X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Çanakkale içinde vurdular beni!
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Çanakkale içinde vurdular beni!

  • Giriş Tarihi: 21.3.2015
Çanakkale içinde vurdular beni!
Çanakkale içinde vurdular beni!

Son Mektup, bir pilot ve hemşirenin o olağanüstü şartlarda filizlenen aşkı ekseninde Çanakkale Savaşları'na bakıyor. Ama eldeki hikayeler arasında neyi anlatacağı konusunda odaklanma sorunu yaşıyor

Sinemamızda az sayıda olsa bile Çanakkale Savaşları'nı anlatan filmler var ama şimdilik hiçbiri işte o destanın filmi diyebileceğimiz yapımlar değil. Nedense o istediğimiz filmi çekemiyoruz. Son yıllardaki filmler, işin görsel kısmını, gelişen teknolojiyle hallettiğimizi ortaya koyuyor ama hikaye kısmını becerdiğimizi kim söyleyebilir? Hal böyle olunca acaba Çanakkale'deki gerçeklik ve o gerçekliğin tarihsel ağırlığı kurmacayı bastırıyor mu diye insan kendi kendine soruyor. Ama o zaman Peter Weir'in Gelibolu ile Russell Crowe'un Son Umut filmlerini nereye koyacağız? Ki iki film de Çanakkale'nin şimdilik sinemadaki en iyi karşılıkları. Özhan Eren'in, en taze Çanakkale filmi Son Mektup da maalesef beyazperdede izlemeyi beklediğimiz o Çanakkale filminden uzak. Hatta eldekiler arasında üst sıralarda yer alacak yapımlardan da değil. Film, Tayyareci Yüzbaşı Salih Ekrem (Tansel Öngel) ile Nihal Hemşire'nin (Nesrin Cavadzade) o olağanüstü şartlarda filizlenen aşkı ekseninde savaşa odaklanıyor. Açıkçası, kahramanını bir pilottan seçmesi filmin Çanakkale Savaşları'na farklı bir noktadan bakma gayreti taşıdığını duyumsatıyor. Çünkü, bu savaşın en az bilinen yönü hava savaşları. Ama film bir noktadan sonra Deniz Savaşları'nın kazanıldığı 18 Mart'ı merkezine alıyor. Sonra nedense destanın asıl yazıldığı Kara Savaşları es geçilip tekrar aşk temasına dönülüyor. Bir noktadan sonra da zaten film Çanakkale Savaşları'yla ilgisini kesiyor ve yoluna devam ediyor. Yani filmin ele aldığı konuyu hikayeleştirememe, daha doğrusu o koca savaşta neyin anlatılacağı konusunda bir odaklanma problemi var. Zaten Çanakkale filmlerimizin genel sorunudur. Nedense savaş, kronolojik olarak anlatılmak istenir, bu çaba yönetmenleri yaşanan olayları canlandırmaya iter ve bu da baş karakterlerin hikayelerindeki dramatik yapının kurulmasına engel olur. Bunun için mesela çekilen belgesel filmlerimiz (en iyisi galiba Tolga Örnek'in Gelibolu) daha başarılıdır.

ALMAN VAR ANZAK YOK
Neticede görüntü yönetmeni Uğur İçbak'ın çabalarına (uçak savaşı sekansları oldukça nitelikli), yer yer etkili oyunculuklara rağmen Son Mektup, senaryosundan kaynaklanan ciddi sorunlar nedeniyle vasat bir yapıma dönüşüyor. Ama filmin artıları da var. Mesela 1. Dünya Savaşı'ndaki Çanakkale cephesinin açılmasının asıl sorumlusunun Churchill olduğunu vurgulaması, genel Çanakkale anlatılarında yok sayılan Almanlar'ın varlığını hatırlatması doğru atışlar. Ama öte yandan Kara Savaşları es geçilince savaşın seyrini değiştiren komutanlardan Mustafa Kemal ile birlikte Anzaklar da yok sayılıyor. Tabii böyle olunca bir tarafta göğüs göğse sert siper çarpışmaları yaşarken diğer tarafta birbirine saygı duyan askerler arasındaki centilmenlik de işlenmemiş oluyor. Ki bu, savaşı unutulmaz kılan noktalardan biridir mesela. Bir de filmdeki İstanbul'un fethi ile İtilaf devletlerinin Çanakkale cephesini açmasının bir bağlantısı olduğu vurgusu çok da gerçeği yansıtmıyor. Malum Çanakkale Savaşları'nın omuzlarımıza yüklediği sorumluluk çok büyük. Birkaç nesil orada gözünü kırpmadan toprağa düştü. Belki de bu sorumluluk Çanakkale'yi sinemada işlerken bocalamamızı sağlıyor. Ya da başta da dediğimiz gibi orada yaşanan gerçek bizim için o kadar ağır ki, bütün kurmaca filmlerimiz o ağır gerçeğin altında eziliyor! Ama bunlar başka bir yazının konusu galiba...