X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Türküm ama üzerimde Hollanda ceketi var
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Türküm ama üzerimde ceketi var

  • Giriş Tarihi: 16.4.2016
Türküm ama üzerimde Hollanda ceketi var
Türküm ama üzerimde Hollanda ceketi var

Sinan Eroğlu Evli ve Öfkeli dizisinin oyuncusu. ’da doğup büyümüş bir gurbet çocuğu. Bir yıl önce İstanbul’a gelip büyük mücadele veren Eroğlu’nun Amsterdam’da futbolla başlayan İstanbul’da oyunculukla devam eden ilginç bir hayat hikayesi var

Hikaye Sinan Eroğlu'nun dedesinin Almanya'ya göç etmesiyle başlıyor. Çalışmak için gurbete giden dede, Kapadokya'da yaşayan ailesi için bir başlangıcın da fitilini ateşlemiş. Dedenin ardından Sinan'ın babası da 'nın yolunu tutmuş. Gerekçe aynı; çalışmak. Bir yıl sonra annesi de gitmiş 'ya ve birkaç yıl sonra 1987 yılında Sinan dünyaya gelmiş. Babası tramvay şoförlüğü yaparken, annesi de 'da yaşama uyum sağlamak adına üniversiteyi bitirmiş. Amacı oğluna Avrupa'da, Avrupalı gibi bir gelecek hazırlamakmış. Sinan, küçük yaşlardan itibaren futbolla iç içe olmuş. Futbolda hızla yükselen bir çizgide ilerlerken hayat Eroğlu Ailesi'ne bir hediye vermiş. Sinan'ın ailesi futbol takımından bir arkadaşına ailesi bakamadığı için sahip çıkmış. O artık Sinan'ın kardeşi olmuş. Birlikte büyümüşler.



ÇOCUKLUK HAYALİ OLMADI
Herkes Sinan'ın iyi bir futbolcu olacağında hemfikirmiş. Dört yaşından 18 yaşına kadar kesintisiz futbol oynayan Sinan, AFC Ajax, RKC Waalwijk gibi takımların altyapılarında top koşturmuş. Ama bir gün ani bir kararla tüm futbol kariyerine bir nokta koymuş. O kararın gerekçesini şöyle anlatıyor: "Eskiye dönüp bakınca farkediyorum ki, ailemden çok iyi bir eğitim aldım. Beni çok iyi yönlendirdiler. Hep futbolcu olacağımı düşünüyorlardı. Hep üst düzeyde oynuyordum. Annem futboldan ziyade eğitimime daha önem veriyordu. Onun sayesinde okulu bırakmadım. Çocukluğumdan beri, "Futbolcu olacağım" diyordum. Ama kendime yalan söylüyordum. Ve birgün bıraktım. Çünkü çok mutlu değildim. Çocukluktan itibaren bir rüya kurmuştum ama hayallerim kadar başarılı olamayacağım diye düşünüyordum. İyi bir futbolcu olurdum ama benim hayal ettiğim kadar iyi olamazdım." Ve böylece çocukluk rüyasından uyanmış Sinan. Bir arkadaşı sayesinde tiyatro camiasına girip aradığı şeyi bulduğunu anlamış ve Amsterdam Tiyatro Akademisi'ne gitmeye karar vermiş. Ama bu sanıldığı kadar kolay olmamış. Tam bin 500 kişinin arasından sıyrılmış ve akademiye girmeye hak kazanmış. "İyi ki böyle oldu her şey. Şu anda belki futbolcu arkadaşlarım milyonlar kazanıyor olabilir ama ben çok mutluyum, istediğimi yapıyorum" diye anlatıyor ruh halini.



KONSERVATUAR DEĞİŞTİRDİ
Konservatuardaki dört yıllık eğitim onu epey değiştirmiş. Hayatı futbolla geçen bir gençten, kütüphaneden çıkmayan birine dönüşmüş. Bu değişim ve dönüşüm onu hem mutlu etmiş hem de olgunlaştırmış. Okul bittikten sonra ara vermeden Hollanda'da çeşitli tiyatrolarda roller almaya başlamış. 2010 yılında S.T.U.K isimli oyunda ekip olarak "Yılın En iyi Tiyatro Grubu" ödülünü almışlar. Tiyatronun klasik eserlerinde roller üstlenmiş. 2012 ve 2013 yıllarında aldığı iki ödül ödülü onu daha da kamçılamış. Bir hocasının tavsiyesiyle doğup büyümediği ama köklerinin uzandığı Türkiye'de şansını denemeye karar vermiş ve İstanbul'a yolu düşmüş. İlk aylarını şöyle anlatıyor: "İstanbul'da herkes üstüme üstüme geliyormuş gibi. Amsterdam küçücük bir yer. Bir yerden bir yere yarım saatte gidebilirsiniz. Amsterdam'da her şey kurallı olması insana bir rahatlık veriyor. Burada ise her zaman tetikteyim. Bu bir yandan iyi çünkü arkaya fazla yaslanmıyorsun. Bu his beni daha aktif yapıyor. Ama bir yandan da her an her şey durabilir. Garip bir şey." Oyunculuk piyasasında kendine bir yol çizmek için çalışmalara başlamış ama bu hiç de kolay bir yolculuk değilmiş. Nasıl hayal kırıklıkları yaşadığını sorduğumda düşünerek cevap veriyor: "İstanbul'da tanıdığım tek kişi yoktu. Mecidiyeköy'de bir oda kiraladım. Burada her şeye sıfırdan başlamam gerekiyordu çünkü kimseyi tanımıyordum. Elimde kendimi anlatan bir CD ile kapı kapı dolaştım. Binlerce kişiyle görüştüm. Saçma sapan şeyler de yaşadım. Menajerim Nimet Atasoy ile tanıştım ve güvendim. Sabrettim ve Evli ve Öfkeli dizisi geldi. "Tutmazsa iki bölüm sonra bitebilir" deniyordu, anlamıyordum... Çünkü alıştığım bir şey değildi bu. Daha hala alışamadım ama buradaki sistemi çözmeye başladım. İstanbul beni bir şekilde değiştirdi. Her zaman Sinan olmaya çalışıyorum ama eskisi gibi naif değilim galiba. Burası başka bir kültür. Uyum sağlamaya çalışıyorum."



HER ZAMAN TETİKTEYİM
Türk olup başka bir ülkede doğup büyümenin handikaplarını ise şöyle anlatıyor: "Bana hep buradayken "Hollanda'dan geldin? Niye buradasın?" diye sorarlar. Oradayken de "Neden Türkiye'de bir şey yapmıyorsun?" derlerdi. Bu tam da benim yaşadığım kafa karışıklığı. Arada kalmışlık hissi insanların gözünde de var. Buraya geldiğimde tam olarak Türk gibi hissedemiyorum. Oraya gittiğimde de tam olarak Hollandalı hissedemiyorum. Ben neyim o zaman? Annem babam Türk ama orada büyümüşüm. Bu hisler beni zorluyor. Kendimi gerçekten Türk hissediyorum ama üzerimde bir Hollanda ceketi var. Karışık bir şey. İyi ve kötü taraflarını birleştirip Sinan olmaya çalışıyorum. Avrupa'da doğup büyüyen jenerasyon, burayı tanımasa bile özlüyor. Burada da bir şeyler yapmak istiyor. Ben de buraya geldim ve şansımı denedim, olursa olur, olmazsa sağlık olsun!"