Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Her sabah mutluluktan bağırmak istiyorum

Giriş Tarihi: 30.1.2016
Her sabah mutluluktan bağırmak istiyorum

Türkiye onu Öyle Bir Geçer Zaman ki adlı dizide Caroline olarak tanıdı. Alman vatandaşı Wilma Elles, ilk rolüyle seyirciden tam puan aldı. Ülkesine döner mi, dönmez mi tartışmaları yapılırken hem anne hem de Müslüman oldu, Türkiye'ye yerleşti. Şimdilerde atv'de ekrana gelen Yeter isimli dizide rol alıyor. Elles, "O kadar seviyorum ki burada yaşamayı, mutluluktan her sabah bağırabilirim" diyor

WIlma Elles tam beş buçuk yıldır hayatımızda... Türkiye'de bir dönemin başlangıcı o. Dizilerde aksanlı oyuncu furyası onunla başladı. Almanya Köln'de tiyatro sanatçısı olarak yaşayan Wilma Elles'in hayatı Türkiye'de bir diziden aldığı teklifle tamamen değişti. Rolü gereği herkesin nefretini kazanan bir kadındı artık o. Kadın ve Aileden Sorumlu Bakan'a, sınırdışı edilmesi için talepte bulunanlar bile oldu. Seyirciyi o kadar etkilendi ki onun kötülüğünden, sokakta yürüyemeyecek kadar ünlü hale geldi. Dizi bittiğinde o artık bir magazin figürü de olmuştu... Kerem Göğüş'le olan birlikteliği, ardından dünyaya getirdiği ikizleri, imam nikahı, Müslüman oluşu... Birbiri ardına gelen haberlerle Wilma Elles hep gündemimizdeydi... Elles ile Türkiye'de geçirdiği beş buçuk yılı, geçmişini ve yeni dizisini konuşmak için buluştuk. Ve ekranda gördüğümüz, magazin basınından takip ettiğimizden çok farklı bir kadınla karşılaştık. Elles Türkçeyi artık neredeyse akıcı bir şekilde konuşuyor. bu bir tesadüf değil Elles yabancı dillere karşı bir yeteneği olduğunu söylüyor. İngilizce, Fransızcanın yanı sıra Arapça da okuyup, yazıyor. Üniversitede hem tiyatro hem de İslam bilimi eğitimi almış, dolayısıyla bizim kültürümüze yabancı değil. Şimdi Yeter dizisiyle ekrana döndü.Röportaja ikizleriyle gelen Elles, röportaj boyunca bebeklerini kucağından indirmedi.

- Uzun zamandır ülkemizdesiniz. Türkiye'ye alıştınız mı?
- Her sabah mutluluktan bağıra bağıra kalkabilirim. O kadar seviyorum yaşamayı. Ama bu, anı yaşayan biriysen mümkün. Ben anı yaşarım. Andaki mutlulukları seçerim. Şükrederim. Burada yaşamayı seviyorum çünkü tam anlamıyla bir köprü ülke. Dünyanın ortasında olan, medeniyetleri birbirine bağlayan bir ülke. Niye sevmeyeyim ki? Farklı düşünceler bir arada yaşıyor burada, elbette bundan dolayı zorluklar yaşanıyor ama bu ülke tüm bunları çok iyi idare edebiliyor. Türkiye'nin dünyadaki rolü kolay değil, çok da önemli bir rolü var.

- Türkçeyi epey iyi öğrenmişsiniz. Röportajı bile Türkçe yaptığımıza göre çok çaba sarfetmiş olmalısınız...
- İlk dönemler epey zorlamıştım kendimi. Evin her yerine küçük kağıtlar astım, her kelimeyi yazdım, evin içi cümlelerle, kelimelerle doluydu. Onlara bakarak öğrendim. Dile yatkınlığım da vardı. Fransızca, İngilizce konuşuyorum. Onun dışında, Arapça, Latince, İspanyolcayı da konuşabiliyordum ama bu dilleri kullanmayınca unutuyor insan. Ama hâlâ Arapça yazabilirim.

KADERE İNANIRIM

- Bambaşka bir hayat yaşamaya başladınız burada, ünlü oldunuz, anne oldunuz... Bu kadarını bekliyor muydunuz?
- Bu kadarını beklemiyordum.

- Almanya'da tiyatro yaparken bir gün Türkiye'de oyunculuk yapmanız teklif edildi. Hiç soru işareti olmadı mı kafanızda?
- Bazı konularda kararsız kaldığım oluyor ama bu konuda hiç tereddüt etmedim. Çok içten istedim. Bu teklif geldiğinde bir hafta kendimi eve kapattım, telefonlara bile bakmadım. Çünkü teklif gelmişti, netlik kazanmamıştı. O bir hafta gerçekleşsin diye dua ettim. Çok istedim, oldu. İstanbul'da yaşamak büyüleyici geldi, bir dünya şehri çünkü burası. Beş buçuk yıldır buradayım.

- Her şey bu kadar şahane olmamıştır eminim... İlk gününüz mesela, onu anlatır mısınız?
- Havaalanında dışarı çıktım, çok güçlü bir sağanak yağmur vardı. Otele geldim, oda çok soğuk... Gök gürültüsünden yıkılıyordu şehir. Ama yine de mutluydum, oysa çok korkmam gerekiyordu. Gecenin yarısı ve ben yeni gelmişim bu şehre... Karanlık, soğuk... Korkmam gerekiyordu ama ben "Vay be hayatım nasıl değişecek" diye düşünüyordum. Kadere inanırım ama dileklerin de bir sebep olduğuna, onlar için çok çalışmak gerektiğine de inanırım. Allah bize beyin vermiş, bunu kullanmak gerekir.

PERUK , ŞAPKA TAKTIM


- Hiç yalnızlık hissettiniz mi ilk zamanlar?
- Sanırım, ilk magazin haberlerim çıkmaya başlayınca hissettim... "Caroline'i sınırdışı etmek istiyorlar" ve "Partikızı Wilma" başlıklı haberler çıktı hakkımda o dönem... Çünkü o kadar çok korktum ki anlatamam. Şoke oldum. Evden asla bir daha dışarı çıkamayacakmışım gibi geldi. İnsanların haberlere inanabileceğini düşündüm. Peruk taktım, şapka taktım, yürüme tarzımı değiştirdim ve sokağa bir süre öyle çıktım. Yine de tanıdı insanlar!

- Türkiye'de en çok sevdiğiniz şey ne?
- Tüm farklılıkların bu kadar bir araya gelmesini seviyorum. Bunlar hem zorluk hem de zenginlik.

- Türkiye'de sizi en çok şaşırtan şey neydi?
- Türkiye'ye geldikten sonra rahatladım. Çünkü çok başka bir şey bekliyordum ama baktım ki benim gibi insanlar var burada. Almanya'da bazı şeyler garip geliyordu ama burada kendimi buldum.

- Meryem Uzerli ile çok karşılaştırıldınız...
- Karakterlerimiz çok farklı. Biz aynı durumları yaşadık ama bu durumları farklı yorumlayıp yolumuza devam ettik. Aynı şeyi yaşadık ama farklı hareket ettik. Yolumuz farklı gitti. - Karşılaştırılmak rahatsız etti mi? - Bir sürü yabancı oyuncu geldi. İlk ben geldim tamam ama sonra bir sürü isim geldi...

İSLAM BİLİMİ EĞİTİMİ ALDIM

- Röportaja bebeklerinizi de getirdiniz... Bebeklerle hep beraber misiniz?
- Evet. Götürebildiğim her yere yanımda taşıyorum onları. Yeter dizisini özellikle seçtim çünkü çok fazla çekim günüm yok. Bir günün en az yüzde 70'ini onlara ayırdığımda içim rahat ediyor. Her şeyleriyle ben ilgilenmek istiyorum. İki bakıcımız var ama onlara sürekli "Siz dinlenin" diyorum.

- Anne olmak hayaliniz miydi?
- Kesinlikle. Beş kardeşiz biz, ikisi benden küçük ve onlara biraz ben de baktım.Aramızda 15 civarında yaş fark vardı. O zamanları da çok iyi hatırlıyorum ve anne olduktan sonra kendimi daha genç hissediyorum. Genelde anne olunca insanlar olgunlaştıklarını düşünür, ben öyle değilim aksine gençleşmiş hissediyorum. Zaten genç bir anneyim.

- Anneniz beş çocukla yaşamını gayet güzel idare etmiş, size bu anlamda miras kalan bir şeyler var mı?
- Annem Veronika Elles dünyadaki en dürüst, sıcak insan. Birçok hayır işi yapar, hayatı boyunca yaptı. Şimdi Köln'de mültecilerle ilgili bir projenin içinde. Onlara Almanca ders veriyor, kılık-kıyafet yardımı yapıyorlar. Annem hem tarım hem de karşılaştırmalı din okudu. Zaten farklı kültürlere çok meraklıdır. Annemden iki gün boyunca bahsedebilirim.

- Böyle bir anneye sahip olmak sizi nasıl etkiledi?
- O hep yaratıcılığımızı destekledi. Evde televizyon başında büyüyen çocuklardan olmadık, her şeyi deneme şansımız vardı. Rahat ve özgür bir çocukluk geçirdik. Şimdi ben de çocuklarımı öyle büyütmek istiyorum. Hayal güçlerinin geniş olmasını istiyorum. Çocukları koruyup sakınmak istemiyorum, koşup oynasın, maceralar yaşasın.

- Farklı kültürlere ilgi duyan bir anneniz olduğu için mi bu kadar kolay uyum sağladınız Türkiye'ye?
- Onun bu özelliği bana da geçmiş. Ben de farklı kültürlere çok meraklıyım. İslam bilimi eğitimi aldım bunun en büyük nedeni annemdir. Büyükbabam büyükelçiydi, bu nedenle babam dünyanın birçok ülkesinde yaşadı. Afrika'da, Kolombiya'da, Fransa'da, İsviçre'de... O da bu merakımızı destekleyen bir babaydı. Ben de çok gezdim dünyayı. İstanbul çok farklı ama. Burayı evim gibi hissediyorum sanki hep burada yaşadım.

- Tiyatro okumaya nasıl karar verdiniz?
- Çocukluk hayalimdi. Dört yaşımdayken, ablamla terasta komşulara tiyatro oyunları sergilerdik. Hep tiyatro yapmak istedim. Annem ve babam ben çocukken üniversitede okuyordu. Onun okuluna giderdim, orada gösteri yapardım.

- Üniversitede neden İslam bilimleri okudunuz?
- Merak ediyordum, ilgimi çekti. Annem de bu bölümü önermişti. O zamanlar Öyle Bir Geçer Zaman ki dizisi vardı, Almanya'ya gidip geliyordum.

BİR ŞEY KEŞFETTİM AMA PATENTİNİ ALMADAN SÖYLEMEM

- Kerem Göğüş'le birliktesiniz... İkiz bebekleriniz var... Bir Türk erkeğiyle birlikte olmak kolay mı?
- Sadece Kerem'le birlikte olmak nasıl bir şey diye cevaplayabilirim su soruyu. Çünkü her Türk erkeğiyle farklıdır sanırım. Kerem'le her şey çok iyi gidiyor. Birlikte olmayı, birbirimize destek vermeyi seviyoruz. Hayata olumlu taraftan bakıyoruz ikimizde. Çok eğleniyoruz, bir de çocuklar geldi harika oldu.

- İkizlerinize dair hayaller kuruyor musunuz?
- Hayır onlara bir form vermek istemiyorum şu an onları keşfetmekle meşgulüm. Onlar kendine güvenir hale gelip, dünyaya o güvenle bir bakış atmalarını istiyorum. Bu dünyaya saygılı bireyler olmalarını istiyorum. Anne olunca onlara bir ev almak istedim, yatırım için, gelecekleri için... Her yere baktım, Haliç şu an en beğendiğim yer... Bence İstanbul'daki en güzel yer Haliç. Hep oralarda parkta gezerim çocuklarla. Oradan bir ev aldım, onlar için ama orada yaşamıyoruz.

- Magazin basınıyla yaşamaya alıştınız mı?
- Her mesleğin farklılıkları, zorlukları var. Dört yaşındayken oyunculuğu nasıl seviyorsam şimdi de seviyorum. Hep de aynı şekilde yaşıyorum. Ünlü oldum diye yaşam tarzımda bir şey değişmedi. Magazini de idare ediyorum.

- Kendi kendini karıştıran bir çorba tenceresinin patentini almıştınız epey haber olmuştu bir aralar... Yeni keşifleriniz var mı?
- Anne olunca pratik çözümler arıyorsunuz. Bir şeyler buldum kahvaltı için ama şimdi size söyleyemem önce patentini alacağım.

KLAN GİBİYİZ

- Sizin nasıl bir aileniz var?
- Çok kalabalık bir aileyiz, klan gibi. Kuzenler, kardeşler, yeğenler. Her yıl üç dört aile toplantımız olur ve bir araya geliriz. Şimdi ben de kendi ailem için böyle organizasyonlar yapmak istiyorum. O yüzden erken anne oldum, daha da büyümek isterim, onlar için de kendiminki gibi büyük bir aile hayal ediyorum. Bu güç veriyor.

- Kerem Bey'in ailesiyle nasılsınız?
- Onlar da çok büyük bir aile. Dört kardeşler. Onlar da çok geleneksel, büyük bir aile. Onlar da bir klan. Onlarla da ilişkimiz güzel. Yemeklerimiz oluyor birlikte.

- Neden evlenmediniz peki?
- Güzel bir düğün yapmak hep hayalimizdi. Hep bunun hayalini kurduk, "Şurada yapalım, böyle olsun" diye... Düğün bir insanın hayatındaki en özel günlerden biri. Bunu hâlâ planlıyoruz ve geçip gitmesini istemiyoruz, hâlâ önümüzde yapılması hayal edilen bir plan olarak duruyor. O hayalden besleniyoruz. Bunu yaşarsak, geçip gidecekmiş gibi her şey. Bunun hayaliyle yaşamak çok güzel. Bunu yapacağız daha... En güzel günlerinden birini yaşadıysan, heyecanı biter. Biz hâlâ sevgiliyiz. Sevgili denmesi daha romantik geliyor. İmam nikahıyla evlendik onun bereketini almak bizim için önemliydi. Yazın falan düşünüyoruz nikahı da...

- Türk erkeklerinin özel bir ilgisi vardır sarışın yabancı kadına. Bu ilgiyi de hissettiniz mi?
- Bana gösterilen ilginin dış görünüşümle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Oyunculuğumu beğeniyorlar bana göre. İnsanları ağlatıp, sinir edip, üzdüğüm için beğenildim...

- Tiyatro yapacak mısınız?
- Hamileyken Almanya'da yaptım tiyatro. Devlet Tiyatroları'ndan Ali Hürol oyunumuzu yönetti. Türk oyun sergiledik. Hamileliğim çok ilerleyince bırakmak zorunda kaldım. Türkiye'de de oynamam için teklifler geliyor ama şu an bebeklerle ve dizi çekerken zor gibi. Yeni bir sinema filmim vizyona giriyor. Laz komedisi... Sinema yapmak daha kolay benim için.

- Şimdi farklı bir karakterle ekrandasınız... Biraz anlatır mısınız?
- Kontrol etmeyi seven ve güçlü bir kadını oynuyordum şimdi kontrolünü tamamen kaybetmiş birini oynuyorum. Kendine hakim olamayan, mağdur biri. Kendi gücünü kazanmak için mücadele ediyor. Hep bir git-gel var kafasında. Çok hassas bir sanatçı. Karakterimi çok sevdim. O karakterin daha çok işi var. Yolun başında. Çok sürprizlere gebe bir karakter. Bu benim için ilginç bir deneyim. Çünkü bir önceki dizimde bir bulmaca çözmüştüm karakterimi çözerken, şimdi o bulmacayı bozup yeniden çözmem gerekiyor.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Her sabah mutluluktan bağırmak istiyorum
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz