X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Kadınlar erkekler tarafından kurtarılmayı bekliyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Kadınlar erkekler tarafından kurtarılmayı bekliyor

  • Giriş Tarihi: 13.12.2014
Kadınlar erkekler tarafından kurtarılmayı bekliyor
Kadınlar erkekler tarafından kurtarılmayı bekliyor

Asiye, Mine, Uğur, Zeynep... Sinemamızın güçlü kadın karakterleri. Artık bir de Müzeyyen'imiz var. Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'nun Müzeyyen'i Sezin Akbaşoğulları "O benden daha zeki ve güçlü bir kadın. Ben onun yanında duygusal kalıyorum" diyor

Asiye Nasıl Kurtulur'daki Asiye (Müjde Ar), Mine'deki Mine (Türkan Şoray), Masumiyet'teki Uğur (Derya Alabora), Zerre'deki Zeynep (Jale Arıkan) bunlar sinemamızın güçlü kadın karakterleri. Bu isimlerin yanına artık bu hafta gösterime giren Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku filmiyle Müzeyyen'i de eklemek gerek. Çünkü o kendi ayakları üzerinde duran, erkeklerle ilişkisinde özgüvenli tavır alan bir kadın karakter. İşin aslı son yıllarda böylesi güçlü kadın karakterlere sinemamızda çok rastlamıyoruz. Ya da şöyle mi söylemeli son yıllarda erkek yönetmenlerin elinden çıkan kadın karakterler sanki prematüre doğuyor. Bu yönden Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku özel bir film. Aşkı, erkeklerin kafasındaki kadın algısını ele alışı da farklı ve ezber bozuyor. Yani iyi bir açılım sinemamız için! Çiğdem Vitrinel'in yönettiği filmde Müzeyyen'i, Sezin Akbaşoğulları oynuyor. Mesafeli, karşısındakini tartan bir tarafı var Akbaşoğulları'nın. Güven duyarsa da çabuk açılıyor. Angelina Jolie'ye benzetilen Akbaşoğulları'nı yakından görünce aslında Penelope Cruz'e daha çok benzediğine kanaat getiriyor insan. O. Çocukları, Kavşak ve Yabancı filmlerinde akılda kalıcı performanslar ortaya koymuştu. Ama zannımca onun şimdilik unutulmazı Müzeyyen olacak gibi görünüyor. Akbaşoğulları ile Müzeyyen'den yola çıkıp kadın erkek ilişkilerini konuştuk.
- Müzeyyen güçlü bir kadın karakter. Bu yönüyle de sinemamızdaki kadının temsili konusunda çarpıcı geldi. Peki sizi ne çarptı Müzeyyen'de? - Beni de güçlü oluşu cezbetti. Evet, sinemamızda bu tür güçlü kadınları pek izleyemiyoruz. Genel olarak bizde kadınlar erkeklerden hayatlarını kolaylaştırmalarını talep eder. Müzeyyen bu anlamda erkeklere ihtiyaç duymadan, kendi ayakları üzerinde durmayı bilen bir kadın. Kendi kendine yetebiliyor. Erkekleri, ihtiyaç duymaktan ziyade istiyor. Aşkı, özellikle de edebiyatçıları seviyor. Özgüvenli... Bu yönden zengin, cazibeli bir karakterdi. - Peki siz Müzeyyen gibi misiniz?
- Keşke diyorum. Müzeyyen benden daha zeki, eğitimli ve çok daha güçlü bir kadın. Ben onun yanına kendimi koyduğum zaman çok daha duygusal buluyorum. Ama ben de erkeklere ihtiyaç duymam. Birinin bana bakması, sahip olma duygusu hoşuma gitmez. Bu anlamda Müzeyyen ile ortak noktamız var.
- Erdal Beşikçioğu'nun, daha önceki rollerinden dolayı güçlü ve çok erkeksi bir personası var. Bunu bu filmde kırıyor. Rol arkadaşı olarak bundan bir haz aldınız mı?
- Bunu ben kırmadım (gülüyor), Erdal kırdı. Ama bunu görmenin bir hazzı vardı. Evet, Erdal'ın özellikle Behzat Ç.'den dolayı sert bir imajı var. Bu filmdeyse duygusal bir adamı oynuyor. Bunu da çok iyi yapıyor.

AŞK DA SORGULANABİLİR

- Memleketteki erkek kafasının, "Kadın nasıl olmalı?" sorusuna verilebilecek cevaplarla film ironik bir şekilde dalga geçiyor. Sizce neden erkekler kadınları kategorize eder?
- İnsan konusunda ne düşündüğümüzle ilgili bir şey bu. "Kadın, erkek yoktur insan vardır" diye bir söz vardır ya. Bu bakış açısına sahip olmak için, önemli bir bilinç düzeyine sahip olmak gerekiyor. Bu bilince ulaşmak için bizim biraz yol almamız lazım diye düşünüyorum. Öte yandan erkeklerin kadınları kategorize ettiği bilinç düzeyinde kadınların yaklaşımı da normal değil. Mesela en temelde kadınlar da erkeklerden, onların hayatını kurtarmasını, hayatını rahatlatmasını bekliyor. Oysa kendinizden başka hiç kimse sizi kurtaramaz diye bir gerçek var hayatta.
- Alışılageldik aşk filmlerinden değil filminiz, aşk nedir, ilişki nedir diye sorular soruyor...
- Aşk filmi deyince bizde genelde melodramlar gelir akla. Gelende de terk edilen kadın olur. Ya da kadın terk ettiyse, kötü kadındır, haklı bir tarafı yoktur. Bizim filmimiz bu yönden farklı. Bunu da sevdim açıkçası. Evet aşkı da sorguluyor, ki aşkı sorgulamak da insanın hayatını değiştirir.
- Filmi izlerken Bülent Ortaçgil'in Küçük Şeyler şarkısı aklıma geldi. Hani "Bizi sevindiren, yönlendiren, düşündüren küçük şeylerdir" der ya. Acaba artık hayatlarımızda küçük şeyler önemini mi kaybediyor?
- Galiba o küçük şeylerin ne kadar değerli olduğuna, onları kaybettiğimiz zaman varabiliyoruz. Bertolt Brecht'in bir sözü var "İnsan insanın kaderir" der. Küçük şeyler gözle görülmez, elle tutulmaz bunun için sahipken kıymetini bilemiyoruz. Şevkat mesela, küçük bir şeydir ama hayatta çok önemlidir.

12 EYLÜL BÜYÜK BİR İŞKENCEYDİ
- O... Çocukları sonra da Yabancı, bu iki filminiz de 12 Eylül ile ilgili yapımlardı. Bu filmler 12 Eylül'e karşı varsa hıncını almanızı sağladı mı?
- Bizim ailede bir travma olmadı. Ama küçüklüğümden beri etrafımda, 12 Eylül'den dolayı acı çeken, mağdur olan insanlar tanıdım. Yaşananlar açıkçası beni sinirlendiriyor. İnsanın insanlığının elinden alınması büyük bir işkence. Bu işkenceye hangi zamanda maruz kalsak, sonrasında defalarca altını çizmek gerek, haykırmak gerek diye düşünüyorum. Bu filmler de 12 Eylül'ün tekrar tekrar altını çizdiği için önemli buluyorum.

"Küçük şeyler gözle görülmez, elle tutulmaz bunun için sahipken kıymetini bilemiyoruz. Kaybettiğimiz zaman yokluklarını anlıyoruz. Mesela şevkat mesela, küçük bir şeydir ama hayatta çok önemlidir."