En keyifli İstanbul rotaları

Giriş Tarihi: 7.11.2015
En keyifli İstanbul rotaları

Yürüyüş ayakkabılarınızı ve sizi sıcak tutacak montunuzu giyin ve bizi izleyin. İstanbul'u tarihi ve kültürüyle keşfe çıkıyoruz. Arada mola verip nefis lezzetler de tadacağız. Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı? Biz oyumuzu çok gezenden yana kullandık ve İstanbul'u en iyi bilen rehberlerin kapısını çaldık. Her biri, tarihi ve kültürüyle büyüleyen İstanbul'da keyifli bir gün geçirebilmemiz için bize farklı rotalar önerdi

Ahmet Faik Özbilge

Biraz Bizans biraz Osmanlı

İstanbul'un kadim semtleri Vefa, Zeyrek ve Çırçır'ı civardaki lezzetleri de tadarak gezmeye ne dersiniz? Gezimize Haşim İşcan Geçidi'nin üstünden başlarsak eğer... Bir yanda Mimar Sinan'ın "Çıraklık eserim" diyerek tevazu gösterdiği Şehzade Camii, karşımızda Bizans'tan günümüze gayet sağlam ulaşmış, 4. yüzyıla tarihlenen Bozdoğan ya da Valens Su Kemeri. Yanı başımızdaki parkın kıyısında sessiz sakin duran Aziz Polieuktos Harabeleri. Ayasofya'dan hemen önce yapılmış bu muazzam kilisenin yanından geçip Kıztaşı'na yürüyelim. Aslında İmparator Markianos Sütunu, ama üzerindeki zafer tanrıçası kabartmasından dolayı Kıztaşı oluvermiş işte! Hemen ileride ilk lezzet uğrağımız Paçacı Mahmut bizi bekliyor. Terbiyeli paça çorbası dillere destan. Seçenek bol, soğanlı yahni, işkembeli nohut, mis gibi kavurma da var. Henüz erken diyenlere de hemen arka sokakta manda kaymağı, bal, peynir, menemen var. Fevzi Paşa Caddesi'ne doğru çıkarsak 1916-1924 arasında Ali Emiri'nin zenginleştirdiği Millet Kütüphanesi var ki, civardaki çarpık yapılaşmanın ortasında adeta bir ilim irfan vahası. Fatih Camii tarafına geçelim ve meşhur Fatih Sarmacısı'yla karşılaşalım, revaniye benzeyen ama farkı yapımında yağ kullanılmaması olan, içi kuru kayısı parçacıklı bu nefaseti de tattıktan sonra ver elini Fatih Camii. Hangi birini anlatsak... Bizans döneminde caminin yerinde bulunan, şehrin ikinci önemli kilisesi Havariyyun'u ve etrafındaki imparator mozolelerini mi, 1766'daki depremde yıkıldıktan sonra yeniden yapılan, yanı başında Fatih Sultan Mehmed'in türbesi bulunan bu muazzam camiyi mi?! Biz iyisi mi dosdoğru Kadınlar Pazarı'na geçip Siirt'in meşhur büryanının tadına bakıp Kırmastı Atpazarı Meydanı'nda kahve içelim. Ardından da, Zeyrek'in, Çırçır'ın içlerine dalıp önce şirin mi şirin Pantepoptes Kilisesi'ni (şimdi Eski İmaret Camii), sonra yeni restorasyondan çıkan Molla Zeyrek Camii'ni (eski Pantokrator Kilisesi) gezelim. İstikamet Vefa, sırasıyla semte adını veren, haziresi ve çilehanesi muhteşem Şeyh Ebu'l Vefa Camii, perişan haline rağmen güzelliğini koruyan Vefa Kilise Camii, içinden San Fransisko'nun yaşamına dair en eski freskoların çıktığı Kalenderhane Camii (o da eski Bizans Kilisesi)... Vefa Lisesi'nin yanından da geçip, Vefa Bozacısı'nda içeceğimiz bozamızla gezimize son veriyoruz.

Mine Karaha n Taner

Beyoğlu'nda bir gün

Eğer güne Taksim Meydanı'ndan başlayacak olsam ilk durağım Aya Triada Rum Ortodoks Kilisesi olur. Sonra İstiklal Caddesi'nin neoklasik ve art nouveau binalarının arasında yürüyerek Lades'e gelir, orada ballı kaymaklı leziz bir kahvaltı yaparım. Galatasaray'da Çiçek Pasajı'na girer, Balık Pazarı içindeki Üç Horan Ermeni Kilisesi'ni ziyaret ederim. Beyoğlu'nun pasajları pek meşhurdur. Avrupa Pasajı'nı dolaşır, asansörle üst kattaki yayınevine çıkar, kahvesinde Beyoğlu manzaralı bir çay içerim. Az ilerisindeki Hazzopulo'da dolaşır, Madam Katya'nın kıyafet ve şapkaları sergilediği vitrinine bakarım. Hemen yanındaki çıkmaz sokaktaki Panayia Isidion Kilisesi'nin önünden geçer, İstanbul'un en lezzetli çikolata ve sıcak çikolatasını satan küçük dükkanda damağımı şenlendirir, Olivya Geçidi'nden Tünel'e doğru devam ederim. Sen Antuan Kilisesi'ne göz kırpar, Odakule'den geçip Pera Müzesi'nin kafesinde dinlenirim. Sonra da Pera Palace Oteli'ni ziyaret ederim. Öğle yemeği için muhteşem manzaralı Richmond Hotel'in terasındaki Pey Der Pey Restoran en doğru seçim olur. Sonra Asmalımescit'te dükkanları dolaşır, Tünel'de gezimi sonlandırırım.

Serhan Güngör

Moda'dan Beylerbeyi'ne

Güne Moda'daki çay bahçelerinde kahvaltı ederek başlarım. Oradan Kadıköy Çarşısı'na geçerim. Balıkçılar, şarküteriler, antikacılar... İstanbul'un en güzel çarşısıdır burası. Oradan rıhtım boyunca yürüyüp Haydarpaşa Garı'na bakarım; hâlâ yerinde duruyor mu diye! Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nin yanından yürüyerek Haydarpaşa İngiliz Mezarlığı'na geçerim. 1850'lerde Kırım Savaşı'nda yaşamını yitiren İngiliz askerleri için inşa edilen bu mezarlıkta İngiliz Kraliçesi Victoria tarafından yaptırılan anıt bulunuyor. Mezarlıkta Birinci Dünya Savaşı sonrasında yaşamını yitiren İngiliz askerleri ve sivillerin mezarları da var. Burası sürprizlerle dolu, asude bir İngiliz bahçesidir. Harem-Üsküdar arasını Salacak manzarasının tadını çıkararak yürürüm. Tarihi yarımadanın en güzel görünümü buradandır. Sonra Üsküdar Çarşısı'nda dolaşıp, Sinan'ın güzel eseri Mihrimah Sultan Camii'ne bakarım. Kuzguncuk'a geçip Kuzguncuk Çarşısı'nı ve ara sokakları dolaşırım. Cami, kilise ve sinagog yan yanadır. Güzel sokaklar ve evlerin önünde nikah fotoğrafı çektiren gelin ve damatlarla köşe kapmaca oynarım! Üzerinde üç ayrı takvimle üç ayrı tarihin yazıldığı Simotas Binası'nı incelerim. Yemeğimi İsmet Baba'da yerim. Ya da Asude'de ev yemekleri veya cağ kebabı... Yemekten sonra Beylerbeyi Sarayı'nı gezerim. İstanbul'un en güzel 'evi' bu mudur acaba? Pazartesi ve perşembeleri kapalı olan sarayın bahçesindeki kafede çay ya da kahve içerek günü bitiririm.

Sinan Yalçın

Surları takip edelim

Her gün önünden geçtiğimiz Marmara Surları, dokuz kilometredir. Başlangıç noktamız Ahırkapı. Hâlâ kısmi olarak ayakta duran, Sinan Paşa'ya ait olan İncili Köşk burada dikkat çeker. Sahilden Sultanahmet'e geçiş yaparken sol tarafımızda adeta kaderine terk edilmiş yerdeki mermer sütunlar göze çarpar. Bu sütunlar tam dokuz asır Bizans imparatorlarına ev sahipliği yapmış bağları, bahçeleriyle dünyanın en büyük saray kompleksi olan Büyük Saray'a ait parçalardır. 1870'lerde yapılan sahildeki tren yolu inşaatı sebebiyle ne yazık ki Sultanahmet ile Samatya surları ortadan kalkmış. Samatya'ya devam ederken surlar yolun sol tarafına akar. Bu esnada surları takip ederek orijinal sahil şeridini bulabilirsiniz. Psamatya, Bizans ve Osmanlı'da kumu ve plajı ile meşhur olmuş ve zamanla p harfi atılarak halk arasında Samatya olarak anılmış. Fatih İstanbul'u alınca Anadolu'nun getirttiği Ermeni halkını bu bölgeye yerleştirmiş. Samatya sahil surlarında 1834 tarihli Surp Havannes Hastane Kilisesi yer alır. Surların üzerindeki tarihi Gaz Hane'yi geride bıraktıktan sonra Marmara surlarının kara surları ile birleştiği noktada karşımıza bütün güzelliği ile Mermer Kule çıkar. İmparatorluk Kulesi diye de adlandırılan yapı üç katlı ve cephesi mermerle kaplıdır. Son olarak surların belki en önemli bölümü, Yedikule'ye ulaşırız. Bugün hayranlıkla baktığımız, iki tarafı dörtgen kuleler ile donanmış devasa Zafer Kapısı'nın diğer ismi Altın Kapı'dır. Osmanlı'nın savaş halindeyken esir elçileri tuttukları Kitabeler Kulesi'nin içindeki yabancı yazıtlar görülmeye değerdir. Yedikule bölgesi ile Marmara Surları biter.

MERT TANER

Mimar Sinan'ın izinde

Güzel bir kahvaltı ve sabah çayı keyfini Cafer Ağa Medresesi'nde yaşayalım. Mimar Sinan'ın en güzel sivil mimarlık eserlerinden olan bu yapı, günümüzde hem restoran hem de Türk İslam Sanatları Eğitim Merkezi olarak kullanılıyor. Yukarı doğru yürüdüğünüzde Ayasofya sizi 1500 yıldır aynı gururla selamlar. Tabii ki Koca Sinan'ın da katkıları ile. Hele 2. Selim için yaptığı türbe, en az karşısındaki Hürrem Sultan için yaptığı hamamların kubbeleri kadar estetiktir. Sultan Ahmet Camii'nin rengarenk Arasta Pazarı'nda aheste tempo ile yürüyerek Hipodrom'un hemen yanından kendimizi Kadırga yokuşuna bırakalım. Sokollu Mehmet Paşa'ya adanmış bir Sinan şaheserinin önündeyiz. Üstadın topografyayı mimariye adapte etme yeteneğini, estetiği ve simetriyi keşfedersiniz. Divan yolundan Kapalıçarşı'nın Beyazıd kapısına ilerlerken Çorlulu Ahmed Paşa Medresesi'nde bir kahve molası verelim. Tömbekinin en hası oradadır. İstikamet Süleymaniye. Efsaneleri, lokasyonu, manzarası fakat her şeyden önemlisi matematiksel mimarisi, külliye binalarının uyumu inanılmaz. Arkadaki külliye binaları en güzel öğle yemeği duraklarından birisi. Ana tema kuru fasulye pilav. Erzincanli Ali Baba favori mekanımız. Mercan yokuşunun dik sokaklarından aşağı inerken görmeniz gereken bir yapı var. Büyük Valide Han. Kösem Sultan'ın bağışları ile yapılmış muhteşem bir yapı. İç avlunun solundaki izbe merdivenlerden yukarı çıkın. Binanın amiri ve çaycısı Mehdi Abi'yi bulun, sizi çatıya çıkarsın. İstanbul'un en güzel şehir manzarasıdır. Sonra Mısır Çarşısı'nın safran kokulu dükkanlarının önünden geçip sol tarafa doğru ilerleyelim. Rüştem Paşa sizi çağırıyor. Çini sanatının en aşırı kullanıldığı camimizin sekizgen kubbesi denge ve estetiğin en güzel uyumlarından biri...

ARKADAŞINA GÖNDER
En keyifli İstanbul rotaları
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz