X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Koşarken aşkı buldular
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Koşarken aşkı buldular

  • Giriş Tarihi: 15.11.2014
Koşarken aşkı buldular
Koşarken aşkı buldular

Koşarken kilo verip sağlıklı yaşamın kapılarını aralayabiliriz. Hatta meditasyon yapıp negatif duygulardan arınabiliriz. Peki ya aşkı bulabilir miyiz? "Olmaz" demeyin ve hayatlarının aşkını parkurda bulanlara kulak verin

Yarın Vodafone 38. İstanbul Maratonu koşulacak. 42, 15, 10 kilometre ve halk yürüyüşü olmak üzere dört kategoride düzenlenecek olan maratona bu yıl 45 bin kişinin üzerinde katılım bekleniyor. Özetle yarın İstanbul'da adım sesleri yükselecek. Koşmak kulağa fena fikir gibi gelmiyor değil mi? Hem kilo verip hem de sağlıklı yaşamın kapılarını aralayabiliriz. Peki koşarken aşkı bulabileceğiniz hiç aklınıza gelir miydi? Artık gelsin. Çünkü Hareket Candır gibi koşu gruplarının günümüzde binlerce üyesi var. Koşmak artık sadece sağlıklı yaşam vaat etmiyor, sosyal yaşamı da beraberinde getiriyor. Yani devir sevgiliyi barda, kulüpte değil koşarken ormanda bulma devri. Üstelik örnekleri o kadar fazla ki! Koşarken aşkı bulan dört çiftin hikayesi belki kimilerine ilham olur. Aşkı bulamasanız bile sağlıklı bir arkadaş çevresine gireceğiniz garanti.

EZGİ ÖZEK- SERKAN İMRAK


Önümde diz çökünce bayılıyor sandım

Ezgi Özek bundan birkaç yıl evvel 300 metre bile koşamayanlardan. Hareket Candır'a katıldıktan birkaç hafta sonra ise altı kilometreyi rahatlıkla koşmaya başlamış. Önceden tanıdığı Serkan'ı da bir gün ormana koşuya davet etmiş. Koşamayan Serkan "Burası bana göre değil" diyerek ormanı terk etmiş. Elbette Ezgi de Serkan'ı... Ama hırs yapmış Serkan. Gizli gizli antrenmanlara başlamış ve iki ayda 15 kilo vermeyi başarmış. "Karşıma çıktığında çok yakışıklıydı. Haftada altı gün 8-10 kilometre koşuyordu, sigarayı da bırakmıştı" diye anlatıyor Ezgi. İkilinin 29 Kasım'da düğünleri var. Serkan 80 kilometrelik İznik koşusunu bitirdiğinde finish'te diz çöküp evlenme teklif etmiş Ezgi'ye. "Önce yeri öptü, sonra önümde diz çökünce bayılıyor sandım, yüzük çıkardı. Herkes alkışladı" diye anlatıyor Ezgi. "Koşu bizi birbirimize bağlayan bir unsur, onu hayatımızdan asla çıkarmayız. Bir de psikolojik olarak da iyi hissediyorsunuz. Evde ikimiz de lokum gibi oluyoruz" diyorlar. Sosyal hayatlarının da değiştiğini anlatıyorlar: "Eskiden bara gidelim, içelim derdik. Şimdi içmeden de eğlenildiğini gördük. Koşu öncesi evde makarna partileri veriyoruz. Hafta sonu at çiftliklerine, parkurlara gidiyoruz. Genç, yaşlı hep beraber koşuyor sonra mis gibi taze köy peyniri ve yumurtasıyla kahvaltı yapıyoruz. Beslenme düzenimiz de değişti. Eskiden eve giren birçok şey şimdi girmiyor."

MELİS ABACIOĞLU SEZENER- YUNUS SEZENER


Maraton koşmak dünyalara bedel

Melis Abacıoğlu Sezener aşk acısından kurtulmak için yarı maratona yazılmış. Hazırlıklarını da düzenli olarak sosyal medyada da paylaşmış. Bunu gören Yunus da ona "Beraber koşmaya gidelim mi?" diye mesaj atmış. Ormanda koşarken başlayan ilişkileri dört hafta önce nikah masasında taçlanmış. Koşmanın ilaçtan daha iyi geldiğine ve onu özgürleştirdiğine karar veren Melis için koşmak o kadar önemli bir hal almış ki büyük bir şirketteki parlak kariyerini terk edip spor üzerine kariyer yapmaya karar vermiş. Şimdilerde şirketlere sağlıklı yaşam konusunda projeler yapıyor. "Artık daha zayıf, daha özgür, daha mutluyum" diyor. Yunus'un Melis'e ilk hediyesi de spor ayakkabı olmuş. "Hayatımda aldığım en romantik hediye" diye tanımlıyor Melis bunu. Haftada iki gün sahilde, hafta sonları da ormanda koşuyorlarmış. Melis "Güzel bir şey yaşamak istiyorsanız maraton koşun, dünyalara bedel" diye mesaj veriyor.

CEREN İBRAHİMHAKKIOĞLU- ÖNDER YILMAN

Aynı zamanda sosyalleşiyorsunuz

Ceren ve Önder 2009-2011 yılları arasında aynı şirkette çalışmış ama hiç tanışmamışlar. "Meğer koşarken tanışmamız gerekiyormuş" diye anlatıyor Önder. İlk kez 2014 Runantalya Maratonu'ndan bir gün önce otel lobisinde karşılaşmış ve konuşmuşlar. Ama çok sohbet etme imkanları olmamış. Bir hafta sonra ise Belgrad Ormanı'nda koşarken bir anda kendilerini yan yana bulmuşlar. "İki saatlik antrenman koşusu olduğu için nabızlarımız tavan yapmış, nefes nefese sohbet mi etsek, yoksa koşu temposunu mu tutsak diye kararsız kaldık ve daha müsait zamanda sohbet etmeye karar verdik" diyorlar. Ve o ilk koşudan sadece bir hafta sonra da ilişkileri başlamış. "Artık hem hayatta, hem parkurlarda birlikte koşacak, yorulacak, terleyeceğiz; birlikte yaşayacak, eğlenecek ve yaşlanacağız. Ve koşmaya devam edeceğiz" diye söze devam ediyorlar. Onlar ilişkilerinin temelinde birlikte spor yapıyor olmalarının yattığını söylüyor. Günden çalmak ve akşamları başka şeyler de yapabilmek için sabah erken koştuklarını söylüyor Önder. "Sadece sağlıklı kalmakla da bitmiyor, koşarken ciddi sosyalleşiyorsunuz. Hayat dolu yeni arkadaşlarınız oluyor. Yiyor, içiyor, seyahat ediyoruz. Eskişehir'de, Bozcaada'da, Kapadokya'da, Alaçatı'da, farklı şehirlerde yarışlar düzenleniyor. Arkadaşlarımızla sadece üç saatlik koşuyu değil üç günlük seyahati organize ediyoruz" diye anlatıyor Önder. Ceren ise spor ayakkabısı almadan hiçbir seyahate çıkmadıklarını ve şehri sabah herkes uyurken koşarak keşfettiklerini söylüyor ve ekliyor "Koşmak meditasyon gibi, insanın kafası temizleniyor ve koşmak gerçekten de mutlu ediyor."

CİHAN ÜNLÜÇERÇİ- BELGİN ÜNLÜÇERÇİ


Bu hafta sonu ormana gidelim mi?


Cihan Ünlüçerçi ve Belgin Hanım dört yıllık evli bir çift. Cihan Bey göz doktoru, eşi ise sanat için bankacılık işinden ayrılmış. İlk kez 2008 yılında Bozcaada'daki Ayazma Şenlikleri'nde görmüşler birbirilerini. Belgin Hanım sahneye çıkıp bir şarkı söylemiş. Ardından yolları İstanbul'da Kabataş tramvayında tekrar kesişmiş. "Belgin'i ilk gördüğümde doktor sandım ama sonra 'Karabiberim' olduğunu anladım. Bozcaada'da o türküyü söylemişti. Tanıştık, konuşuyoruz ama bir türlü çıkamıyoruz. En sonunda 'Bu hafta sonu ormana gidelim mi?' diye sordum. Ormanda koşmaya başladık ve koşular sırasında arkadaşlığımız ilerledi ve 2010 yılında evlendik" diye anlatıyor koşuyla gelişen aşk hikayelerini. Haftada iki gün evde koşu bandında koşuyorlar. Vakit buldukça da Boğaz'a ve ormana gidiyorlar. Sahilde koştukları zaman Takanik'te balık çorbası içerek kendilerini ödüllendiriyorlarmış. Malum yemek programlarının da bazı kuralları var. Örneğin haftada altı gün sabahları sadece yulaf, yoğurt ve meyve yediklerini sadece pazar günleri domatesli, peynirli Türk usulü kahvaltı edebildiklerini söylüyorlar.