyor. Bu yıla kadar Adana ilgi odağıydı onun için Altın Koza'nın ulusal yarışma seçkisi belli bir seviyenin üzerinde seyrediyordu. Bu yıl odak noktası Antalya'ya kaymış anlaşılan. Bunun için de Altın Koza'nın seçkisi tartışılıyor. Hal böyle olunca insanın aklına şu soru geliyor: Türkiye sineması iki festivalin seviyesini yükseltecek kadar çok nitelikli film üretimi yapamıyor mu?