X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Benjamin Button gibi hissettim
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Benjamin Button gibi hissettim

  • Giriş Tarihi: 28.3.2015
Benjamin Button gibi hissettim
Benjamin Button gibi hissettim

atv dizisi Kertenkele'nin başrol oyuncusu Sera Tokdemir, Bizim Hikaye ile beyazperdede. 80 darbesi dönemine odaklanan filmde güzel oyuncu, Nimet rolünde makyajla 35 yıl yaşlandırıldı, sekiz kilo aldı. Oyuncu, yaşadığı bu değişimi Brad Pitt'in canlandırdığı Benjamin Button karakterine benzetti

Sera Tokdemir, rol aldığı projelerle son dönemin dikkat çeken oyuncularından... Tokdemir'le dün vizyona giren filmini konuşmak için bir araya geliyoruz. Ekranlarda gördüğümüzün aksine kıpır kıpır, yerinde duramayan bir genç kadın var karşımızda. Neşeli, enerjik ve sıcak tavırlarıyla bizi karşılıyor. Bizim Hikaye'yi konuşacağı için çok heyecanlı olduğunu söylüyor. Nimet karakterinin o kadar etkisinde kalmış ki daha röportaj başlamadan gözleri dolarak film çekilirken hissettiklerini anlatıyor. Dokuz yaşında bir oğlu olduğu için Nimet'in çocuklarıyla verdiği mücadelenin kendisini derinden etkilediğini söylüyor. Filmde olduğundan daha kilolu gördüğümüz Tokdemir, film için sekiz kilo almış. Hem doğum, hem de yaşlılık sahnelerinde daha inandırıcı olmayı istediği için bol bol yemek yediğini anlatıyor. Konuşurken bir an olsun yerinde duramayan Tokdemir, "Nimet'in yaşadıklarını gerçekten kendim yaşamış gibi hissettim. Bu nedenle sahnelerde gerçekten gözyaşlarımı tutamayıp ağladım" diyor. Çekimler sırasında Kertenkele ve Bizim Hikaye seti arasında mekik dokuyan Tokdemir, yorgunluktan hiç şikayetçi değil. Yaşlılık sahnelerinde yüzüne yapılan maske yüzünden cildinin zarar görme riskine bile aldırış etmemiş: "Bu hikayeye o kadar çok inandım ki bir oyuncu olarak yüzümün zarar görme ihtimalini bile gözardı ettim. Maskenin sekiz saatte çıkması gerekirken ben o rolden çıkmak istemediğim için 13 saat çalıştım." Tokdemir'le onu bu kadar derinden etkileyen Bizim Hikaye'yi konuştuk.

- Filmde eşi cezaevine girdikten sonra çocuklarıyla yaşam mücadelesi veren Nimet karakterini canlandırıyorsunuz. Nimet'in yaşadıkları size ne hissettirdi?
- Yaşadıkları çok zor. Film, 80'li yıllar ve günümüzde geçiyor. Eşi düşünce özgürlüğünden dolayı cezaevine giriyor. Üçüncü çocuğuna hamile. O kadar güçlü durmak zorundaki inançlarından hiç şaşmadan çetin bir hayatta kalma mücadelesi veriyor. Beni çok heyecanlandıran bir proje oldu. Nimet'in güçlü karakteri beni çok etkiledi. Dimdik duruyor. Kimseye hiçbir şey için yalvarmıyor. Tek başına mücadele ediyor.

- Siz de Nimet kadar güçlü müsünüz?
- Çok güçlü hissettiğim zamanlar da oluyor güçsüz hissettiğim de. "Güçlü görünmeye çalışacak kadar güçsüzüm aslında" dediğim de olur. Aslında kendine oynadığın bir oyun oluyor. Nimet'in yaşadığı çok farklı bir durum ama onun yaşadıklarını yaşasaydım onun gibi davranırdım. Çünkü o da benim içimden bulup çıkardığım bir karakter. Öyle bir zamanda çocuklarıyla cezaevine gidip geliyor. Ahmet en büyük çocuk olduğu için o çok ağır yaşıyor.

- İzleyici bu filmde en çok neden etkilenecek?
- Filmde görsel bir şölen var. Müzikleri Mustafa Ceceli yaptı. Yapımcımız Yalçın Şen, tek tek her şeyle büyük bir titizlikle ilgilendi. Gece vakti de olsa ondan onay alındı. Bir hikayede acı varsa, yaşanan neyse onu seyirci hissediyorsa doğru filmdir. Bizde de gerçek bir hikaye var. O dönemi yaşamış olan çok insan olduğu için izleyenler kendilerinden bir şeyler bulacak.

- Filmde gerçekten ağladınız mı?
- Ben genelde ağlamam gereken sahnelerde gerçekten ağlarım. O hissetmeyle alakalı bir durum. Gerçekten ağlayan da iyi oynamıştır diye bir şey yok ama önemli olan hissedebilmek. Ben hissettiğim zaman ağlıyorum. Ben inanmazsam seyirci inanmaz.

- Film için sekiz kilo almışsınız. Kaç ayda bu kiloları aldınız?
- Aslında film için özellikle kilo almam gerekmiyordu. Ben Nimet rolü için kilo almam gerektiğini düşündüm ve kendimi bıraktım. Bir ayda sekiz kilo aldım. Filmde bir doğum sahnem vardı. İncecik doğum yapsaydım ben de inanmazdım. Doğum yapmış biri olarak bunu biliyorum. Ben o süreçte 24 kilo almıştım. Sonrasında da filmde yaşlanıyor Nimet. O kilo yaşlı Nimet'e çok yakıştı. Tonton bir nine oldu.

ÇOCUKLUĞUMUN KOKULARI

- Hiç bu kiloları veremezsem diye kaygınız oldu mu?
- Hiç olmadı. Birkaç ay kilolu olayım sonrasında veririm.

- Filmde bir de İsmail ile Nimet'in büyük aşkı var. O dönemki aşklarla şimdi yaşananları karşılaştırırsanız ne dersiniz?
- O zaman sadece bakışmalar var. İsmail ilk görüşte Nimet'e âşık oluyor. Çok temiz. Göz göze gelince Nimet utanıyor. Şimdi kimse utanmıyor. Bana sorarsanız utanmanın modası hiç geçmiyor. Şimdi her şey daha hızlı tüketiliyor.

- Film 80'li yıllarda geçiyor. O dönemi yaşamak nasıl hissettirdi?
- Anneannem rahmetli oldu. Doğum sahnesinin çekildiği evde yatak odasına girdim kendimi anneannemin evinde gibi hissettim. Çocukluğumdan kokular aldım. Doku kokuya bağlıyor beni ve o da geçmişe götürüyor.

- 35 yıl yaşlandırıldınız. Yaşlı Sera Tokdemir'i görmek size ne hissettirdi?
- Çok tuhaf bir hissiyat. Onu yaşamak lazım. Ben hep Benjamin Button gibi hissetmeyi çok isterdim derdim. Bunu bu filmde hissettim. Yaşlandığınız zaman onun ruhunu da taşımanız gerekiyor. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştım. Bir sahnede bakıyorum elim yavaş kalkıyor. Onu da yönetmenimiz söylediğinde fark ediyorum. Duruşum, hareketlerim değişiyor. Her makyaj çıktığında "Çok şükür hâlâ gencim" dedim. Çok değişik bir deneyim oldu. Yaşlandığım zamanlarda yaşlı gibi hissettim.

- Makyaj kaç saatte yapıldı?
- Yurtdışından protezler getirildi. Makyajı iyi taşımak kadar onu yapan usta eller de önemli. Çok iyi bir ekiple çalıştık. Parça parça takıyorlar, surata göre kesiyorlar. Sonra fondotenle boyuyorlar. Makyaj süresi 4-5 saati alıyordu. Saç açık olduğunda beyazlatılacağı için uzun saatleri alıyordu. Yaşlılık sahnelerinde maksimum makyajın dayanma süresi 8 saatti ama ben 13 saate kadar dayandım. 8 saatten sonrası cilde zarar veriyor. Cildim kaşınıyordu ama o hikayeye gittiğim zaman dönmek istemiyordum. Cildim zarar görse bile dayanacağım diyordum. Çok farklı bir tecrübe oldu benim için. Saçlarımın açık olduğu sahneler için boynuma da maske takıldı. O uzun saatler boynumda kalınca nefes almadığım için çıkarttıklarında tansiyonum düştü.

DELİ GİBİ âŞIK OLURUM

- Aşkı nasıl yaşıyorsunuz?
- Deli gibi âşık olurum. Bana göre sadece sevgiliyle yaşanan değil aşk. Kişinin içinde başlıyor. Bir çiçeğe bir kokuya da duyulabilir. Herkes aşkı farklı değerlendiriyor. Herkese göre başka bir tanımı var. Ancak bu tempoda çalışırken özel hayata vakit ayıramıyorum. Oğlumu bile o kadar zor görüyorum ki. Kendime bile vakit ayıramıyorum. Uykusuz kaldığım ve yorgun olduğum için eve gidip dinleniyorum. İşten ve oğlumdan sonra uykuyu tercih ediyorum.

DRAMLA KOMEDİ YAN YANA

- Kertenkele dizisi çok sevildi. Sizce diğer dizilerin arasından sıyrılmasının nedeni ne?
- İçinde hem drama, hem de absürt komedi var. Birçok duyguyu barındırıyor. Olumlu tepkiler alıyoruz. İnsanlar sevdikçe daha iyisini yapmaya çalışıyoruz. Zehra Kertenkele'yi seviyor ama ortada Kertenkele'nin bir yalanı var. Aşk her şeyin üstesinden gelir. Aşka ne kadar âşık olduğunuzla ne kadar gözünüzü kararttığınızla alakalı.

ÜN BENİ DEĞİŞTİRMEDİ

- Son dönemde epeyce gündemdesiniz. Herkesin ön plana çıkmak için bir zamanı mı var?
- O değişimi ben yaşamıyorum. Dışarıda biri bana baktığında neden bakıyor acaba diyorum. Sonra fotoğraf çektirmek istediklerinde oyuncu olduğumu hatırlıyorum. Son dönemde birkaç dergiye kapak oldum. Bunlar hoşuma gidiyor ama orada kalıyor benim için. Sevilen bir proje olduğunda devamı geliyor. Aynı zaman diliminde olabilecek bütün projeler yan yana diziliyor. Ün beni değiştirmedi. Kamera önünde oyuncuyum ama biri "Ben sana hayranım" dediğinde "Asıl ben sana hayranım, beni tanımadan bana hayran olduğun için" diyorum.