X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Kadınlar lokmalarımı sayıyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Kadınlar lokmalarımı sayıyor

  • Giriş Tarihi: 25.7.2015
Kadınlar lokmalarımı sayıyor
Kadınlar lokmalarımı sayıyor

Mutlu ve enerjik bir kadın Ebru Şallı. 37 yaşında, 20 yıldır hep göz önünde. Kadınlar her adımını takip ediyor. Giydiklerini beğeniyor, ne yediğini merak ediyor. Herkes onun gibi fit olma peşinde. Hal böyle olunca Şallı şimdilerde tasarıma da el attı, bir spor koleksiyonu tasarladı

Sıcak bir yaz günü, öğleden sonra buluşuyoruz Ebru Şallı'yla. Koşarak geliyor buluşacağımız kafeye. Peşinde iki fotoğrafçı... Yüzünde hiç makyaj yok, ayağında parmak arası sandaletler. 40 yaşına yaklaşmasına rağmen kendini hâlâ gencecik hissediyor. Yalnızlığı seviyor. Aşka inanıyor ama artık çocuklarını ilişkisinden uzak tutuyor. Hayatının bu döneminde kendini iyi hissediyor, gelecekten de korkmuyor. Nedeniniyse yüzünde kocaman bir gülümse varken söylüyor: "Bero ve Pançiko varken sırtım yere gelmez!"

- Sizi görünce insanın aklına yemek geliyor. Sıkılmadınız mı bu durumdan?
- Damak zevki kuvvetli, iyi yerlerde yemeyi seven bir insanım. Beni tanımayanlar aç gezdiğimi düşünüyor ama alakası yok. Hiç aç kalmam. Az ve sık yerim. Yoksa hemen tansiyonum düşer. Beslenme mevzularına merakım sonradan gelişmedi, küçüklükten beri var. İstanbul'da doğdum büyüdüm ama annem Bursalı. Bir göçmenlik var yani kanımda. Babam da annem de mutfakla ilgiliydi. Pazar günleri babamdaydı yemek vazifesi. İlgiliydim yiyeceklerle. Yoğurdun içinde ne var, bilirdim. O yıllarda internet de yok. Kütüphaneye gidip bakardım hatta ansiklopedilere. İnceler, notlar alırdım. Biyoloji dersine de ilgim büyüktü. Babam "Doktor olacak bu kız" derdi hatta. Dokuz yaşında şahane pilav yapabiliyordum. Doktor olmadım ama Türkiye güzeli seçildikten sonra modellik, mankenlik, televizyon meselelerinin ardından yine yemek yapıp kitap yazdım. Kara kuru, tatsız tuzsuz yemekler yapmam. Damak zevki önemli. Tereyağının zararlı olmadığını düşünüyorum. Kepçe kepçe de kullanmam tabii. Pilav yaparken zeytinyağıyla dengelerim mutlaka. Kocaman tepeleme bir tabak da yemediğim için kilo almıyorum. Bir restorana gidiyorum, kadınlar lokmalarımı sayıyor. Ne yiyor, ne kadar yiyor?

- Çocukların ne yiyip ne içtiğine de dikkat eder misiniz?
- Olabildiğince ederim. Devir değişti. Biz dalından elmayı koparır yerdik. Şimdi tüm zamanlarını bilgisayar başında geçiriyor, hangi abur cuburu yiyelim diye düşünüyorlar. Ondan kurtarmak için elimden geleni yapıyorum. Tamamen başarabiliyor muyum? Dürüst olacağım: Hayır. Arkadaşlarından her şeyi görüyorlar. Mümkün olduğunca engel olmaya çalışıyorum. Zararlarını anlatıyorum. Zaten çocukların karbonhidrata ihtiyaçları var. Öğlen makarna yemelerinde bir sakınca yok. Akşam protein ağırlıklı beslenmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Baklagile çok önem veririm. Çorbasız öğünleri yoktur çocukların. Yemedikleri sebzeyi de kandırarak yediririm ya çorbanın ya böreğin içinde.

- Bir yandan seksi pozlar veren bir ünlü diğer yandan "Baklagil şart!" diyen bir annesiniz. Bu ikisini nasıl dengeliyorsunuz?
- Beni sosyal medya üzerinden tanıyan insanlarla karşılaşınca bana "Gerçek misin sen?" diyorlar. Bir yandan tencerede aşure kaynıyor, diğer taraftan pilates videosu çekiliyor. Bazen çocuklarıyla, kimi zaman seksi bir pozda... Tek başıma bir kadın dergisi gibiyim. Çok yönlüyüm. Ne ararsan bende var. Spor, beslenme, güzellik, çocuk...

- Hiç zorlanmıyor musunuz peki?
- Yorgun hissediyorum bazen kendimi. Yorgun hissedince de inzivaya çekildiğim olabiliyor. Çocuklar da çok tatlılar ama çok enerji alıyorlar. Genel olarak enerjisi yüksek bir tipim. Kolumun altına çok karpuz sığdırabiliyorum. Başka türlüsü bana göre değil. Yoksa Türkiye Güzeli seçildikten sonra birkaç iş yapar, evlenir, çocuk doğurur, kenara çekilirdim. Oysa ben durmadım. Çalışmaya devam ettim, yenilikleri takip ettim, kendimi geliştirdim. Şu anda dünyanın her yerinde mutfakta bile çalışabilirim ben. Dünyanın bir ucunda da pilates eğitmeni olarak iş bulabilirim. Aç kalmam yani kesinlikle. Egolarımdan arındım. Çok rahatım. Herkes de doğal bulur beni.

- Ünlülerde sıklıkla gördüğümüz ego yok yani sizde?
- Benim avantajım çocuk yaşta ünlenmiş olmam. Eskiden bir elin parmağı kadar ünlü vardı. Şimdi çok insan var. Eskiden Türkiye güzeli dedin mi bilinirdi. Şimdi kaç kişi kaldı o dönemden bilmiyorum. Belki birkaç kişi... Herkes kendine bir yol seçti. Ben bir şekilde ayakta kaldım. Ünle yaşamaya alıştığım için belki de beni yorduğunu fark etmiyorum. Buraya gelirken iki adım yürüdüm, iki gazeteci koştu hemen peşimden. Yeni ünlü olsam belki panikler, bunun stresini yaşarım. Ama ben böyle büyüdüm. Ünün içine doğdum.

- 40 yaşına girmenize az kaldı. Var mı içinizde biraz korku?
- Baksana bana, nasıl korku olsun? (Gülüyor) Belki üç yıl sonra öyle hissedeceğim ama şu an böyle bir durum yok. Zaten çocuksu bir yapım var. İçimde kesinlikle yaşayan bir çocuk var. O hiç ölmesin inşallah. Oğlak burcuyum. Ciddi bir tarafım da vardır. Ama beni küçük çocuk arabasına binerken görebilirsiniz. 37 yaşında hissetmiyorum zaten kendimi. Biyolojik yaşımın genç olduğunu bilmek de bunda etken belki. Sağlıklı besleniyorum, spor yapıyorum. İçimde bir çocuk var, o yüzden yaşlanmayacağım.

TEK BAŞIMA DAHA GÜÇLÜYÜM

- Anneliğin üzerinizdeki etkisi nasıl?
- Etrafımda benimle aynı yaşta olan, evlenmemiş, çocuksuz arkadaşlarıma bakıyorum da onlar daha bir endişeliler. Benim kimseden bir beklentim yok. Çocuklarım var. Ayaklarımın üzerinde duruyorum. Tek başıma da güçlüyüm. Kimseye ihtiyacım yok. Allah kimseyi sevgisiz ve yalnız bırakmasın. Ama evlatlarımın bana güç verdiği doğru.

- Bir kere daha anne olma fikrine nasıl bakıyorsunuz?
- Çocuk çok zor. Büyük sorumluluk isteyen, meşakkatli bir şey. Tek bir adım atarken bile bin kere düşünüyorsunuz. Çocuk yapmak insanın yüzüne kalıcı dövme yaptırması gibi bir şey. Genç anne olduğum için pişman değilim. İleride kesinlikle anne olmam demiyorum. Büyük laflar etmek istemem ama öyle bir hayalim de yok.

- Mesela bir kızınız olsun istemez misiniz?
-
Ben erkek çocuk seviyorum çok. Biz üç kızdık. Ailem son anda erkeği yakaladı. Onu el bebek gül bebek büyüttük. Erkek kardeşim 10 yaş küçük benden. Anneme çok yardım ettim. Erkek çocuk düşkünlüğü ve özlemi vardı hep. Ondan sonra da hep erkekler oldu etrafımda. Hep ana kraliçe gibi dolaştım. Allah kız verirse bir itirazım olmaz elbette.

- Pilates merakınız sizi tasarımcılığa taşıdı. Nasıl doğdu proje?
- Koleksiyonun adı By Ebru Şallı Koton. Uzun süredir bunu konuşuyorduk. 12 yıldır pilates yaptırıyorum kadınlara. Spor yaptırırken giydiğim kıyafetleri nereden aldığımı hep sorarlar. Halbuki aldığım kıyafetleri hep daraltırım, kısaltırım, keserim. Muhakkak oynarım. Bu proje böyle bir ihtiyaçtan doğdu. 10 gün içinde kış koleksiyonu çıkacak. Ardından da yaz. Sadece ismimi vermedim, gerçekten çalıştım. Pembelerimle, kalplerimle beni görecekler o koleksiyonda.

-Renkli giyinmeyi seviyorsunuz değil mi?
- Renklerin enerjisine inanıyorum ben. Niye matemde gibi tamamen siyah giyineyim? Canlı renklere bakmak bana enerji veriyor. Bu ara ortancalara takığım. Her rengini fotoğraflıyorum.

- Adınız pilatesle bu kadar özdeşleşmişken neden bir pilates okulu açmıyorsunuz?
- Herkes bana bunu soruyor. Aslında açabilirim ama biraz daha zaman geçsin, biraz daha sakinleyeyim istiyorum. Çocuklar biraz büyüsün. Hep orda olmak isterim ben çünkü. 24 saat... Hanımlar sağolsun bana sonsuz güveniyor. Şunu yiyin diyorum yiyorlar. Bunu için diyorum içiyorlar. Müthiş bir gönül bağımız var. 20 kilo veren var. Boşanmaktan vazgeçeni, boşanıp çok daha mutlu olanı... Hepsiyle iletişim halindeyim. Markete gidiyorum, kadının biri "Allah razı olsun, sizinle hayatım değişti" diyor. Toplanıp altın günü gibi pilates yapan var.

- Estetiklerinizle bazen eleştiriliyorsunuz. Nasıl hissediyorsunuz böyle olunca?
- Ben estetiğe karşı değilim. Fazlasını doğru bulmuyorum. Çok küçük yaşta göğüslerime slikon yaptırdım, pişman oldum çıkarttım. Burnumla ilgili pişman değilim. Çok kötü değildi ama yaptırınca bence daha iyi oldu. Bakıyorum küçücük kızlar doktor kapısında. Bu iş de çok ticari artık.

İLİŞKİ KONUSUNDA TOYUM


- İlişkide çabuk kaçar mısınız?
- Gerekiyorsa kaçarım. Çok fazla flörtüm olmadı. Zaten erken evlendim, uzun yıllar evli kaldım. Çok tecrübesizim ilişkiler konusunda, toyum. Duruma göre manevra yapabiliyorum.

- Sinan Bey'le çocukların arası iyiydi bildiğim kadarıyla. Sonra bir ayrılık oldu. Şimdi barışma gündemde. Çocukların kafası karışmıyor mu?
- Çocuklara çok fazla yansıtmamaya çalışıyorum. Sinan'la verdiğimiz aradan sonra çok fazla bu konu hakkında konuşmak istemiyorum. Zaman su gibi geçiyor. Beren 12 yaşına girecek. Her şeyden haberdar. Okuyor, izliyor. O yüzden artık daha dikkatli olmam gerektiğini düşünüyorum. Ara verdiğimiz dönemde de küs değildik zaten. O süreçte de görüşüyorduk. Buna bir ara vermek diyebiliriz. Şimdi yine görüşüyoruz. Zaman gösterir ne olacağını. Yarın ne olacağını ben de bilemiyorum. O yüzden büyük konuşmak istemiyorum.

- Çocuğu bir kariyer basamağı gibi görenler var. Ne diyorsunuz bu duruma?
-Kadınlar da erkekler de artık çocuk yapmak için evleniyor. Ronaldo gibi. Çocuğu yapıp ayrılıyor. "Birer tane çocuğumuz olsun" diyor insanlar. Anlıyorum ama çocuğa da günah. Bu yolda da ilerlenmez. Doğru bulmuyorum. Herkes özgürlüğüne düşkün, herkes kafasına göre yaşamak istiyor ama bir yandan da bir yavrusu olsun istiyor. Ronaldo'nun kadın versiyonları da fazla. Eskiden böyle bir mantık hiç yoktu. Anne olarak hiç tasvip etmiyorum.

- Geleceğe dair bir korkunuz var mı?
- Yok. Galiba çocuklarla da alakalı. Onlar bana güç veriyor. Kendimi yalnız hissetmiyorum. Hatta yalnız olsam bile kalabalıkta mutlu oluyorum. İleride bir sürü kedisi olan yaşlı ve yalnız kadınlardan olmayacağım. Yalnızlıktan da korkmuyorum. Pançiko ve Bero varken sırtım yere gelmez.

İKİ ÜNLÜNÜN EVLİLİĞİNE ŞANS TANIMIYORUM


- Başınızdan iki boşanma geçti. Sizce ünlülerin evlilikleri neden yürümüyor?
- Sadece ünlülerin değil artık sıradan insanların da evlilikleri yürümüyor. Kimse eskisi kadar birbirini çekmiyor. Eskiden boşanmak bir meseleydi. Bizim annelerimiz zamanında biri boşandığında konuşulurdu günlerce. Şimdi kimse kimseyi çekmek istemiyor. Bir çift mutsuzsa çocuk da mutsuz bir ortamda büyüyor. Bu yanlış. Annem "Boşanmış bir anne babanın çocuğu olmayın diye ben hep idare ettim babanızı" der. Çiftlerin ikisi de ünlüyse, hele de aynı işi yapıyorlarsa egolar çarpışıyor. İki oyuncu ya da iki şarkıcının evliliğine şans tanımıyorum ben. Normal insanlar da anlaşamıyor ki artık... Yaşam değişti, boşanma da normalleşti.

- Siz boşanırken ailenizden ne gibi tepkiler geldi?
- "Kızım emin misin? Bir daha düşün. Bak çocuklar var" dediler tabii. O zaten bir süreçti. İki-üç yıllık bir süre sonrasında boşandık. Basına aniden yansımış olsa da bir geçmişi vardı. Böyle olması gerekiyordu, böyle oldu. Güzel de idare ettiğimizi düşünüyorum ben. Çocuklar açısından da, aileler açısından da...

- Nasıl şimdi durumlar Harun Bey'le?
- Hiçbir sıkıntımız yok. Şu anda Beren ve Pars onunla birlikte Bodrum'da. O gelecek, ben gideceğim.

- Aşık olunca nasıl bir kadınsınızdır?
- Aşkın kapıyı ne zaman çalacağı hiç belli olmaz. Çaldığında bocalarsın tabii. Ayakların yerden kesilir. Onu istiyorsan dünyana alırsın ve yaşamaya başlarsın. Aşktan kaçılmaz. Ben de aşka değer veren bir insanım. Hiçbir zaman parayla satın alınamayan, çok güzel bir duygu. Çok kıymetli. İnsanı yükseltiyor. Güzel bir enerji veriyor. Yaşama bağlıyor. Kendini mutlu hissediyorsan da ailene, çocuklarına çok daha güzel bir enerji veriyorsun. Aşık olmayınca mutsuz olunacak diye bir kural yok ama aşkın enerjisi de başka. Gerçi bazen aşk yorabiliyor. Yorduğu zaman da manevra yapıp kaçmak lazım.