ARKADAŞINA GÖNDER O fotoğrafları nasıl çektim?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

O fotoğrafları nasıl çektim?

O fotoğrafları nasıl çektim?
O fotoğrafları nasıl çektim?

Çakır bu kez bir fotoğraf sergisiyle karşımızda. Bir süredir fotoğrafa gönül veren oyuncu üç yılda tamamlanan ‘Rabarba: Sesleri Görmek’ projesiyle Film Festivali’ne katılacak. Çakır sergide seslendirme sanatçılarının hayatlarına ışık tutuyor. Serginin sürpriz ismi ise

Yeşilçam kimi teknik nedenlerden dolayı vakti zamanında sesli çekime geçemeyince bizde bir dublaj kültürü gelişti. Tiyatro sanatçısı birçok insan sesini, kimi namlı oyunculara ödünç verdi. TV'nin hayatımıza girmesiyle de yabancı filmlerin seslendirilmesi işi başladı. Maalesef o seslerin sahipleri, seslendirdikleri oyuncular gibi hafızamıza kazınmadı. Ki Türkiye'deki seslendirme sanatçılarının yaptığı işlerin niteliğinin, dünya standartının üzerinde olduğunu da ancak yıllar sonra öğrenebildik. Çakır ile fotoğrafçı Serdal Güzel, bu insanları anlatıyor 'Rabarba: Sesleri Görmek' sergisinde. 53. Film Festivali kapsamında 17 Ekim'de açılacak sergi, sesleriyle hayatlarımıza misafir olan ve birçok ünlü oyuncuyu seslendiren sanatçının fotoğraflarından oluşuyor. Serginin adı da bu seslendirme sürecinde ortaya çıkan bir deyimden geliyor. Stüdyoda toplu halde seslendirme yapıldığı zamanlarda ana karakterlerin çevresindeki kalabalığın sesi birlikte çıkarılırmış. Bu sesi çıkarmak için de arka arkaya "Barbara barbara barbara" denirmiş ve zamanla bu işin adı Rabarba olarak kalmış.



Turkuvaz Medya Grubu'nun ana medya sponsoru olduğu, 53.Antalya Film Festivali'nde bu yıl, adeta sinemamızın seslendirme sanatçılarına saygı sunulacak. Festivalin Emek Ödülleri seslendirme dünyasının duayenlerinden Altan Karındaş ve Toron Karacaoğlu'na verilecek. 'Rabarba: Sesleri Görmek' sergisi de bu saygı duruşunun bir parçası olarak festival boyunca sergilenecek. 151 seslendirme sanatçısının fotoğrafının yer aldığı projenin bir de kitabı çıkarılacak. Çakır'ın çektiği sanatçılar arasında ile yakın zamanda kaybettiğimiz Tomris İncer ve Osman Gidişoğlu gibi isimler var. Çakır ile hem sergiyi hem fotoğrafçılığını hem de bu isimlerle yaşadığı deneyimi konuştuk.

- Deniz Hanım, Rabarba projesi olmasa sizin fotoğraf tutkunuzdan pek haberimizi olmayacaktı. Fotoğraf tutkunuz nasıl başladı?
- Fotoğraf çok özgür bir alan ve kendinizi en güzel ifade etme biçimlerinden biri. Bir duyguyu bir durumu bir 'an'ı kendi gözünden ifade edebiliyorsun ve bu çok kıymetli bir şey. Herkes gibi çok eskiden beri fotoğraf çekerdim. O 'an'ı saklamak hoşuma gidiyordu. Ama Yaprak Dökümü sırasında yönetmenimiz Mesude Erarslan fotoğraflarıma bakıp "Senin kadrajların çok güzel, bunun üzerine gitsene biraz" demişti. Ve galiba sihirli cümleyi o kurdu. Sonra daha profesyonel bir makine alıp, sokaklarda fotoğraf çekmeye başladım. Baktım ki bu çok keyifli bir macera. Kendi kendine, çok özgürsün, başka hiçbir şeye ihtiyacın yok... Bu çok heyecan vericiydi, bana iyi geldi.
- Fotoğraf bir hobi olarak pek çok insanın hayatında yer alıyor. Ama siz hobinin ötesine taşımışsınız. Çünkü bir proje üretmek öyle kolay bir şey değil. Böylesi güçlü bir şekilde fotoğrafla uğraşmanızın sebebi nedir?
- Hayat akıp gidiyor işte, çok hızlı yaşıyoruz. Zamanı kontrol edemiyoruz ve bir bakıyoruz gün bitmiş, hafta bitmiş, aylar geçmiş, yıllar geçmiş. Yaşamın bu kakafonisi içinde 'an'lar geçiveriyor, zaman çok hızlı geçiyor. Ama fotoğraf senin o duygunu arşivliyor. Arşivden o duygunu çıkarıp tekrar o 'an'a gitmek çok güzel değil mi? Çok sihirli bir şey bence bu.