X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ruhum 25! Ah bir de aynalar olmasa
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ruhum 25! Ah bir de aynalar olmasa

  • Giriş Tarihi: 1.11.2014
Ruhum 25! Ah bir de aynalar olmasa
Ruhum 25! Ah bir de aynalar olmasa

Bugün Hıncal Uluç'un doğum günü. 75 yaşında... Alıp pastamızı kutlayalım ve ömür muhasebesini dinleyelim dedik. O şen kahkahasıyla karşıladı bizi. Hep güzelliğin peşinden koştuğunu söyleyen Uluç "İyi yaşadım. Yarın gidersem içimde uhdeyle gitmeyeceğim" diyor

İddialı mı iddialı, yazılarına bakarsanız sert mi sert biri Hıncal Uluç. Yazdıkları az tartışma yaratmadı. Tepki de gördü, alkışlandı da. Yıllardan beri de bu böyle... Türkiye'nin ekol gazetecilerinden biri. 1 Kasım'ın doğum günü olduğunu öğrendiğimizde bir söyleşi yapalım dedik. Ne de olsa 75. doğum günüydü. "Tamam" dedi, aldık pastamızı Cumhuriyet Bayramı'nda evine gittik. Büyük mü büyük, arkeolojiden sinemaya, romanlardan, antolojilere kadar kapsamlı kütüphane bölümünün önündeki koltuğuna oturduğumuzda TV açıktı. Bir haber kanalını izliyordu. Kare sehpasının üzerinde ulusal ve yabancı gazeteler, dergiler yığınla. Duvarlarda tablolar. Tabandan tavana müzik albümleri için ayrı bir bölüm. Ne yalan söyleyeyim o efsanevi salon insanın içini gıdıklıyor. Hıncal Abi o bildik şen kahkahası ile karşıladı bizi. Yazılarında beliren o sert Hıncal Uluç kişiliği ile alakası yok. Güler yüzlü, kibar, neşeli ve sevecen biri. Aynı zamanda halden de anlıyor. "75. yaşın kutlu olsun" dedik. Kayıt cihazını açtık. Sorduk sorularımızı bol bol gülerek cevapladı ve 75 yıllık ömrünün satır başlarını anlattı.

- 75 yaşındasınız, nasıl hissediyorsunuz? Ruhunuz kaç yaşında?
- Ruhum 25 yaşında. Aynalar olmasa yaş aldığımı da hissetmeyeceğim. O aynaları kim icat ettiyse artık... Aynalar olmasa ben ne güzel 25'te kalıyorum diyebilecektim. (Gülüyor)

- Hiç hayatınızın muhasebesini yaptınız mı?
- Yaptım ve yazdım da. İyi yaşadım. Yarın gidersem içimde uhdeyle gitmeyeceğim.

- Keşke lafını sevmiyorsunuz ama hatalarım oldu diyebiliyor musunuz?
- İnişler ve çıkışlar yaşamı güzelleştiren şeyler. Üzüntün olmasa mutluluğun tadını alamazsın. Onun için bazı şeyler olacaktır, oldu da, ama ben onlara takılıp kalmadım.

- İddialı bir yazarsınız, sert de yazıyorsunuz. Hiç kırdığım, üzdüğüm insanlar oldu demediniz mi?
- Kırdıklarım oldu. Ama zamanı gelince özür de diledim. Bunların başında da rahmetli Cüneyt Gökçer gelir. Ankara'dayken onunla en çok uğraşan gazetecilerden biriydim. Ölümünden iki yıl önce İstanbul'da gidip yanaklarından öptüm. "Hocam sizinle ilgili neler yazmışım. Okuyunca yüzüm kızarıyor" dedim. Hiç unutmuyorum şöyle bir baktı ve "Tiyatro yazıyordun ya Hıncal, önemli olan oydu" dedi. Dövseydi beni orada bu kadar mahcup edemezdi.

- Neden üslubunuz sert?
- Yazdıklarım genelde azınlığın fikri olduğu için köşeli yazmak zorundayım. 100 kişiye karşı bir fikri savunuyorsunuz. Şimdi burada seninle konuşurken 10-15 desibelde konuşuyorum. Ama bir miting meydanında olsak bağırmam gerekir. Yani üslup yazının desibelidir.

- "Her türlü sporu denedim beceremedim, müzik olmadı, sahnede çuvalladım. Fevkalade yeteneksiz bir adamım ama yapamadığım her şeyi yazdım" diyorsunuz. Oldukça sert bir özeleştiri...
- Bernard Shaw "Yapan yapar, yapamayan eleştirmen olur" demiş ya onun gibi işte... Eğitimle yetenek ayrı şeyler. Yazın köyde çoban bir kaval çalardı, ağlardık. Heveslenip okulda flüt çalmak istedim, olmadı. Ama yapamadıklarımın izleyicisi oldum.

- Kuzeniniz rahmetli Ahmet Taner Kışlalı sizinle ilgili "Hıncal hep çirkinlerin karşısındaydı, güzel heyecanlardan yanaydı" diye yazmış. Nedir sizin için güzel heyecanlar?
- Güzellik geniş bir tanımlama. Ben, benim güzelimi aradım. Evime koyduğum bir çiçek benim güzelimdir, onun için koyarım. Kız arkadaşlarıma şöyle bir dönüp bakıyorum da hepsi birbirinden güzel kızlar. Ama bütün güzel kızlarla arkadaşlık etmedim. İçlerinde kafa dengi olanlarla arkadaşlık ettim. Yani biblo gibi oturan bir kızla gitmişsin konsere, Bach dinliyorsun, olabilir mi öyle bir şey?

- Peki bu güzellik arayışında Türkiye nerede?
- Bu bir imkan meselesi. Şimdi evime astığım bir tablonun orada durmasının bir bedeli var. O bedeli ödeyemezseniz orada durmaz. Bu imkan hem maddi hem de yaşam imkanıdır. Babam Manyas'ın Çavuş Köyü'nden. Babam o köyde kalsaydı, ben de bir köy çocuğu olarak kalsaydım bu resimden haberim olmazdı. Sen de o Hıncal ile söyleşi yapsaydın o Hıncal da sana gayet mutlu yaşadım derdi. Ben şanslıydım, hem köyü hem şehri yaşadım.

- Kadınlar size ne öğretti?
- Güzellik. Bütün hayatı boyunca her şeyde güzeli aramış bir insan için kadından iyi güzel var mı? (Gülüyor)

UTANÇ VERİCİ HATALAR, YAZILAR VE YALANLAR VAR GAZETELERDE

- Gazetecilik konusunda eli sopalı bir öğretmen gibisiniz. Neden bu kadar sertsiniz?
- Mehmet Ali Kışlalı benden 10 misli sertti. Öyle sertti ki, Abim Öcal (Uluç), Ahmet Taner Kışlalı ve ben aramızda bir toplantı yaptık. "Bu Mehmet Ali Kışlalı'ya tahammül etmemize imkan yok. Ama bu adam Türkiye'nin en iyi gazeteci hocası. Kim küsüp kapıyı çalıp giderse diğerleri onu ertesi gün geri getirecek" dedik. Kaç kere küstük, çıktık gittik ama diğer ikimiz her seferinde geri getirdi gideni. Çünkü Mehmet Ali Kışlalı'nın hocası Cihat Baban da öyleydi. Bir kelime hatasını bile affetmezdi. Şimdi gazetelerde neler çıkıyor inanamıyorum. Benim sözlüğüme göre utanç verici yanlışlar, mantık hataları ve yalanlar var. Sen ne kadar iyi niyetli olursan ol, yaptığın hatanın, yanlışın yanına kâr kaldığını görürsen, şu haberin doğrusu bulayım, iyisini yapayım, en iyi şekilde Türkçe kullanayım diye endişen olur mu? Olmaz.

- Günümüzde kötü gazetecilik iyi gazeteciliği kovuyor mu?
- Türkiye'de iyi gazete kalmadı. İyi gazete olsa tirajlardan belli olur. 78 milyonluk Türkiye'de yerel ve ulusal gazetelerin toplam tiraji 3.5 milyon. 90 milyonluk Japonya'da sadece Tokyo'da 10 milyonun üzerinde üç gazete var. Benim en büyük gazetem 500 bin basmıyor. Neden? Okunmuyorlar. Ama okunacak şey yazarsan okunur. Zaten sana güzel yazı yazma fırsatı da vermiyorlar artık. Türkiye'nin bütün gazeteleri böyle. Kimse internetti, sosyal medyaydı diye bahaneler bulmasın. Şimdi (Açık olan televizyondaki kanalda hikayesi anlatılan, Karaman'daki maden kazasında mahsur kalan ve yeni oğlu olan Hüseyin Gültekin'i gösterip) Hüseyin ve oğlunun hikayesini, Yaşar Kemal düzeyinde bir yazarı oraya gönderip yazdır, bak bakalım okunuyor mu okunmuyor mu? Birisinin böyle bir şeyi istemesi lazım. Ama kim o birisi, onu bilmiyorum.

BAŞBAKAN BİLE BANA ZOR ULAŞTI

- Sizi seven çok seviyor, sevmeyen de sevmiyor. Sevilen ve sevilmeyen bir insan olmak kolay mı?
- Fatih Altaylı, Haşmet Babaoğlu'nu okuyorum, her gün bana sövüyorlar diye yazıyorlar. Ben bana karşı yazılanları görmüyorum, çünkü benim sanal medyam yok. (Telefonunu gösteriyor) Bu telefonda ne Twitter, ne sosyal medya, hiçbir şey yok. Cebime benden akıllı bir şey giremez. Bu telefon çaldığı ya da mesaj işareti geldiği zaman burada bir isim yazmıyorsa açılmaz ve okunmaz. Sayın Cumhurbaşkanımız, o zaman Başbakan'dı hayatımda beni bir kere aradı. Sıtkı Olçar ustamın öldüğü zaman. Bana "Acınızın ne kadar büyük olduğunu tahmin edebiliyorum Sayın Uluç. Acınızı hafifletmez ama hiç olmazsa sizi mutlu eder diye söylüyorum hem Kütahya Valisi'ni hem de Kütahya Belediye Başkanı'nı bugün aradım. Sıtkı Olçar müzesinin en kısa zamanda açılması talimatını verdim" dedi. O telefonda Sayın Cumhurbaşkanımız bir de ne dedi biliyor musunuz: "Hıncal Bey, Hıncal Bey bir de bana ulaşmanın zor olduğunu söylerler. Sabahtan beri bir ordu sizi bana bağlamak için uğraşıyor."

O YOKLUK BENİ GAZETECİ YAPTI

- 1939 doğumlusunuz, 40'ların o yokluğunu nasıl hatırlıyorsunuzdur.
-
Savaş sonrası hiçbir şeyin olmadığı bir dönemde bir şey sahibi olmak çok önemliydi. Çocuksun, eğlenmek istiyorsun, oynamak istiyorsun top yok. Gazete kağıdını iple bağlayıp maç yapardık. Böyle olunca yaratıcı olmak zorunda kalıyorsun. Her şeye sahip olan insan niye düşünsün ki. İşte o yokluk, bizim kuşağın daha yaratıcı, meraklı olmasını sağladı. Benim gazeteci kökenlerim o yokluklardadır. Ama o yokluk içinde Türkiye'yi dolaşıyorduk, yaz aylarını köyde geçiriyorduk. Bundan daha iyi bir okul olabilir mi bir gazeteci için. Çocukluğumdaki koşullar mesleğimin temelini oluşturdu.

DÜNYA ÇAPINDA BİR SPOR ELEŞTİRMENİYİM

Asıl olarak spor eleştirmeniyim diyorsunuz. Ama sizinle ilgili her şeyi bilir algısı var.
- Ben spor eleştirmeniyim. Sporu çok iyi biliyorum. Dünyadaki herhangi bir spor yazarıyla sporu tartışabilirim, ki tartıştım da. Yıllarca olimpiyatları, dünya kupasını, atletizmi izledim. Dünyanın en iyi adamlarıyla aynı masada bulundum ve hiçbirinin yanında ezilmediğimi gördüm. Diğer konularda, sinema olsun müzik olsun, tiyatro olsun, opera ve bale olsun izlenimlerimi yazıyorum. Her şeyi bilirim diye bir iddiam yok ama her şeye meraklıyımdır. Bu alanlarda meraklı ve iyi bir seyirci, izleyici ve dinleyiciyim. 50 yıldır izliyorum bu alanları. 50 senenin verdiği birikimle de yazıyorum. Yoksa kim her şeyi bilirim diye iddiada bulunabilir ki?

KEŞKE DENİZ GEZMİŞ ASILMASAYDI

- Gazeteci olarak birçok tarihi olaya tanık oldunuz. İyi ki tanık oldum ya da keşke olmasaydı dediğiniz olaylar nelerdir?
- Bir ömürden fazlasına yetecek olaylara tanık oldum Türkiye'de. Ama önemli olan tanık olduğun olaylardan bir şeyleri yazabilmek kafana, izini taşıyabilmek, olumlu ya da olumsuz. Ama keşke Deniz Gezmiş asılmasaydı. Çünkü asılmasaydı şimdi milletvekiliydi, belki de barış sürecinin mimarlarından biriydi. Ama keşkeler bizi bir yere götürmüyor. Ama onun acısını hissedebiliyor musun? Hissettiğimiz de ortada ki idam cezasını kaldırdık.