Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Toplum filozofluğa soyunan komedyenin haddini bildirir

Giriş Tarihi: 14.11.2015
Toplum filozofluğa soyunan komedyenin haddini bildirir

Adı 'Bizi güldüren adam'a, 'Bizi bize anlatan adam'a çıksa da cephesinde durum farklı. O komedyenlere, mizahçılara fazla anlam yüklenmesini doğru bulmuyor: "Ben toplumu iyi tanıyorum. Toplum filozofluğa soyunan komedyenin haddini her zaman bildirmiş. 13. yüzyılda da, 18. yüzyılda da, 20. yüzyılda da bu böyle olmuş"

'ın her filmi gibi Ali Baba ve 7 Cüceler'i de merak ediyorduk. Lakin bu sefer Yılmaz filmi Bulgaristan'da çektiği için hakkında hiçbir tüyo edinememiş olmamızdan dolayı merakımız katmerliydi. Ne yalan söyleyeyim Kanyon'daki basın gösterimine bu merakla gittim. Elbet Cem Yılmaz da geldi. "Hoş geldiniz" deyip, iyi seyirler diledikten sonra hep beraber koltuklara gömüldük. Ama bu gömülme çok sürmedi daha ilk sahneden başladık gülmeye sonra film boyunca devam ettik. Ali Baba ve 7 Cüceler, bahçe cüceleri üreten esnaf Şenay ile kayınbiraderi İlber'in hikayesini anlatıyor. Uluslararası arenaya açılınca her şeyi halledeceklerini düşünerek Sofya'daki fuara gidiyor ikili. Fakat yaşadıkları bir tesadüf sonucu dünyanın en kötülerinden zengin ve tıynetsiz bir adamın esiri oluyorlar ve sıkı bir hayatta kalma mücadesi veriyorlar. Biraz masal, biraz macera, bolca komedi Ali Baba ve 7 Cüceler bu hafta itibarıyla sinemalarda... Neyse biz Kanyon'a dönelim. Cem Yılmaz gösterim sonrası salondaki tepkilerden Ali Baba ve 7 Cüceler'in beğenildiğini anladığı için, o film öncesi sinemacılarda olan gerginliği atmıştı. Gösterim sonrası söyleşi için Raffles İstanbul'da buluştuğumuz zaman keyfi yerindeydi. Eski söyleşilere göre dar zamanımız vardı. Bunun için her dakikayı verimli kullanarak bu söyleşiyi yaptık.

- Dört-beş yıl önce konuştuğumuzda "İyi film yapmaya namzet bir sinemacı olmaya çalışıyorum" demiştiniz. Seyirciden, sinema dünyasından bu çabanızın karşılığını alıyor musunuz?
- Macera devam ediyor (Gülüyor). Ama sinemacı seyirci ilişkisinde genelde seyirci çok dayak yiyor. Bu kadar seyircinin ilgisine mazhar olmuş filmler yapan bir adam olarak da seyirciye çok dayak atılmasını doğru bulmuyorum. Komedi güldüm gülmedim ile özetlenecek bir şey olduğu için kimseye kızamazsınız. Şimdi bizde "Filmim çok iyi ama gitmiyorlar" şeklinde bir şikayet hali vardır. Benim ağzımdan bu tonda bir cümle pek duymamışsınızdır. Ama bu tür şikayetlere gençken seyirciden yana tavır koyarak şaka yapar, "Kardeşim filmin iyi olsa seyirci gider" derdim. Sonra işler karıştı. Film iyileştikçe seyircisi azalıyor gibi bir algı oluştu. Bu algı gerçek mi, açıkçası ben de bunu araştırıyorum. Ama böyle bir algının olmasını da üzücü buluyorum.

- Bir çıkarımınız var mı?
- Komedi filmlerine gişede itibar fazla. Ama komedi filmlerine olan bu ilgi, sinemanın diğer türlerine dağılıyor mu, elimizde bununla ilgili bir veri yok. Dolayısıyla ben de pahalı filmler yaptığım için filmdeki meselelerin seyirciyi cezbetmesini önemsiyorum. Çünkü cezbetmiyorsa benim için zor bir sinemacılık macerası başlıyor demektir. Bizim malum izlendikçe film yapabilme kudretimiz var. Ki bu ruhani motivasyonum açısından da böyle. Ama deli gibi izlensin diye de yaptığım sinemadan taviz vereceğimi düşünmüyorum. Taviz vermek yerine yapmamayı tercih ederim. Çünkü birkaç jenerasyon öncesine bakınca sinemacıların yaptıkları işlerde taviz vermeye başlayınca kariyerlerinin nasıl yara aldığını görüyorum. Ama son tahlilde komedi filmleri yapanlardan biri olarak fark yarattığımı da düşünüyorum. Benden geriye yedi sekiz film kalırsa mutlu olurum.

- Ajan filmleri, masallar, macera türünün harmanlandığı, komedisini de yerellik üzerine inşa eden bir film var karşımızda. Zor olmadı mı?
- Benim kolayına kaçtığım projem yok. Bu harcadığım mesaiye bakınca anlaşılıyor. Şimdi bir yerlerden bir şeyler ödünç alan, temelinde evrensel bir komiklik sentezi barındıran bir film yaptım. Kahramanlarını yabancı aktörlerle değiştirsen, Ali Baba ve 7 Cüceler izleyebileceğin bir komedi mi, yoksa değil mi diye bakmak gerek. Bence izlenir. Yerellik ise dille ilgili ve bu filmde yeterince dille dalga geçtim. Aynı dili konuşanların birbirini anlamadığı bir toplumda yaşarken filmin kahramanları sekiz dille mücadele ediyor.

- Hani anlaşamamak dediniz! Gülmek, neşelenmek toplum olarak bunları unutuyor muyuz?
- Kesinlikle. Bir kere tekrar gülmek ayıp hale geliyor. Ama bu yapay bir durum değil. Bu gerçeğimiz. Herkes mutsuzken mutlu olma terbiyesizliğine açıkçası ben de katlanamıyorum. Zor yani yaşadıklarımız, kolay değil. Çok üzülüyorum.

- Ama hani derler ya mizah böyle durumlarda iyi gelir diye...
- Evet bu hep söylenir. Bir depresyon, kriz hali vardır, komedi bu tür zamanlarda patlar. Bunun için komedi, mizah bir ihtiyaç denir. Ama bu kadar da değil. Hani gülmek önemli bir ihtiyaç mı? İhtiyaçtan öte, bizim için beraberce dizlerimize vura vura gülmek, bir meseleler zinciriyle dalga geçmek, bunlar artık bir fantezi, ütopya haline geldi. Hele hele hayatta bir sürü angajmanla yaşayanlar için gülmek çok lüks.

- Peki bu durumun değişme olasılığını görüyor musunuz?
- Bu durum, şu yaşadığımız konjonktür ile ilgili değil. Aslında her zaman böyle olmuş. "Komedyenler dünyayı değiştirir" diyorlar ya, sanmıyorum. Koskoca Charlie Chaplin'i İsviçre'ye sürdüler. Yıllar sonra da Onur Oscar'ı verdiler o da çıktı aldı. Chaplin kendi hayatını değiştirebildi mi? Açıkçası hayatın gerçeklerine aykırı fantezilerin peşinden koşmanın bir alemi yok. Ben toplumu çok iyi tanıyorum. Toplum filozofluğa soyunan komedyenin haddini her zaman bildirmiş.13. yüzyılda da, 18. yüzyılda da, 20. yüzyılda da bu böyle olmuş. Sorun komedyenin filozofluğa soyunması değil bence, yanlış iletişim kurmasında. Nasreddin Hoca'ya kulak vermek gerek. Hani Hoca o ünlü macerasında ne demiş: "Sen de haklısın, sen de haklısın." Bunu derken birilerine yaranmaya çalışmıyordu Hoca. Bence bir fotoğraf çekti. Bu toprağın da değil insanın fotoğrafını çekti.

- 90'lardan günümüze yıllar geçti. Alay tonunuzu hayatın biraz törpülediğini düşünüyor musunuz?
- Yok törpülemedi. Şaka, espri muhatabıyla varolan bir şeydir. Muhatabı olmayan bir şakayı ben çocukluğumda da yapmazdım, şimdi de yapmıyorum. Mesela politik figürlerle ilgili ya da gündelik siyasetle ilgili komiklik yapmayı ya da yapmamayı çok önemli bulmuyorum. Başka tavırlar bulmak gerekiyor. Mizah yaparken masum olmak, samimi olmak gerekiyor. Nezaketten yoksun olmamak gerekiyor. Bir meseleyi çözmese bile zedelemeyecek şey budur. Bu bir sinme değil bir duruş. Komedyene, mizaha fazla anlam yüklememek gerekiyor. Mesela ben kelimenin tam manasıyla basit, eğlencelik filmler yapan bir komedyenim.

- Mütevazılık mı yapıyorsunuz?
- Hayır, ben kendimi biliyorum. Başkası söylemeden ben söyleyeyim.

- Peki duruşunuz anlaşılıyor mu?
- Son yıllarda moda olan tabirler var. Atıyorum mahalle baskısı. Benim hiçbir mahalleye karşı aidiyet duygum yok. Bir cebimde şüphe vardır, diğer cebimde sevgi ve anlama isteği. Bunun için empati duygum yüksek. Ben hiç kimseyle dövüşmediğim için de çok dayak yiyorum zaten. Diyorlar ki "Abi sen hiçbir şeye değinmiyorsun." İyi de güzel kardeşim ben insanlarla kavga edilerek anlaşılacağını düşünmüyorum ki. Ben böyle bir dünyada yaşamak istemediğimi filmlerimle söylüyorum. Bunun dışında kalkıp slogan atacak halim yok. İşim beni anlatıyor.

ARKADAŞINA GÖNDER
Toplum filozofluğa soyunan komedyenin haddini bildirir
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz