X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Engelsiz, sesli hem de keyifli
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Engelsiz, sesli hem de keyifli

  • Giriş Tarihi: 28.11.2015
Engelsiz, sesli hem de keyifli
Engelsiz, sesli hem de keyifli

"Bir görme engelli sinema filmini nasıl izler?" dedik ve Türkiye'nin altyapısı hazırlanmış ilk engelsiz sinema salonu olan Boğaziçi Üniversitesi Sinebu Sinema Salonu'nda sesli betimlemeli ilk filmi gözlerimiz bantlı izledik

Karanlıktayım. Küçük adımlarla ilerliyorum, ellerimle etrafı kolaçan ediyorum. Kulağım ise seslere odaklı. Karşıma bir engel çıkmasından endişeliyim. Düşme ve bir nesneye çarpma korkusu da tüm zihnimi sarmış durumda. Ama karanlıkta yol almam gerek... Karanlıkta dokunmak görmek, ses ise yön demek zaten. Ben de buna göre hareket etmeye çalışıyorum. Boğaziçi Üniversitesi Sinebu Sinema Salonu binasındayım, Türkiye'nin altyapısı hazırlanmış ilk engelsiz sineması. Bir özelliği de görme engelliler için sesli betimlemeli film gösterimlerinin yapılıyor olması. Sesli betimlemeli ilk gösterim filmi ise Abluka. Filmi izlemek için binanın önündeyim. Gözlerimde bant var; görme engelli bireylerin bir an olsun yaşadıklarını hissetmek, yaşamına dokunmak ve engelsiz sinemayı deneyimlemek için... Zifiri karanlıkta binada ilerlerken yerdeki kılavuz yollar can simidi oluyor. Ayaklarımla dokuna dokuna yerdeki kılavuz yolları takip edince endişem, korkum kalkıyor bir anda. Çünkü dönmem mi yoksa düz mü ilerlemem gerektiğinde yardımcı oluyor bana.

BRAILLE ALFABELİ KOLTUKLAR

Gözlerim kapalı giriş katında ilerlerken iki kadının Abluka filmi için bilet aldığını duyunca gişeye vardığımı anlıyorum. Sıra bana gelince gişe görevlisi elime bir kâğıt veriyor. "Kâğıttan yer seçmenizi isteyeceğim" diyor. Afallıyorum! Görmediğim için sinema salonunda oturacağım yerin de önemsiz olduğunu düşünüyorum. O: "Sesi daha iyi duyabilmeniz için orta koltuklara yönlendireceğim sizi" diye uyarıyor. Ardından dokunma duyum devreye giriyor. Gişe görevlisinin elleri de rehberim gibi. Ellerimi yönlendirerek kağıttan sinema salonunun şeklini anlatıyor. Dokunarak görüyorum! Sonra film için kulaklık ve cihaz veriliyor. Gişe görevlisi cihazı nasıl kullanacağımı gösteriyor. "Sinema salonunun girişi arkanızda" dedikten sonra salona yöneliyorum. Braille alfabeli koltuklara dokuna dokuna G6 koltuğunu bulup yaslanıyorum, filmi bekliyorum keyifle...

ZİHNİMDE VAR EDİYORUM!

Kulağım seslere odaklı; çıt çıkmıyor. Bir an yalnızlık hissi beliriyor. "Yoksa tek miyim?" diye düşünüyorum. Sonra sağ taraftaki merdivenlerden ayak seslerinin ardı arkası kesilmiyor. Gelenler çokça. Genç mi, yaşlı mı, görme engelli mi? O an arka koltuktaki gençlerin fısıltılı konuşmaları kulağıma çalınıyor. Erkek: "Çok güzel salonmuş!" diyor arkadaşına. Güzel bir salonda filmi izleyecek olmanın mutluluğu kaplıyor içimi. Ses yoğunluğu, fısıltılar gitgide artıyor; tahminen 60-70 kişi olduğumuzu düşünüyorum. Salonun dolması sevindiriyor, kimlerle birlikte olduğumu bilmesem de. Birden gürültülü sesler yankılanıyor salondan. "Film mi başladı?" endişesi kaplıyor. Ve görüntülerin sesli betimlemesi kulaklıktan duyuluyor; Kadir karakterinin tasviri: "(...) 40'larının ortasında dev bir adam...", "Sarsıntı ile uyandı" gibi cümlelerin ardından "Ekranda Abluka yazdı" dendiği an "Film gerçekten başlamış!" diyerek kafa karışıklığından sıyrılıyorum. İlk anlarda filme yoğunlaşmakta zorlanıyorum. Sonrasında diyalog olmayan sahnelerdeki betimlemeler sayesinde hayal gücüm devreye giriyor; evleri, sokakları ve karakterleri zihnimde kendimce var ediyorum. İzbe, yıkık dökük binalar düşlüyorum. Mimiklerin betimlenmesi de yol gösterici. Karakter sinsice mi, düşünceli mi ya da gülmek ile gülmemek arasında bir ifadeye mi sahip anlaşılıyor. Konu akışını da sezinleyerek kavrıyorum. Ama hangi dönemin filmi olduğu konusunda kararsızım. 90'larda geçen bir hikâye gibi geliyor. Birçok karakteri tasvir sayesinde kavrasam da bir Meral karakterini tam olarak kavrayamıyorum. Sahnelerde ise biraz olsun zihnimde canlanıyor an. Anlıyorum! Köpekli sahnede salondaki kıkırdamalar kulağıma çalınıyor. Betimlemeyi dinlediğim, diyalogları duyduğum halde hangi sahneye güldüklerine anlam veremiyorum. "Neyi kaçırdım?" düşüncesi zihnimi kemiriyor. Gülemiyorum!

GERİLİM DE KORKU DA VAR

Hareketli sahnelerde ise seslendiren, heyecan katıyor diyalogsuz sahneye. Gerilimli sahnelerde hızlı anlatım devreye giriyor; korku ve gerilimi birebir yaşıyorum. Merak, hüzün de devrede. Filmin içeriğine girmiyorum ama her silah sesinde içimden bir parça kopuyor. Ama asla filmdeki diyaloglarla betimleme birbirine çakışmıyor. Örneğin "Gözleri nemli, bakışları masum" cümlesi ile bir insanı düşlerken diyalogdaki ses devreye girdiğinde birbirini tamamlayıcı oluyor. Ama "Görmeden bir filmi sinema salonunda izlemek, sesli betimleme olmadan anlaşılmaz olurdu" diye düşünmeden kendimi alamıyorum. İki saatin ardından film bittiğinde herkesle birlikte merdivenden inerken filme emek verenlerin tek tek isimleri kulaklıktan yankılanıyor. Salondan çıkar çıkmaz hemen kılavuz yolu bulup gişeye yöneliyorum. Gişedeki görevliye cihazı teslim ettikten sonra "Kaç kişi bilet almıştı?" diye soruyorum. "29 kişi!" diyor. Şaşırıyorum! Ufak adımlarla kılavuz yolu takip ederek binadan ayrılıyorum.

BU KEZ GÖZLERİM BANTSIZ
Ertesi gün aynı filmi bu kez gözlerim bantsız izlemek üzere Sinebu'dayım. Görme engelli Levent Açlan, Mürşide Ciğerlioğlu, Sevda Yılmaz, GETEM Direktörü Engin Yılmaz da gişede. Salona giriyoruz. Braille harflerine tek tek dokunarak koltukları buluyorlar; yan yana oturuyoruz. Film tanıtımı başladığında Mürşide Hanım: "Bu tanıtımlara da sesli betimlemeler yapsınlar" diyor. Sonra kulaklığının birini bana uzatıyor, birlikte Abluka filmini izliyoruz. Bu kez duyarak ve görerek izliyorum onlarla. Görme engellilerle empati kurabiliyorum. Gözlerim bantlı izlediğim filmde kafamda canlandırabildiğim bazı sahneleri birebir karşımda buluyorum. Ama Meral karakterinde yine sorun var! Görerek de görmeyerek de karaktere takmışım anlaşılan. Hiç de biraz olsun canlandırdığım gibi bir karakter değil, evlerini de daha harap düşünmüştüm oysa. Filmden sonra aramızda filmin kritiği başlıyor. Kimi filmi beğenmiş kimi "Sesli betimleme olmasa çekilmezdi film" diyerek gülüyor. Bir gün önce gözlerim bantlı filmi izlediğimi söyleyince Engin Bey: "Sizin için daha kaotik gelir film, zorlayıcıdır, bizler için daha anlaşılır" diyor. O esnada Sevda Hanım: "Sesli betimlemeli filmler sosyal sorumluluk değil, sosyal zorunluluk olmalı" diye ekliyor. Mürşide Hanım ise "Engelsiz sinema salonları yaygınlaşmalı" temennisini paylaşıyor. Engin Bey de eşit bireyler olarak birlikte film izlemenin önemine dikkat çekiyor. Hepsi de "Engelsiz bir sinema mümkün!" diye uğurluyor beni.