X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Tarkovski takıntısının resmidir!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Tarkovski takıntısının resmidir!

  • Giriş Tarihi: 24.1.2015
Tarkovski takıntısının resmidir!
Tarkovski takıntısının resmidir!

Sinema dünyamız ve yönetmenlerimiz üzerindeki Rus sinemacı Tarkovski'ye olan takıntılı tutkuyu ele alan, Murat Düzgünoğlu'nun yönettiği Neden Tarkovski Olamıyorum... Sinemanın sinemaya baktığı Türk filmleri arasında kendine özel bir yer açıyor

NEDEN TARKOVSKİ OLAMIYORUM...

Memleketteki Tarkovski algımızda 24 Nisan 1984 tarihinin özel bir önemi var. Çünkü ilk defa bir Tarkovski filmi (Nostalghia) İstanbul Film Festivali'nde bu tarihte gösterildi. O dönem festivalin yöneticisi olan Hülya Uçansu'nun, Bir Uzun Mesafe Festivalcisinin Anıları kitabında tespit ettiği gibi "24 Nisan 1984 iflah olmaz bir Tarkovski hayranlığının tohumlarının atıldığı tarih oldu. Sonraki yıllarda da sinemaseverlerin bu Tarkovski tutkusu hiç azalmadan hep sürdü." Murat Düzgünoğlu'nun Hayatın Tuzu'ndan sonra çektiği ikinci filmi Neden Tarkovski Olamıyorum... Uçansu'nun bahsettiği bu tutkudan beslenen bir film. Ama aynı zamanda bu tutkunun nasıl takıntılı hale geldiğinin de filmi... Filmde, bağımsız film çekmeye çalışan yönetmen Bahadır'ın dramı anlatılıyor. Hali hazırda imkansızlıklar içinde ve özensiz bir şekilde TV'ye dizi filmi çekerek hayatını sürdürmeye çalışan Bahadır'ın (Tansu Biçer) çıkışsızlığı, kafa karışıklığı az biraz ülkemizdeki sinema ortamının bir resmi gibi adeta. Tarkovski'ye özenen, ondan ilham alan Bahadır, kendince çıkış yolları ararken bir yandan memleket ortamındaki sinema algısıyla diğer yandan kendi gerçekleriyle yüzleşiyor. Hayalini kurduğu o ses getirecek büyük filmi çekme arzusu, en yakınları tarafından bile "Boşver sanat filmini, gişe filmi çek şeklinde" sekteye uğratılırken Bahadır 'sanat sepet' uğraşlarının bir işe yaramayacağını düşünen babasıyla da sürekli çatışıyor. Tek dayanağı ise büyük bir hayranlık duyduğu, kendi sesini bulmuş yazar dostu.

TANSU BİÇER YİNE DÖKTÜRÜYOR

Film Bahadır'ın gündelik hayatını resmederken, arkadaşlarıyla, ailesiyle sevgilisiyle ilişkilerini de anlatıyor. Bu ilişkilerden anladığımız, Bahadır, Tarkovski'nin "İlkelerine bir kez ihanet eden insan hayatla olan saf ilişkisini yitirir" sözünü duvarına asacak kadar kendine şiar edinse de çoktan ilkelerine, hayat şartları nedeniyle ihanet etmiş biri... Ya da şöyle de söylenebilir; hayata karşı net ilkeler belirleyememişlerden. Kafası karışık. Öte yandan pragmatik de olamıyor. Ki ortalama memleket insanının olaylara nasıl pragmatik baktığını Bahadır ile dayısı arasında geçen vicdani retçi sahnesinde mükemmel bir şekilde özetliyor film. Bu anlamda Düzgünoğlu elindeki iğneyi, hem yönetmenlerin Tarkovski'ye olan takıntılı tutkusuna, hem bağımsız film çekme arzusunun sektörde nasıl örselendiğini resmederek sinema dünyasına (özellikle de yapımcılara), hem de sanat damarları kurumaya yüz tutmuş seyircilere batırmaktan çekinmiyor. Ama son tahlilde çuvaldızı kendi sesini bulmaya çalışmayan, kendi gerçeklerinden hareket etmeyen yönetmen Bahadır'ın kendisine batırıyor. Bahadır'ın trajedisini açık açık ortaya koyuyor: Kendi vasatlığıyla ve sanatsal anlamda kendi sesini bulamamasıyla yüzleşememesi. Filmin ilk yarısındaki ironik anlatımın ikinci yarıda devamının gelmemesi senaryo açısından bir dezavataj oluştururken, Murat Düzgünoğlu kamerasını gayet iyi kullanıyor. Hatta sinematografik yeteneği Tarkovski filmleri sekanslarında tavan yapıyor. Her oynadığı filme 'kendince' damgasını vuran Tansu Biçer ise yine üstün bir performansla dikiliyor karşımıza. Son tahlilde Bahadır ile Yavuz Turgul'un Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni filminin kahramanı Haşmet Asilkan'ın akraba karakterler olduğunu hatırlatarak şunu söyleyebiliriz: Yavuz Turgul'un bu özel filminde bitmeye yüztutmuş Yeşilçam dünyasındaki hem sektörel hem de yaratıcılıkla ilgili çıkışsızlıkları yönetmen Haşmet Asilkan üzerinden resmederken, Düzgünoğlu da Neden Tarkovski Olamıyorum...' da 90 sonrası yükselişe geçen Yeni Türkiye sinemasının sinema algısını ve çıkışsızlıklarını resmederek tematik bir devamlılık sağlıyor. Bunun için sinemanın sinemaya baktığı filmlerimiz arasında bu filmin özel bir yeri olacağını söyleyebiliriz.

NELER OLUYOR?


Berlin Film Festivali programını açıkladı. Ana yarışmada Türk filmi yok ama Emine Emel Balcı'nın ilk filmi Nefesim Kesilene Kadar festivalin Forum, Faruk Hacıhafızoğlu'nun ilk filmi Kar Korsanları ise Generation bölümüne seçildi. İlk kısa filmi Ziazan ile festivallerin gözdesi olan oyuncu Derya Durmaz'ın ikinci kısa filmi Gri Bölge de festivalin Generations 14plus bölümünün kısa film yarışmasında yer aldı. Festival 5 Şubat'ta başlıyor.
Zeki Ökten ve Ömer Kavur sinemamızın iki usta yönetmeni. Prof. Şükran Kuyucak Esen'in bu iki ustayla ilgili kitapları Agora Kitaplığı'ndan çıktı. Ömer Kavur-Sinemamızda Bir 'Auteurdaha önce yayımlanmış bir kitap. Ama baskısı yoktu. Aranan ve bulunamayan kitaplardan biriydi. Yeni baskı yapması iyi oldu. Esen'in Zeki Ökten: Yeşilçam'da Özgün Bir Yönetmen kitabı ise yeni. İki ustayı bir profesör mercek altına alıyor. Ne diyelim takdire şayan...
Dokuz dalda Oscar'a aday olan Cehaletin Beklenmeyen Erdemi/Birdman ilk kez Türkiye'de, 12 Şubat'ta başlayacak !f İstanbul'da gösterilecek. Bir hatırlatma Oscar'ın güçlü adaylarından Çocukluk/Boyhood da geçen yıl ilk defa bu festivalde gösterilmişti.
n Işın Kılıcı'nı Tarkovski ile açtık onunla kapatalım. Malum Tarkovski yaşamı ve filmleriyle arkasından gelen sinemacılar için ilham kaynağıdır. Mesela yönetmen Nuri Bilge Ceylan'ın en sevdiği 10 film listesinde Tarkovski'nin iki filmi Ayna ve Andrei Rublev vardır. Onunla ilgili, bir başka yönetmeniz Semir Aslanyürek'in de Tarkovski'den Sinema Dersleri adlı bir kitabı bulunuyor. Aslanyürek kitabında Tarkovski için "Sinema var oldukça unutulmayacak bir isim" diyerek hakkını teslim ederken onu insani yönleriyle anlatarak mitleştiren Tarkovski'yi insanileştirir. Meraklısına!

'