X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Büyücüler dünyasına çok fantastik bir hamle
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Büyücüler dünyasına çok fantastik bir hamle

  • Giriş Tarihi: 19.11.2016
Büyücüler dünyasına çok fantastik bir hamle
Büyücüler dünyasına çok fantastik bir hamle

Harry Potter’ın yazarı J. K. Rowling’in senaristliğini üstlendiği, bizi yine büyücüler dünyasına götüren Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerelerde Bulunurlar?, atmosferiyle etkili olsa da tek düze hikayesiyle beklentileri karşılayamayan bir film

Fantastik bir çocuk masalı olarak başlayan Harry Potter macerası önce edebiyat alemini sonra kitapların filme uyarlanmasıyla sinema dünyasını kasıp kavurduktan ve küresel bir fenomene dönüştükten sonra nihayete ermişti. Ama biz milenyum zamanlarındayız ve altın yumurtlayan tavuğu kimse rahat bırakmaz. Küresel bir şan şöhret sahibi haline gelen Harry Potter'ın yazarı J.K. Rowling'in ise anlaşılan bu tavuğu rahat bırakmaya hiç niyeti yok. Rowling yakın zamanda Harry Potter and the Cursed Child adlı tiyatro oyununun senaryosunu yayımlandıktan sonra şimdi de yarattığı fantastik evrenden ürettiği bir hikaye ile sinemada karşımızda. Aslında Harry Potter dünyasını bilenler, Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar? kitabına ve bu kitabın yazarı Newt Scamander'a aşinadır. Kitap Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu'nun ders kitaplarından biri ne de olsa. Rowling bu kitaptan yola çıkarak ve onun yazarının baş kahramanı olduğu bir seriyle Harry Potter evrenini yeniden önümüze getiriyor. Bu sefer filmin senaristliğini de üstleniyor. Yönetmen de Harry Potter serisini çekenlerden David Yates. Büyücülük okulu Hogwarts'a gitmiş ama mezun olamamış Newt Scamander'ın, dünyanın çeşitli yerlerinde sihirli yaratıkları bulup onları belgelediği, yani bir nevi antropolojik bir çalışma yaptıktan sonra New York'a gelmesiyle başlıyor film. Bavulundaki kimi canavarların ortalığa dökülüp şehrin sokaklarında dolaşmaya başlamasıyla olaylar gelişiyor ve Newt Scamander bir anda kendini kötü bir güçle ve aynı zamanda büyücülerle mücadele ederken buluyor kendini.

SERİYE KÖTÜ BİR BAŞLANGIÇ
İşin aslı film, Harry Potter evreninde geçtiği için doğal olarak serinin atmosferinin ve dünyasının içine tekrar giriyorsunuz. Tabii olaylar 70 yıl öncesinde geliştiği için nostaljik bir tat da alıyorsunuz. Bu noktada David Yates, iyi bildiği bir dünyayı yeniden kurmakta güçlük çekmiyor. Ama sorun senaryoda, yani Rowling'in kaleminde. Tek düze bir hikaye anlatıyor bize. Hani o tüm Harry Potter dünyasındaki olmazsa olmazlar bir anlamda bu filmde es geçilmiş. Harry Potter'in güzelliği biraz da bir çocuğun hayal dünyasını, büyüme sancılarını, ergenlik bunalımlarını, ilk aşkını anlatmasındaydı. Ama bu filmde böyle bir derinleşme maalesef yok. Yer yer Siyah Giyen Adamlar'ı hatırlatan, Marvel anlatısının büyüsüne kapılan bir film olmuş Fantastik Canavarlar Nelerdir, Nerede Bulunurlar?. Açıkçası bu sezon izlediğimiz The BFG, bu filmin yanında başyapıt mertebesine yükseliyor. Hal böyle olunca bu yeni seriye devam edilir mi bilinmez ama edilecekse sağlam bir ikinci filmle durum ancak toparlanabilir gibi görünüyor.



SİNE-TORTU
Sinema dünyasının efsanevi ismi Robert McKee: İyi bir hikaye hayatı anlamlandırır


Sinema dünyasında Robert McKee bir efsanedir. Yazdığı Story adlı kitap bildiğiniz birçok sinemacının başucu kitabıdır. Ustanın düzenlediği seminerlere katılmak önemli bir referanstır. İşte o efsane isim 4. Uluslararası Boğaziçi Film Festivali'nin konuğu olarak Türkiye'ye geldi. SABAH ve Daily Sabah'ın ana medya sponsoru olduğu festivalde seminer verdi. Seminerler başlamadan önce usta ile kısa bir süre de olsa bir araya geldik. Mini bir söyleşi yaptık. Hikaye anlatmak ve iyi bir anlatıcı olmak... Robert McKee'nin yıllardan beri anlattığı, öz olarak bu. Bunun için söyleşiye meselenin özüne dair bir soruyla başlayayım dedim. (Bana göre bu soru ve onun verdiği cevapla söyleşi başladığı gibi bitti.) Diyaloğumuz şöyle gelişti: "İyi bir hikayenin, o hikayeyi anlatmanın, insanlık için ne gibi bir işlevi var?" diye sordum. O da "İyi bir hikaye, hayatı anlamlandırmaya yarıyor. Hepsi bu" diye basit ama derinlikli bir cevap verdi.

HİKAYECİLER TV DİZİLERİNE KAYDI
Hayatımızda hikayeler çok önemli, tamam. Peki iyi hikaye anlatma konusunda bir tıkanıklık mı yaşıyoruz? McKee'ye göre yaşamıyoruz. Sadece sinemada işler yolunda gitmiyor. "İyi yazarların" diyor "Sinemadan ziyade TV dizilerine gittiği bir gerçek. Sinema cazibesini yitirdikçe daha uzun bir şekilde hikayelerin anlatılabildiği TV dizilerine bir yönelme başladı. Bu da sinemada bir tıkanıklık gibi algılanıyor..." Söz tabii Hollywood'a geliyor. "Hollywood'un şu anki durumu için ne dersiniz?" diyorum. O da "Hollywood dediğiniz çok büyük bir sektör. Filmler, TV dizileri yılda 500'ye yakın proje hayata geçiriliyor. Ama bu 500 proje arasından genelde 20- 30'u büyük, göz önünde olan filmler. İnsanların kafasında bu filmler üzerinden bir Hollywood algısı oluşuyor. Ama kalan 470 film oldukça çeşitlilik arz ediyor" diyor.

ENTELEKTÜELLER DE ABARTIYOR
Peki o 20-30 film için ne düşünüyor? "Bunların çoğu aksiyon. Aksiyon da yazması en zor türlerden biri. Yıllardır bu türde, yazıla yazıla klişeler oluştu. Bu klişeler üzerinden filmler çekiliyor. Çok nadiren iyi film çıkıyor. Son olarak McKee'ye günümüzde medya dahil herkesin iyi hikaye anlatmak için hep bir abartı tuzağına düştüğü fikrine katılıp katılmadığını soruyorum. Gülüyor ve "Medya her zaman bir şeyleri abartır. Bu anlamda değişen bir şey yok" diyor. Ama asıl eleştirisini ise entelektüel dünyaya getiriyor: "Benzer bir abartı entelektüel dünyada da var. Dünyada olan bir durumu alıp ona odaklanıyorlar ve onun altını dolduruyorlar. Ama onlar uzun cümleler kurdukları için bu abartı pek anlaşılmıyor."


Robert McKee, her zaman iyi hikaye anlatıcılarının olacağını ama hangi mecrada ortaya çıkacaklarının belli olmadığını söylüyor.

Aşka şans ver!
Yönetmen Özcan Deniz beşinci filminde hedefi 12'den vuruyor. İkinci Şans seyircinin özlediği romantik yerli yapımlardan biriyken, Deniz'in de en iyi filmi. Nurgül Yeşilçay ise son yıllardaki en iyi performansını sergiliyor.



Özcan Deniz, sinema macerasında istikrarlı bir şekilde aşk hikayeleri anlatmaya çabaladı. Ya Sonra, Evim Sensin, Su ve Ateş, Sevimli Tehlike derken sonunda İkinci Şans'ı çekti. Baştan söyleyelim İkinci Şans, Deniz'in filmografisinin hem en iyi aşk filmi ve hem de en iyi filmi. Aşırı özgüvenli, başarılı olmaya doyamayan restoran sahibi Cemal (Özcan Deniz) ile başından geçen bir evlilik sonrasında tek düze bir hayat süren ve tek hedefi kızını büyütmek olan matematik öğretmeni Yasemin'in (Nurgül Yeşilçay) aşk öyküsünü anlatıyor film. Deniz, incelikli senaryosunda, özellikle dizilerde oluşturduğu ekran personasıyla dalgasını geçerken, kadından yana tavır alarak bir aşkın erkeği nasıl normalleştirdiğini daha doğrusu büyütüp olgunlaştırdığını ele alıyor.



GİZLİ YILDIZ MESUT CAN TOMAY
Yıllar sonra çıkıp gelen oğlu Mahmut'a (Mesut Can Tomay) babalık yapamayacak kadar kendi dünyasında bir adam Cemal. 40 yaşlarında ama hâlâ saçlarını boyatıyor, kendine sahte bir dünya yaratıp bu dünyanın kralı olarak yaşamaya çalışıyor. Bu dünyada babalığa yer olmadığı için Mahmut'a (Muhsin Bey'in Ali Nazik'ini hatırlatan bir hali var) bir fazlalık gibi davranıyor. Ama farkında bile değil. İşte Yasemin bir tesadüf sonucu bu dünyanın kapısından içeri girip önce yıkıp döküyor her şeyi. Sonrasında ise Cemal'in kendisiyle yüzleşmesini sağlıyor. Açıkçası romantik komedi gibi başlayan ve sonrasında tutkulu bir aşkı anlatan İkinci Şans, Ya Sonra'da Deniz'in kıyısından döndüğü, sinemamızda şu sıralar ihtiyaç haline gelen derinlikle aşk filmlerinden biri olmuş. Minör bir hikaye var karşımızda. Büyük laflar etmeyen diyaloglar ve gerçek karakterler. Senarist Özcan Deniz, hikaye anlatımında sadeleşmeye gitmiş ve yönetmen Deniz ise sinemasını daha kristalize etmiş. Filmin ritmi, o ritimleri taşıyan önemli, etkili ve iyi çekilmiş sahneler hep amaca hizmet ediyor. Mesela filmin gizli yıldızı Mesut Can Tomay ile Deniz'in havaalanı sahnesi filmin unutulmazlarından biri. Tabii Asmalı Konak'ta, çok iyi bir kimya tutturan Nurgül Yeşilçay ile Özcan Deniz'in birlikteliğinin yarattığı perde enerjisi önemli. Bu enerji açıkçası karakterlerin derinlikli ve olay örgüsünün incelikli olmasıyla güçlü bir şekilde ortaya çıkıyor. Nurgül Yeşilçay son dönemdeki en iyi performansını ortaya koyuyor. Özcan Deniz Cemal'i hakkıyla canlandırıyor. Yıllar sonra ikili bir araya geldi, iyi ki gelmişler. İkinci Şans, seyircinin özlediği türden, kaçırılmaması gereken bir aşk filmi...

DİKKAT ÇEKELİM
Mithat Alam sinemamız için önemli biri. Sinemayla ilişkisini anlattığı kitabı Sinemayı Seven Adam adıyla İletişim Yayınları'ndan çıktı. O, aynı zamanda sinemayı sevdiren bir adam!

Robert Redford sinemayı bıraktığını açıkladı. Kafam karışık! Oynar mıydı, daha oynardı! Ne diyelim bize seyrettirdiği bütün güzellikler için teşekkür ederiz!

2000'lerin popüler serisinden biriydi Ocean's. Şimdi sırada Ocean's Eight var. Yalnız bu sefer soyguncularımız kadın. Kadroda Cate Blanchett, Anne Hathaway, Helena Bonham Carter, Rihanna gibi isimler var. Kadronun tek erkeği ise Matt Damon...