X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Utangaçlığımı aşmaya çalışıyorum
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Utangaçlığımı aşmaya çalışıyorum

  • Giriş Tarihi: 28.2.2015
Utangaçlığımı aşmaya çalışıyorum
Utangaçlığımı aşmaya çalışıyorum

Kendi kuşağının önemli oyuncularından biri Melisa Sözen. Başarılı, güzel ama kimine göre soğuk. Lakin bu soğukluğunun arkasında utangaçlığı var. O da bunun farkında. Yeni filmi Bir Varmış Bir Yokmuş vizyonu beklerken bir araya geldik. Sözen "Utangaçlığımı aşmaya çalıştım. Yüzde 70 oranında da aştım. Rahatladım" diyor

Melisa Sözen'i Taylan Biraderler'in Okul filminin setini ziyaret ettiğimde tanımıştım. Sessiz ve utangaç biriydi, zar zor birkaç dakika konuşmuştuk. Sonra Derviş Zaim'in Cenneti Beklerken zamanı bir söyleşi yaptık ve o zamanlar iyi yönetmenlerle çalışmak gibi bir amacının olduğunu söylemişti. Öyle de yaptı... Hep namlı yönetmenlerle çalıştı, kendini geliştirdi. Yıllar sonra, oynadığı Kış Uykusu vizyona girince portresini yazarken fark ettim ki popüler olanın da peşine düşmemiş. Yani görünmenin önemli sayıldığı, görünür olma çağında "aynası iştir kişinin lafa bakılmaz" dercesine kendini geri planda tutup işiyle var var olmayı tercih edenlerdendi. Kış Uykusu zamanı söyleşi yapmak kısmet olmamıştı. İlksen Başarır'ın yönettiği, gelecek hafta vizyona girecek Bir Varmış Bir Yokmuş filmi vesilesiyle söyleşi yapmak isteyince seve seve kabul etti. Mert Fırat ile başrolde oynadıkları filmde duyduğu bir şarkının peşine düşen sonrasında o şarkıyı besteleyen müzisyene âşık olan bir kadını canlandırıyor. İçinden masalın da geçtiği küçük şeylerin hayatımızda ne kadar önemli olduğunu da anımsatan, bir yanıyla kıpır kıpır diğer yanıyla hüzünlü, tutkulu bir aşk filmi. Filmi izleyip söyleşi için buluştuğumuzda Melisa Kış Uykusu zamanı yazdığım o portre yazısına sözü getirdi. Böylece eski defterler de açılmış oldu. Söyleşiye de oradan başladık.

- Yıllar öncesine dönmüşken, mesleğe yeni başlamış Melisa, o günlerden bu günleri görebilmiş miydi?
- İlk sete çıktığım günü hatırlıyorum. Bir diziydi. Biraz gergin bir setti ve ben de adapte olamamıştım. Hatta eve gidince ağladım, "Allahım ben bu işi yapmayayım" dedim. Oysa bir dakikalık bir rolüm vardı. Ama sonra başka bir diziden teklif geldi ve o dizinin çekimlerinde kendimi daha rahat hissettim. Arkasından da Çağan Irmak'ın Bana Şans Dile filminde oynadım. Devamı da geldi... Taylan Biraderler, Derviş Zaim, Yavuz Turgul, Nuri Bilge Ceylan ve İlksen Başarır ile çalıştım. Aslında o yıllardan bakınca buralara geleceğimi tahmin etmiyordum. Sadece yolumun böyle olmasını istiyordum.

- O yıllarda utangaçtınız, aşabildiniz mi?
- Herhalde yüzde 70 oranında aştım. Ama yüzde 30 oranında utangacım sanırım. Çünkü hayatımın bir noktasında bu meseleyi çözmem gerektiğini fark ettim. Uğraştım da... Çünkü dışarıdan bakınca insanlar benim utangaç olduğum için çekingen davrandığımı düşünmüyordu. Çok konuşmamamı, girişken olmamamı soğuk olmama yoruyorlardı. Oysa gerçek öyle değildi ve bunu kırmak istedim. Sanırım epey de kırdım. Açıkçası rahatladım da...

- Yeni kuşak kadın oyuncular arasında farklı bir noktada duruyorsunuz. Görünür olma çağında siz kendinizi bir adım geride tutuyorsunuz. Anladığım mahreminize düşkünsünüz. Bunun ne gibi faydalarını gördünüz?
- Aslında gerçek kişiliğinizi ortaya koysanız bile siz ne yaparsanız yapın bir aşamadan sonra insanlardaki algınız onların yorumlarıyla şekilleniyor. Dolayısıyla dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü akıllarda kalan Melisa'ya göre, size gelecek roller daralabilir ya da 'bu şu rolün oyuncusu' diye isimlendirilebilir. Öte yandan çok göz önünde bulunduğunuz için tercih edilmeye de bilirsiniz. Evet yaptığımız işi duyurmak işimizin bir parçası ama bunun da bir ölçüsü var. Ben o ölçüyü aşmak istemiyorum. Bir de sürekli kendinizi anlatmanız isteniyor, mesela kaç kere anlatabilirsiniz ki? Ayrıca sokakta yürürken, oraya buraya giderken rahat olmak, yani nefes alacağım bir alan olsun istiyorum. Bundan da çok mutluyum.

- O nefes aldığınız alanın oyunculuğunuza da bir katkısı oluyor mu?
- Filmlerde, dizilerde ya da tiyatroda farklı farklı roller oynuyorum. O karakterlerle empati kurmam için o nefes aldığım alana ihtiyacım var. Yani mesleğin getirdiği şeyleri taşıyıp film zamanı gelince o kimliği sıfırlamak sonra da oynayacağınız karakterle empati kurmak biraz zorlar insanı. Ben o starlık rolüne bürünmeden direkt o sıfır noktasından yani nefes aldığım alandan karakterle ilişki kurabiliyorum. Yani kendine karşı çok şeffaf olursan ya da kendinle ne kadar baş başa kalırsan karakterini daha güçlü kavrayabilirsin aslında. Meseleye böyle bakınca bu nefes aldığım alan hem kişisel hayatım hem de oyunculuk hayatım için vazgeçilmezim.

- Filmin adı Bir Varmış Bir Yokmuş olunca sorayım; en sevdiğiniz masal hangisi?
- Oz Büyücüsü, Peter Pan. Mesela Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler 'i de severdim en hayran olduğum masal değildi. Küçükken annem, babam masal anlatırdı bana. Yemek yerken mızmızlanırdım onlar da masal anlatarak yemek yedirirlerdi. Bir de aile hikayelerini çok severdim küçükken. Dedemin, anneannemin hikayelerini masal gibi annem babam anlatırdı.

- Filmde bir unutma nehri var. Giriyorsunuz bir şeyleri unutup kendinizi buluyorsunuz. Siz bu nehre girseydiniz neleri unutmak isterdiniz?
- Hani 'komşular ne der' durumu vardır ya. Attığınız her adımı bile kontrol etmenize neden olur bu. Ben bu mevzuya çok takmıştım. Bir iş yapacaksınız kendinizle ilgili ama başkalarının gözünde nasıl görüneceğini hesaba katıyorsunuz. Aslında kimsenin alanına girmediğin, insanlara zarar vermediğin müddetçe, kendinle ilgili iyi olacağını düşündüğün bir şeyi gönül rahatlığı ile yapmalısın. Ama bu toprakların kültüründe mi var yoksa öyle mi yetiştirildik bilemiyorum, komşular ne der durumu insanda bir baskı unsuruna dönüşebilir. Ben bunun üzerimde bir etkisi olmasın istedim ve bu konuya özen gösterdim. Uzatmayayım, varoluş şeklimi etkileyecek, bu tür bir baskının her şeyini bu nehirde yıkamak isterdim.

- Bir Varmış Bir Yokmuş'ta canlandırdığınız karakter sevdiği erkeği iyileştirmeyi kendine görev edinmiş gibi davranıyor. İlişkilerde bu yardım etme hali hakkında ne düşünüyorsunuz, var mıdır sizin de böyle huylarınız?
- Birine yardım eli uzatmakla, bu konuda ısrarcı olmak arasında ince bir çizgi var. Sevdiğiniz insanın sıkıntılı bir durumu varsa tabii ki ona yardım etmek istersiniz ama o insan bu yardımı istemiyorsa tavrına saygı duymanız gerekir. Belki de kendi içinde yaşayacakları şeylerle ilgili zamana ihtiyacı vardır. Müsaade etmek gerek. Ama ilişki dediğimiz şey bir yanıyla basit bir yanıyla çok bilinmeyenli bir denklem gibi. Kadın ve erkek birbirlerine karşı ne kadar açık olursa ilişki o kadar şeffaf oluyor.

- Yani insanlar birbirlerine zaaflarını gösterebilmeli diyorsunuz.
- Yani hiç kimse mükemmel değil, bunu biliyoruz. Her insanın da zaafları var bunu da biliyoruz. Ama insanlar zaaflarını birbirlerine göstermemeye çalışıyor. Aslında o zaaflar sizi siz yapan şeyler. Sevdiğinize karşı açık davranırsanız zaaflarınızı gösterirseniz ilişkiniz de daha sağlıklı olur ve bu durum hayatınızı da kolaylaştırır.

BENİM ELEŞTİRMENİM ANNEM

- Sanata düşkün bir ailede yetiştiğinizi biliyorum. Peki böyle bir ortamda büyümenin sizin yolunuzu çizmenizde nasıl bir etkisi oldu?
- En başında beri oyuncu olmak istememde, sinema yolculuğumda bunun katkısı çok gördüm. Ama oyuncu olduktan sonra tercihler yaparken de annemle babamın katkısı önemlidir.

- Aile geldiğiniz noktayla ilgili ne düşünüyorlar?
- Açıkçası ben mutlu olduğum için onlar da mutlu. Annemin, 'başına ne gelirse gelsin, dünyanın sonu değil evladım, kaldığın yerden yoluna devam et' diyen bir tavrı var. Bu çok önemli bir motivasyon benim için. Ama öte yandan beni hiçbir zaman da pohpohlamaz. Dünyanın en dürüst kadınıdır. Hiçbir zaman ben mutlu olayım diye "Aferim çok güzel oynamışsın" ya da yapamadığım bir şey için "Çok iyi yapmışsın" demedi. Bunun için onun söylediklerini çok önemserim. Yani benim eleştirmenim annemdir.

KADINLARA YAZILAN ROLLER SINIRLI

- Çok namlı yönetmenlerle çalıştınız, her biri ayrı bir ekol. Ne kattı bu durum size?
- Her yönetmenin çalışma biçimi, seni bir role hazırlayışı bambaşka. Tabii her tecrübe sizin kendinizi bulmanıza da yardımcı oluyor. Ayrıca bu mesleği sürdürürken yapacağınız tercihlere de katkısı oluyor. Ama en somut katkısı ne dersen, hikaye ve senaryo okumayı öğrenmemdir.

- Kış Uykusu ile Cannes'a gittiğiniz. Film Altın Palmiye de aldı. Cannes'a gitmek bir oyuncu için çok önemlidir. Siz neler hissettiniz?
- Ben bir şeyin içerisindeyken duruma çok vakıf olamıyorum. Sonrasında düşünüp "Evet ya böyle bir şey oldu" diyorum kendi kendime. Filmi ilk defa seyredeceğim, hiç bilmediğim ortam, filmin nasıl karşılanacağıyla ilgili merak, ilk defa Cannes gibi bir festivalde bulunmak... Bir sürü heyecan benim içimde iç içe yaşandı. Dolayısıyla heyecanlı, sevinçli ve mutluydum orada olmaktan.

- Filmlerde genelde sonradan kabuğunu kıran kadınları canlandırıyorsunuz, bu tür kadınları seviyor musunuz?
- Aslında bu durum hikayelerle ve yazılan kadın karakterlerle ilgili. TV ve sinemada kadınlara yazılan roller çok da çeşitli değil, sınırlı. Bir aşk hikayesi kuruluyor. Bir üçgen var ortada. Kadın ya evliliğinden ya da aile baskısından dolayı bastırılmış bir karakter. İster eğitimi ister eş seçimi veya yaşama biçimiyle ilgili mutsuzdur ve başına bir şey gelir, kabuğunu kırar. Genelde bir hikaye böyle başlıyor. Bu durum benim canlandırdığım karakterlere de yansıyordur elbet. Ama hem Bir Varmış Bir Yokmuş'taki, hem Kalp Düğümü adlı tiyatro oyunundaki hem de Beş Kardeş dizisindeki kadınlar bu prototipin dışında farklı karakterler. Dolayısıyla bir şeyler değişiyor ve bu da beni mutlu ediyor.

İÇİMDE UHDEDİR AKROBASİ YAPACAĞIM

- İyi oyuncuların çeşitli hobileri olur derler, var mı sizin de hobileriniz?

- Resim yapmaya çok düşkünüm. Dans etmeyi de seviyorum. Bunun haricinde bir hayalim daha var o da akrobasi yapmak. İçimde uhdedir. Yaşım akrobasi eğitimi almak için geçti ama yine de bir gün bu hayali gerçekleştireceğim. Londra'da çok güzel bir okul var, orada bir yıl eğitim almak istiyorum. Artık bedenim, yaşım ne kadarına müsaade ederse.

- Peki bu mesleğin en sevdiğiniz tarafı nedir?
- Sürekli yeni şeyler öğrenmenize olanak sağlıyor. Bir sette biriyle tanışıyorsunuz ya da bir role hazırlanıyorsun ve bir sürü yeni şey öğreniyorsun. Bu öğrendikleriniz de sizin hayatınızda kalıyor.