X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Hayatım üretim üzerine kurulu
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Hayatım üretim üzerine kurulu

  • Giriş Tarihi: 1.8.2015
Hayatım üretim üzerine kurulu
Hayatım üretim üzerine kurulu

Gökhan Özen'le hem iş hem de özel yaşamında heyecanının doruğa ulaştığı günlerde hatta 'gün'de bir araya geldik. Salı günüydü. İki yıldır üzerinde çalıştığı yeni albümü Maske üç gün önce piyasaya çıkmıştı. Aldığı ilk tepkilerden memnundu. Ertesi gün ise ikinci bebeği dünyaya gelecekti. Hepsini konuştuk

Diyorlar ki; insanın ruh eşini bulma ihtimali 285 binde birmiş. Tam 285 binde 1. Ama durun... Hemen umutsuzluğa kapılmayın. Örneğin Gökhan Özen o 'bir'i bulmuş. Yeni albümü Maske'yi konuşmak için kendisini Kanyon'da beklerken eşi Selen Özen'le birlikte geldiğini görünce şaşırıyorum. Çünkü biliyorum ki hastaneden randevu alındı, bir gün sonra ikinci bebekleri dünyaya gelecek. İkisinin de gözleri ışıl ışıl. Mutluluk, sevgi, saygı; hepsi kendine yer bulmuş o ışıltının içinde... Doğum yapacak olan o ama Selen Özen eşinden daha rahat görünüyor. Gökhan Özen alabildiğine heyecanlı. Yoldaki bebeğin de verdiği sevinçle konu hemen çocuklara geliyor. Üç yaşındaki kızları Ada'dan söz ederken birinin başladığı cümleyi diğeri tamamlıyor. Gittikleri her seyahate onu da götürdüklerini anlatıyorlar. Ardından cep telefonlarının fotoğraf albümleri açılıyor, Ada'nın tatildeki fotoğraflarına bakıyoruz hep birlikte. Her halinden belli, Ada tatlı, güzel, mutlu bir çocuk... Gökhan Özen ikinci kez kız babası olacağı için çok mutlu. "Bir erkek için en değerli şey kızının olması" diyor. Planı; tıpkı Ada'da yaptığı gibi doğuma girip, bebeğinin dünyaya gözlerini açtığı o anlarda yanında olmak. Onlar hem özel hayatlarında hem de iş hayatında uyumu yakalamış ve bu sayede de iç huzuru olan bir çift, sevgi dolu bir anne-baba. Zoru başarıyor; ünlüler dünyasından bağımsız, dedikodusuz, kavgasız, gürültüsüz bir yaşam sürüyorlar. "Omzumda kızım Ada, yanımda eşim Selen, karşımda dostlarım..." Gökhan Özen, yeni albümü Maske'nin kayıtlarını gerçekleştirdiği farklı şehirlerdeki yedi stüdyodan Los Angeles'taki stüdyoda yaşanan manzarayı böyle anlatıyor. "Ailem her zaman önce gelir" diyor ama müzik tutkusu da çok başka. Maske'yi iki yılda tamamladı. Bu süre içinde hayatının çoğu, birkaç saatlik uykularla stüdyoda geçti. Şarkıların sözlerini yazdı, müziklerini yaptı. Aranjelerini ve hatta birçoğunun mix'ini kendi elleriyle gerçekleştirdi. Yetmedi, çıkış parçası Mis'in klibini yönetti. Özetle albümünü özenle ilmek ilmek ördü, bugüne getirdi. Deli işi gibi görünüyor değil mi? Söz konusu müzik olunca, detaycı ve titiz olduğunu inkar etmiyor. "Stüdyoda aynaya bakıp 'Yeter artık kurcaladığın, yeter, yeter, yeter' dediğim anlar oldu" diyor.

- Herkesin single çıkardığı, dijital platformlarda şarkıların tek tek satın alındığı bir dönemde albüm yapmak cesaret işi sanki...
- Kolaycılığa çok alışmış görüyorum insanları. Üreten isim çok az. Oysa ben hayatımı üretmek üzerine kurdum. Kendime hep bu anlamda yatırım yaptım. Her gittiğim yere bir stüdyo kurdum. Buna 15 yıldır taşındığım her ev ve ofis, hatta otel odaları ve uçaklara taşıdığım kompakt stüdyolar da dahil.

- Zamanınızın ne kadarı stüdyoda geçiyor?
- Rutinde haftanın en az üç-dört günü stüdyoda geçiyor. Ama bu; öğlen 12.00'den sabah 04.00-05.00'e kadar süren 16-17 saatlik periyotlar halinde. Daha çok da gece çalışmayı seviyorum. Albüm döneminde ise 48 saatte sadece iki saat uyuduğum oluyor. Aslında o kadar yüklenmek zorunda da değilim kendime, biliyorum. Ama o melodiler ve sözler beynimde bir kere akmaya başlayınca kendimi tutamıyorum. Bu bir hastalık galiba.

- Artık iyi şarkı söylemek yeterli değil. Sanatın diğer alanlarıyla da ilgilenen müzisyen fark yaratıyor. Siz bu anlamda iyi bir örneksiniz.
- Üretken insan dediğin zaman mutlaka farklı dalların birbirini beslediği bir hayat tarzı akla geliyor. Zincirleme bir tepki bu. Yönetmenlik ve kamera arkasıyla birlikte fotoğrafçılığa merak saldım. Yurtdışında workshop'lara katılıyorum. Temel amacım ışık öğrenmek aslında. Bilinçli bir tercih olmamasına rağmen yönetmenliğim müzisyenliğimi, besteciliğim şarkıcılığımı, oyunculuk yine yönetmenliğimi besliyor.

- Maske, arka arkaya hit olacak şarkıların sıralandığı bir albüm olmuş. Hit şarkının formülü var mı?
- Bence var. Devlet sırrı, çok gizli bir durum da değil. Benim en önemli felsefem yabancıların da dediği gibi "Less is more" yani en yalın olan her zaman en iyisidir. Ama sözleri basit tutayım derken derinliğini de kaybetmemen gerekiyor. Az sözcükle çok şey anlatmaya gelince olay, bir şarkımın bitmesi yıllar alabiliyor. Örneğin Maske'yi yazmaya 2007'de başladım. Ama "Sevmek çırılçıplak kalmak demek, ama sana maske gerek" sözü yıllar sonra geldi. O söz olmadan da, o şarkı olmazdı. İki sene önce bir şekilde o cümleyi buldum ve şarkı tamamlandı. Bir de dinleyiciyi, halkı iyi tanımak, ne sevdiğini keşfetmek ve değişen trendleri takip etmek gerekiyor. Ben sahneden seyirciyi izlerim.

- Kimi müzisyen sahnede transa geçer, seyirciden kopar. Ama sizin algılarınız açık anladığım kadarıyla?
- Benim en büyük avantajım çok konser veriyor olmam. Türkiye sadece tatil beldelerinden ibaret değil. Anadolu'yu, Karadeniz'i de konserlerle çok gezdim. Maske'ye bakınca birçok aşk var içinde. Şu an bunları yaşamadığıma göre gözlem giriyor işin içine. İzliyorum. Bir duygu yakalayacaksam eğer karşımdakini konuşturuyorum. Arkadaşlarımın dökülmelerini sağlıyorum.

- İyi bir dinleyici misiniz?
- Dinlerim ve ayıklarım. Çünkü orada gerçek duygular var. Örneğin çıkış şarkım Mis'in sizin bilmediğiniz, hiçbir zaman da bilmeyeceğiniz 20 nakaratı var. Hepsi farklı sözler. Hepsinin sonu da 'mis' diye bitiyor. Ama içlerinden bir tanesi benim için doğru olan. Artık ilk aklıma geleni yazdım, şarkı oldu devri bitti.

BEN AİLECİYİM

- Bizim halk olarak sevdiğimiz bir damar var ve siz de onu çok iyi yakalıyorsunuz. "O resmi tam ortadan yırtıp atamadın ya" diye bir başlıyorsunuz şarkıya...
- Allah'ıma çok şükür olsun ki bana müzik söz konusu olduğunda patronlar, politikalar ve idolojilerden bağımsız olarak hayatımı kazanabileceğim bir yetenek bahşetmiş. Sadece müzik var, duygu var. Hayatta yaşadığımız her duygusal durumu özetleyen hikayeler anlatmak var. İnsanların hatıralarında şarkılarla yer etmek var. Taraf yok, çıkar yok. Sahtecilik yok. Tüm bunlar üretkenliğimi besliyor. Bir de Ankaralılık var tabii. Ankara'daki çocukluğumdan kalan çok naif, sokaktaki insanın gözüyle, kalbiyle hissedebileceği bir yanım var hâlâ yaşattığım. Belki de bunu koruyabilmemin en önemli sebebi bu camianın içine çok girmemem. İstanbul'a geldim burada bu işi yapıyorum, ama dışarıdan bakıyorum sektöre. Çok az arkadaşım vardır bu camiadan. Bana "Gökhan" diyen, çocukluğumu bilen eski dostlarım var. Onlar benim için gerçek hayat. Çok değerliler.

- Dört farklı ülkede yedi stüdyoda yapıldı bu albüm. O ülkelerin hepsine gittiniz mi?
- Evet, gittim. Bir omzumda kızım Ada, yanımda eşim Selen, karşımda dostlarım kayıt yaptık. Ben aileciyim. Benim için aile en önde geliyor. Müziğin de önünde... Farklı ülkelerde profesyonel stüdyolarda iyi müzisyenlerle çalışmak müziğimi geliştiriyor. Onlardan esinlenmek, bestelerimle ilgili yorumlarını duymak da ego okşayıcı oluyor.

- Albüm çalışmaları iki yıl sürmüş. Çok ciddi bir emekle karşı karşıyayız değil mi?
- Çok ciddi. Haddinden fazla diyebilirim. Stüdyoda aynaya bakıp "Yeter artık kurcaladığın, yeter, yeter, yeter" dediğim anlar oldu. En büyük dostum kahveydi. Kahve üstüne kahve... Yüzümü yıkadım, kahvemi içtim, işime devam ettik.

- Sizinle çalışmak zor mu?
- Ciddiyetsizliği sevmiyorum. Pop müzik, deyip geçme. Yaptığım işin insanların hayatında önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum. Bir insanda bir duygu yaratmak hem zor hem de çok özel bir şey. Sohbetin başında, "Böyle bir dönemde albümü dinledim. Nefes aldım, oh be mis diyebildim" dedin ya, benim için olay o noktada bitiyor. Ama zor yanlarım vardır kesin. İşime kilitlenmek gibi bir durumum var. Etrafımdaki insanların duygularını, düşüncesini, psikolojisini çok da hesaplayamadan kafamda 525 tane yapılması gereken maddeyle sadece işe konsantre olduğum anlarda, etrafıma yönelik farkındalığım düşebiliyor.

NE GÖRDÜYSEM KADINLARDAN GÖRDÜM

- Aşkın tanımı yıllar içinde sizin için değişti mi?
- Lise, üniversite yıllarında çok tecrübesiz, çok körü körüne yaşıyorsun. Aslında kalpten yaşıyorsun, bu güzel. Zaman geçip birtakım tecrübeler edindikçe beyin ve kalp bir arada düşünmeye başlıyor. Bu çok da iyi değil aslında. Ben kalbimin kararlarına aklımı her zaman karıştırmamaya çalışıyorum. Aile kurmak çok daha farklı. Farklı sevgiler giriyor işin içine. Bir erkeğin sahip olabileceği en değerli şey bir kızının olması gibi geliyor bana. Erkeğin hayatındaki kadınlara baktığın zaman onların yeri, onların önemi ilk annesi ile ortaya çıkar. Bir kadına âşık olur, ona yöneltir sevgisini. Ondan sonra eğer Allah kısmet ettiyse ve bir kızın olduysa işte o sevginin tavan yaptığı seviyedir. Benim yaşayabildiğim, güzel bir duygu.

- Kadınlarla aranız iyi anladığımız kadarıyla...
- Evet, hep çok iyi oldu. Hayatımda ne gördüysem hep kadınlardan gördüm. Ekibimde, arkamda omzumu yasladığım, derdimi paylaştığım, benim için çalışan hep kadınlar oldu. Bu anneyle başlayan, eşim Selen'le devam eden bir süreç. Kızlarımdan da bu desteği göreceğimden eminim.

BİR ERKEK İÇİN EN DEĞERLİ ŞEY BİR KIZININ OLMASI

- Deliyim ve Mis'te eşiniz Selen Özen vokal yapıyor. Siz çok güzel bir ortaklık yapmışsınız. Hem iş hem de özel hayat anlamında. Son dönemde çok sık rastlamadığımız bir durum. Biraz anlatır mısınız nasıl başardınız?
- Birçok konuda kafalarımız çok uyuşuyor. Müzik zevkimiz, hayata karşı bakışımız, perspektifimiz aynı. Vokal konusuna gelince, stüdyoda bir şarkıyı bitirdiğim zaman hemen okumak isterim. Yoksa aranjeyi yapana kadar sıkılıyorum şarkıdan. Kelimeler eskiyor. Demo için de back vokal gerekiyor. Yanıbaşımda Selen olunca onu stüdyoya sokuyorum. Hem kulağı hem de sesi iyi.

- Evinizin kapısını kapattıktan sonra nasıl bir hayat yaşıyorsunuz?
- Sade. Normal bir Türk ailesinden farklı bir hayat yaşamıyoruz. Bizim yaşımızda, bizim jenerasyonumuzdaki insanlar evinde nasıl yaşıyorsa, ne yiyor ne içiyorsa biz de öyle yaşıyoruz. Sadece yatıp kalkma saatleri biraz farklı. Ben geceleri ayakta vampir gibi gezen bir insanım. Ama bu durum Ada için bu büyük avantaj. Çünkü Ada doğduğu günden beri her uyandığında yanında beni görüyor. Çünkü ayaktayım. Yataktan onu ilk alan ben oluyorum.

- Seyahat etmeyi de seviyorsunuz değil mi?
- Sıkıldığım anda bir yere gitmezsem bu üretimi devam ettiremem. Selen müsaitse aile olarak, değilse ayrı gidiyorum. Üç dört gün ayağımda bermuda altında terlik, hiçbir şey düşünmeden aylak aylak gezmek bana yetiyor.

- Kızlarınızın ileride sizi nasıl bir baba olarak anlatmasını istersiniz?
- Neşeli, şefkatli, anlayışlı ve sevgi dolu, verdikleri her kararda onların yanında olan, onlar adına karar vermekten ziyade onlara karar vermeyi öğreten bir baba olarak... Ada'ya onu çok sevdiğimi belli ettiğimi düşünüyorum ki normalde sevgimi çok rahat gösterebilen bir insan değilim. Ama aileme gösterebildiğimi düşünüyorum.