X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Kendime izin verdim
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Kendime izin verdim

  • Giriş Tarihi: 14.2.2015
Kendime izin verdim
Kendime izin verdim

Sevgililer Günü için eski albümlerinden dokuz şarkıyı akustik kaydetti Demir Demirkan. Adını da Aşk Meşk koydu. "Kendine istediğin gibi yaşamak için izin verdiğinde çok şey değişiyor" diyen Demirkan aşk hayatında mutlu ve huzurlu

Karlı bir günde buluşuyoruz Demir Demirkan'la. Dışarısı buz gibi. Ben onun da soğuk bir adam olacağını tahmin ediyorum. Biraz endişeliyim. Oysa o kadar sıcak ki... O uzun yıllar kendini içedönük zannetmiş biri. Buna utangaçlık ve mükemmeliyetçilik de eklenince kendini hep saklayıp, kapatmış. Fakat 40'lı yaşların onu değiştirdiğini söylüyor. Artık stüdyoda olmaktan sıkıldığı an kalkıp gidiyor. Eskisi gibi spor salonunda, ağırlıklarla değil, parkta kendi vücut ağırlığıyla çalışıyor. Hata yapmak başta olmak üzere kendini her konuda özgür bırakan Demirkan, "Koyverdim, gitti. Öyle yaşanmaz çünkü" diyor. Hasar tespiti yapmaya da hazır ama... Buluşma vesilemiz 14 Şubat için çıkardığı Aşk Meşk albümü olunca konu dönüp dolaşıp aşka geliyor.

- Albümdeki şarkıları nasıl seçtiniz?
- Bugüne kadar çıkardığım altı albümden dokuz şarkı seçtim. Uzun zamandır 14 Şubat için akustik bir albüm yapmak istiyordum. İnsanların tanıdık olduğu aşk şarkılarımı seçtim. Akustik söylemeyi çok seviyorum. Böyle kaydedince daha önceden çok sevmediğim şarkıları bile sevdim. 15 yıl önceye göre daha iyi şarkı söylüyorum, daha iyi ifade ediyorum.

- Albümde Acı Nefes, Artık Yok gibi şarkılar var. Aşk albümü olduğu kadar ayrılık albümü de diyebilir miyiz?
- Aşkın evreleri var. Öncesi, esnası ve sonrası, olmama hali ve olma hali... Hep "Her şey çok güzel, çok aşığız" demiyor insan. Bazen tek taraflı oluyor, bazense üç kişi... Tüm bu halleri geldiği gibi kabul edip onun şarkısını yazdığında gerçek oluyor. Aşk, oralarda uzaklarda, "Acaba bize olur mu?" dediğimiz bir şey gibi düşünsek de çok gerçek bir duygu.

- Uzun zamandır konser vermemiştiniz. Konserlere başlıyorsunuz? Heyecanlı mısınız?
- Bir buçuk sene önce Çanakkale'de sahneye çıktım en son. Sahneye ilk çıktığınız anda her şeyin yolunda olup olmadığına dair bir gerginlik oluyor. Sonra bir an geliyor, her şey aniden öyle bir oturuyor ki birbirine... O anda seyirciyle de bir oluyorsun. Her konserde bu birkaç dakikalığına oluyor bu. Büyülü bir an. Bütün kusurluluğu içinde mükemmel bir an bu.

ACAYİP İKNA EDİCİYİMDİR

- Şarkılar besteliyor, söz yazıyor, söylüyorsunuz. Prodüktörlük de yapıyorsunuz.
- Gitar çalmayı hiçbir şeye değişmem. Bıraksan beni, işim gücüm olmasa, yediğim içtiğim de hazır olsa bütün gün gitar çalarım. Kendi sınırlarımı biliyorum. Gitar çalarken sınırlarım çok geniş. Ama vokalle ilgili öyle değil. Teknik bir şarkıcı olmadığım için ifadeye yöneldim. Ben iyi de konuşurum, acayip ikna ediciyimdir. İkna edici insanların içinde çok büyük bir tutku oluyor. İkna edici olmak için önce senin inanmam gerekiyor. İnandığım şeye tutkuyla inanırım.

- Stüdyoda olmak peki?
- Zamanımın çoğu orda geçse de çok sevdiğim bir ortam değil aslında. sahne karakterime daha uygun. Sevmiyorum kapalı alanlarda, tek başıma müzik yapmayı. İnsanlarla birlikte bir şeyler üretmek istiyorum. Kendimi çok uzun süre içedönük sandım. Stüdyo ortamının bana daha uygun olduğunu düşündüm. Bundan bir sene önce utangaç dışadönük diye bir karakter olduğunu öğrendim. Meğer utandığım için kapatıyormuşum kendimi. Orayı kazıyınca o gitti. O gidince ben de rahatladım, herkes de rahatladı.

- Sanki 40'ına kadar uyumuş yeni uyanmış bir adam gibi konuştunuz.
- Aynen. Bunun bir sebebi de mükemmeliyetçilik. Kendimi ve etrafımı çok yargılıyordum. Eskiden albümlerimi dinleyemezdim. Feci eleştiriyordum kendimi. Hatta öldürüyordum. Bu da insanı utangaç yapıyor. Eleştirdikçe kapatıyorsun kendini, mükemmel olunca sunmak istiyorsun. Büyük bir hata. Mükemmellik hatasız olmaktı benim için. Ama şimdi koyverdim, gitti. Öyle yaşanmaz çünkü. Kendini hata yapma konusunda özgür bırakmak kadar insanı insan yapan bir şey yok. İnsan kusurlarını örtmeye çalışmayınca, o çabasızlık daha güzel sonuçlar ortaya çıkmasını sağlıyor.

- Mutluluk tanımınız "Sevildiğini bilmek, sevmek ve bir fincan kahve." Mutlu musunuz şu an?
- Mutluyum. Mutluluğu sadelikte buldum. Yargılanmadan sevilmek kadar müteşekkir kılan bir şey yok insanı. Çok sevilebilirsin. Ama insanlar kendi istedikleri şekilde sevmek üzere seni yargılar ve şekillendirirler.

- Önceki ilişkinizde daha mı evdeydiniz? Şimdi daha çok geziyorsunuz?
- İnsan uzun süre bir sürü nedenden ötürü kendinin başka bir şey olduğunu sanıyor. Bu ölene kadar da böyle gidebilir. Gelgelelim, kendini görüp görmezden gelmediğinde, cesaretle bakıp kendine istediğin gibi yaşamak için izin verdiğinde çok şey değişiyor hayatında. Hatta onlar değişmesin diye uzun süre ayak diriyorsun. Ama bıçak kemiğe dayandığı zaman yapacak bir şey kalmıyor. Çünkü hayat öyle yaşanmayacaksa yaşamaya değmez noktasına geliyorsun. Değişmek adına yapmadım ama bunu. Hiçbir plan yoktu kafamda. Bir nevi katarsis.

- Son dönemde magazin gündemindesiniz. Rahatsız mısınız?
- İçinde hiç olmak istemediğim bir gündem bu. İşlerimle ünlü olmayı seven bir adamım. Karakterimi pazarlayarak çalışmıyorum. Beni o noktaya çekmeye yönelik yalan haberler sinir bozucu. Okuyanın, inananın vaktine yazık. Yoksa çeksinler beni. Ne yapayım? Kimseden gizli saklı bir şeyim yok ki benim. Hiç olmadı. Neyse o. Kötü gözükme derdim de yok. Kafasını kazıyıp gezen bir adamım. Giyinmeyi de sevmem. Aynı tişörtle geziyorum. Ne gibi bir kötülüğüm çıkabilir ki? İmaj kurgusu içinde bir star değilim.

- Özel hayatınızın konu edilmesi peki?
- Konu edilen özel hayat benim değil ki. Uydurma bir adamın. Hakkında konuşulan adamı ben bile tanımıyorum. O adam ben değilim. Ben sadece bir tane basın bülteni yayınladım. Ondan başka ağzımı açmadım.