X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Ablasının yolundan yürüyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Ablasının yolundan yürüyor

  • Giriş Tarihi: 3.9.2016
Ablasının yolundan yürüyor
Ablasının yolundan yürüyor

Henüz 25 yaşındaki Bensu Soral, ablası Hande Soral’ın peşinden gidiyor, oyunculukla anılmak istiyor. Güzelliğiyle markaların da radarına giren Soral, ekranın yeni yüzlerinden biri olacak. Bakalım güzel oyuncuyu yeni dönemde neler bekliyor?

Henüz 25 yaşında. Su gibi deyimi sanki onun için söylenmiş. Duru güzelliği için söylenecek söz yok. Ablası Hande Soral'la daha önce tanıştık. Şimdilerde dizi sektörünün gözü ikinci Soral'ın, Bensu'nun üzerinde. Bu sezonun parlayan yıldızı o olacakmış gibi görünüyor. Rol aldığı birkaç dizide diş telleri yüzünden kendini yeterince gösteremediğini ifade eden oyuncu, bir anlamda "Artık benim ım geldi" diyor. Güzel oyuncu dizi piyasası kadar markaların da radarında... Soral, geçtiğimiz gün ünlü bir kozmetik markasının yüzü oldu. Biz de bu vesileyle bir araya geldik Bensu Soral'la... Sezonun en çok konuşulacak güzelini size tanıtalım istedik. İşte İnegöl gibi küçük bir ilçede büyüyüp 'u fethetmeye gelen ikinci Soral...

- Bursa İnegöllüsünüz... Hayatınızın ne kadarı orada geçti?
- 18 yaşıma kadar orada büyüdüm. Güzel ama içine kapanık bir yer. Yeniliklerin geç ulaştığı sevimli bir kasaba. Mesela İstanbul'da bir film vizyona girerdi, biz bir hafta sonra izlerdik. Artık her şey değişti, şimdi filmlerin o kadar geç gittiğini sanmam. Herkesin birbirini tanıdığı, selamlaştığı bir yerdi İnegöl. Bir ucundan bir ucuna yürümek 20 dakika alan bir yer sonuçta... İnegöl'de insanlar biraz daha kapalı olduğu için İstanbul'a gelince bunun tam tersi bir hayatla karşılaştım. Ama orada yaşadığım şey, İstanbul'da biraz daha dikkatli olmamı sağladı. Orada büyümenin en iyi yanı bu oldu. Çok fazla insan tanıdığım için, çok fazla insanın hayatına şahit oldum. İyi hayatlar, kötü hayatlar... Oysa İstanbul'da kendi kendimizeyiz, apartmanda bile tanımadığımız insanlar oluyor.

- "Şehrin içinde yalnızız" diyorsunuz yani...
- Kesinlikle. Küçük yerlerde insan yalnız kalamaz, büyük şehirlerde kalabalıklar içinde yalnızdır. Küçük yerde herkesin her şeyden haberi olur. Benim de küçücük yaşta her şeyden haberim oldu, öğrendim. Bunlar beni şekillendirdi.

- Ne güzel bir aile tablosu çizdiniz...
- İnegöl'ün yerlisi yedi-sekiz aileydik yaşadığım mahallede. Bu aileler 15 günde bir gezek diye bir şey yapardı. Bu ailelerdeki insanlardan biri kanun çalıyor, biri keman çalıyor, biri solistlik yapıyordu... Türk Sanat Müziği söylenen buluşmalar olurdu, buna gezek diyoruz biz. Babam şarkı söyleyenlerdendi. 15 günde bir birinin evinde buluşulurdu, yiyecekler getirilir, o güne hazırlanılırdı, babamın şarkısını hazırlayışını hâlâ unutmam. Çok güzeldi. Biz çocuklar da gecenin bir vaktinde şarkı söylerdik. O yüzden Türk Sanat Müziği'ni çok severim ve tüm şarkıları bilirim. Sevgiyle büyüdük. Bu da insanın ileriki yaşamı için çok önemli. İnsanların sosyal medyadaki acımasız yorumları o yüzden beni çok şaşırtıyor. Bu sevgisizlik beni üzüyor.

- Ailenin ilk ünlüsü ablanız Hande Soral... Onun hikayesiyle sizinkinin bir ilişkisi var mı?
- Ablam Hande, im Bedirhan ve ben birbirine bağlı kardeşleriz. Ve evimizden büyükşehre ilk giden Hande oldu. Küçüklüğümüzden beri hepimizin hayali zaten İstanbul'a gelmekti. Hande Ablam Bilgi Üniversitesi'ni burslu kazanınca o kapı açıldı... Ablamın hayatında değişiklikler yaşanmaya başladı. Komedi Dükkanı'nı izlemeye gittiğinde fark ediyorlar onu. Ve 20 gün sonrasında Küçük Kadınlar'da başrol oynamaya başladı.

ABLAM BENDEN DAHA CESUR

- Aile olarak bu durum sizi şaşırtmadı mı?
- Hayır. Çünkü ablam hepimizden cesur ve yeniliklere kolay atılan biri. Bu nedenle hiç şaşırmadık. Zaten hep tiyatro yapmak istiyordu ve eğitimini almıştı. Ama evde onun dizisini ilk izlediğimiz anı hiç unutamam; bir süredir görmüyordum onu ve özlüyordum, ekranda görünce hüngür hüngür ağladım. Sonra sık sık onu görmeye geldik İstanbul'a. Ekranda da gördüğümüz için daha az özlemeye başladık.

- Siz nasıl geldiniz İstanbul'a?
- İkizimle birlikte üniversite için geldik. Üniversitede güzel sanatlar okumak istiyordum, ben ona hazırlanmak için geldim, Bedirhan Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü'ne yerleşti. Ben bir yıl hazırlandıktan sonra Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'ne girdim.

- Çevreniz değişti birden bire...
- Ablamın setine gidiyordum, onun çevresi hep oyuncular, yönetmenler... Beni gördükçe, "Gel seni de oynatalım" diyorlardı. Ben istemiyordum...

- Niye?
- Çünkü ablamın çalışma saatleri beni korkutuyordu. O ve ben çok zıt karakteriz, ben bu tempoya dayanamam diye düşünüyordum. Rahatına düşkün biriyim, çizim yaparak mutlu oluyordum, beni cezbetmiyordu oyunculuk... Bu nedenle yıllarca gelen tüm önerileri reddettim ve girmedim bu işlere. Sonra ablamın menajeri ikna etti ve TRT'de Yol Ayrımı isimli diziye başladım. İşin içine girince sevdim, ne yapalım (gülüyor).

BİRLİK OLUP GÜZEL GÜNLER YAŞAMALIYIZ!

- 15 Temmuz gecesi neredeydiniz, olayların ne kadar içindeydiniz?
- Bence epey içindeydik. Çünkü Arnavutköy'de bir balık restoranındaydık ve köprüyü görüyorduk. Bir arkadaşımız, "Köprüde trafik durdu" dedi ve Twitter'a girdik. Ne olduğunu tam olarak anlamadık ama bir tuhaflık vardı. Hemen hesabı isteyip, evlerimize dağıldık. Mekandaki herkes dağıldı. Korka korka evimize gittik. Evde daha da çok korktum. Sabaha kadar uyumadan haberleri izledik. Gürültüler, F16'ların sesleri çok ürkütücüydü... Yan odaya gitmeye korktum, kalkamadım yerimden o derece! Hayatımda böyle bir şey yaşamamıştım, hep duyuyorduk geçmişte yaşananları ama içinde olmak, bire bir yaşamak başka bir şey.

- Bu ülkenin geleceğisiniz... Neler hissediyorsun yaşananlara dair?
- Çok üzülüyorum. Hepimiz aynı bayrağın altındayız, aynı ülkede yaşıyoruz. Hepimizin birlik olup, çok güzel günler yaşaması gerekirken neden böyle şeyler oluyor bilmiyorum. Ama beni çok üzen ve çok psikolojimi de bozan şeyler bunlar. İnsanların sağlığını etkiledi yaşananlar...

DİŞ TELLERİYLE OYUNCULUK KARİYERİ

- Diş telleri takıyordunuz değil mi?
- Yeni başlamıştım dizi oyunculuğuna, tam alışmıştım, dişlerime tel takıldı. Alt ve üst dişlerimde tellerle geziyordum. Sonraki işlerimin hepsinde diş tellerim vardı. Bir yandan işler hoşuma gitmeye başladı, bir yandan dişlerimde teller... Oyunculuğuma da yansıyordu, oyunumu kıstım. Çünkü sosyal hayatta bile rahatsız oluyordum tellerden, bir rahatsızlık vardı, gülemiyordum, ağzımı açmak istemiyordum. Bu da benim için farklı bir tecrübe oldu, o yaşların tecrübesi...

- Gençler çok güzelleşti ve bakımlı oldular... Siz de bunu hissediyor musunuz?
- Etrafıma baktığımda gençlerin çok güzel olduğunu görüyorum. Tüm kızlar çok güzel, tüm erkekler çok yakışıklı ve bakımlı. Bizim jenerasyon kendine bakmayı çok iyi biliyor. Ama çirkin kadın yoktur, bakımsız kadın vardır. Bana göre güzelliğin yaygınlaşmasında sosyal medyanın da etkisi de çok fazla. Çünkü artık gençler, sosyal medyadan öğreniyor. Herkes nasıl giyinmeleri, nasıl görünmeleri gerektiği konusunda daha hassas.

AİLEM, KARDEŞLERİM BANA YETER

- İki oyuncu var ailede, ikiz kardeşinizin de hevesi var mı oyunculuğa?
- Okuyor şu anda ama oyunculuk eğitimi de alıyor. O da görüşmelere gidip geliyor. İki sinema filminde rol aldı. Kardeşim olduğu için çok beğeniyorum onu.
- Kız kardeş kıskançlığı oluyor mu aranızda? Sonuçta aynı işi yapıyorsunuz...
- Bizim aramızda asla öyle şeyler olmaz. Ablamın başına gelen iyi şeylere ben ne kadar seviniyorsam o da benimle ilgili gelişmelere mutlulukla karşılık verir. Ablamın başarısı benim de başarım, benim başarım onun da başarısı demek.
- Oyunculuk uzun dönem planlamanız içinde var mı?
- Başka hayallerim var aslında. Tasarım işi yapmak istiyorum. Oyunculuk kısa vadede planlarım arasında. ABD'de yaşamak en büyük hayalim. Bu işi orada yapmak istiyorum.
- İkizinizin olması nasıl bir his?
- Çok güzel. İkiz çocuklarım olmasını çok isterim. Çünkü çocuk için de, anne baba için de çok güzel. Hiçbir zaman yalnız kalmadım. Okulda da, sosyal hayatta da en yakın arkadaşım oldu hep. Benim gücüm, ben de onun gücüyüm. Kardeş olmak zaten çok güzel bir his. O zaman insan arkadaşlarına bağımlı yaşamıyor, "Ailem, kardeşlerim var, onlar bana yeter" diyor.