Karşına zorluklar çıkmalı ki başarı için uğraşasın

Giriş Tarihi: 20.5.2017
Karşına zorluklar çıkmalı ki başarı için uğraşasın

atv’nin yeni dizisi Seni Kimler Aldı dizisinde Barış karakterini canlandıran Yiğit Kirazcı son dönem yıldızı parlayan isimlerden. İnişli çıkışlı bir hikayesi var. Hayatı yaşadığı güçlüklerden öğrenmiş, değişmiş. Reklamcı olmak üzere yola çıkmış. Okurken harçlığını çıkarmak için modellik yapmaya başlayan, sonra da oyunculuğa geçiş yapan Kirazcı, zaman içinde kendini eğitmiş biri. Şimdi hayali sevdiği işi uzun yıllar yapmak

Yiğit Kirazcı'nın hikayesini anlatmak için başa sarmak gerekiyor. Ta anne babasına kadar uzanmak... Kirazcı, üniversitede tanışıp âşık olan bir anne babanın oğlu. Yiğit'in gençlik yıllarında baba başarılı bir işadamı.... Açıkhava reklamcısı, billboard'ları Türkiye'ye ilk getiren isimlerden biri. Anne muhasebe müdürü. Zenginler. Yiğit kolejde okuyor. Ama her şey bir günde değişiyor. Baba Yiğit 17 yaşındayken felç geçiriyor. İki ay komada kalıyor ve düzelemiyor. Hayat aile için giderek zorlaşıyor. Ama Yiğit Kirazcı burslu girdiği Bilgi Üniversitesi'nde kendine yeni bir kapı aralıyor. Tiyatro ile tanışıyor. Ardından ekran önü... 2006'da dizi oyunculuğuna başlayan Kirazcı, bir reklam filminde görülüp, keşfediliyor. Ve macerası başlıyor.
Macera başlayınca onun yolculuğu da başlıyor aslında...
Şimdi ekranın sevilen yüzlerinden.... atv'de yayınlanan Seni Kimler Aldı isimli dizide rol alıyor. Kirazcı ile Maçka Parkı'nda buluştuk. Bol kahkahalı bir sohbet gerçekleştirdik:

- Oyunculuk çocukluk hayaliniz değildi anladığım kadarıyla...
- Bilgi Üniversitesi'nde reklam okurken harçlığımı çıkarmak için modellik yapıyordum. Reklamlarda oynamaya başladım ve bu işi sevdiğimi fark ettim. Üniversitenin son döneminde erken modernite felsefesine merak saldım. Felsefe okudum, sonra tiyatro eğitimi aldım ve bu felsefe bilgilerini metaforik biçimde birleştirmeme sebep oldu. Başka açılımlara ulaştım ama bu bilinçli değildi.



- Harçlık çıkarma hevesiyle başlayıp, işiniz mi oldu?
- Oynamayı sevdim. O anın içinde yaşadığım stres, heyecan çok hoşuma gitti. Bu iş daha iyi yapılabilir mi diye düşünmeye başladığımda eğitim aldım. Seviyor Sevmiyor'da başrolü oynadığımda 33 yaşımdaydım; genç değildim yani... Akşam dokuz, sabah altı bir işim yok. Altı yıl tiyatroda uğraştım. İki yıl ders aldıktan sonra, dört yıl asistanlığım var. O dönemde gereken her şeyi yaptım.

- Bu kısmı hoşunuza gitti yani...
- Tabii... Kendimi geliştirdiğimde başarılı olabileceğim bir iş yapıyorum. Yoga, meditasyon yapıyorum. Sabah kalktığımda ses nefes egzersizleri yapıyorum. Bu koşucu olmak gibi. Daha iyi olabilmek adına kendimi geliştirmem gerekiyor. Bunları yaparsam daha az hata yapacağımı biliyorum. Kendi Freudyen dil sürçmelerimi kontrol etmeyi öğreniyorum. Bu iş daha rahat hale getiriyor beni.

- Herkesin oyuncu olmak istediği bir dönemdeyiz. Bu kadar cazip bir iş mi?
- Bunun yaldızlı tarafına kapılıp, "Herkes beni sevecek" diye bunun peşine kapılmak boş iş. Bunun teknik kısmı, kendini eğittiğin; an nedir, zaman nedir, davranışlarının sebepleri nedir, bu sebeplerin ne kadarı çevreseldir, ne kadarı genetiktir vs. gibi konulara odaklanmak benim ilgimi çeken. Oyunculuk birçok bilim dalından yardım alabileceğin bir alan. Böyle yapınca güzel. Sevdiği işi yapan azınlıktayım. Dekor da taşıyacaksın, sabırlı da olacaksın. Dışardan göründüğü kadar harika bir ortam değil. Zorlu. Sizi izleyip, hicveden de oluyor, yeren de oluyor, seven de, sevmeyen de... Her tür tepkiye aynı şekilde cevap vermen gerekiyor.

- İnsanın doğasını değiştiren bir şey mi oyunculuk?
- Oyuncu sürekli beğeni aldığını sanıyorsa kibir yapıyor, kibir yaptığında tehlike çanları çalıyor. Bunu anlamıyorsun, birden etraftan gördüğün ilginin gerçek olduğunu sanıp yükselmeye başlıyorsun. Aileden aldığın eğitimle şekilleniyor bu süreç. Oyuncu olduktan sonra lüksler edinmemek lazım! Harcamalar artıyor, ona göre maddi lüksler geliyor, duygusal olarak da lüksler geliyor. Herkes tarafından sevildiğini sanıyorsun. Kendi hayatımda böyle bir durum yaşamadım. Güzel ya da yakışıklı olmanın avantajları ve dezavantajları var. Bu duruma çok alışırsan gelişemezsin, çünkü güzellik gelip geçiyor. Hayatında karşına zorluklar çıkmalı ki, başarı için uğraşasın.

DÜNYAYI KURTARMIYORUM

- Hayatınızda ani dönüşümlere alışık mısınız?
- Alışığım. Birincisinde babam hastalandı ve hayat bizim için altüst oldu. Durumu iyi bir aileydik, yavaş yavaş maddi olarak aşağıya doğru düşmeye başladık. Sonra ünlü oldum, para kazanmaya başladım ve bu hale, bu dönüşüme alıştım. Etrafımdaki insanların tavırları değişti. Oysa sadece dizi oyunculuğu yapıyorum, dünyayı kurtarmıyorum. Güzel de para kazanıyorum, çok teşekkür ederim... Ama bir doktor, bir itfaiyeci benden çok daha faydalı işler yapıyor. İnsanları var olan sıkıntılarından uzaklaştırmak elbette önemli ama hayatını insanların hayatını kurtarmaya adayan insanlardan daha değerli değil yaptığım iş.

- Bu iş biterse ne yaparsınız?
- Ne bileyim, yaparım bir şeyler. Alışırım o duruma da. Elbette yaptığım işin büyük kitlelere ulaşması önemli ama teklif gelmezse daha küçük kitlelere ulaşacak şekilde tiyatro yaparım. Aç değilim, açıkta değilim. Jeep'lere binip beş bin lira benzin parası vermiyorum, 20 bin lira kira ödemiyorum. Lükslerim olmadığı için sıkıntı yok. Dizi oyunculuğu yapamazsam da, yapmam.

BEYAZ PEYNİRLİ MAKARNA ÜSTÜNE KARPUZ, MİS GİBİ...

- Tatil anlayışınız nasıldır?
- Ailemin Ören'de evi var. Tüm yazı yıllarca orada geçirdim... Ören'deyken plaja giderdik. Bronşit, astımım varmış çocukken oranın havası iyi gelirmiş. Aziz Abi'nin tost büfesi vardı, orada malzeme keserdim. Sonra plaja girerdik, saatlerce voleybol, frizbi oynardık. Sonra eve... Hayat böyle geçerdi. 16-17 yaşında bir yaz boyunca kaç kere klübe gittiğimizi sayardık... Sonra zaman ilerledi, ben civarı keşfetmeye başladım... Kaz Dağları'nda çadır kurma dönemim başladı. İki arkadaşım var, her yaz onlarla buluşuruz. Pazardan alışverişimizi yaparız. Çadır başı beş liraya konaklarız. Takas usülü bir yaşam kurmuşlar o kampta, paranın hükmü yoktur. Ağaç altı masaları, ay ışığı... Her şey doğal. Kaz Dağları'nın o kısmında Conan'ın yaşadığı rivayet ediliyormuş zaten. Orada kendimi dengeli hissediyorum. Hamakta uzanıyorum, gökyüzünü seyrediyorum. Telefon bile, ağacın yüksek bir dalına doğru tutunca çekiyor. Deniz özlemim de bitti, orada akan suya giriyoruz. Girdiğimiz su o kadar temiz ki dağdan iniyor, içilebiliyor da... Tüp götürüyoruz, beyaz peynirli makarna yiyoruz mis gibi, üstüne karpuz... Renkli, hareketli, gece akmacalı bir hayatım hiç olmadı zaten. Her akşam çıkayım, localar kapatayım gibi durumlarım olmadı. Gerek yok çünkü. Bir şeyler sana yetiyorsa, aşırı göstermenin bir anlamı yok.

KUNG FU HOCAM BÜKÜYOR BENİ

- Dizideki rolünüzden söz eder misiniz?
- Şu anda karakterimin tek bir derdi var, bir kıza âşık. Zengin, her şeyi var, iyi niyetli kıza karşı ama kız onunla olmuyor.

- Niye olmaz böyle bir durumda?
- Her şeyden olabilir. Sevmiyor olabilir, sevdiğini sanmış olabilir, elde ettiği için bıkmış olabilir...

- Aşk için çılgınlıklar yapabilen birisiniz. Bir keresinde Arjantinli bir kıza âşık olup, oralara gidip yaşamışsınız... Şimdi olsa yine yapar mısınız?
- Yok canım. Köküm yoktu o zamanlar burada. Şimdi nereye gidiyorum (gülüyor). İnsan âşık olunca her şeyi yapar elbette ama mantıklı olmak lazım. Burada işim, gücüm var. O da âşıksa gelsin burada kalsın.

- Spor yapıyor musunuz?
- 20 yıldır yapıyorum. Son zamanlarda kung fu yapıyorum. Cross fit yaptım, koştum, boks yaptım, kick boks yaptım, şimdi sıra bunda. Eğleniyorum. Küçücük bir hocam var ama büküyor beni (gülüyor).

HERKESİN KENDİNE GÖRE BİR KIŞI VAR

- Lisede babanızın rahatsızlığından sonra yaşadığınız hayat tecrübesini nasıl yorumluyorsunuz?
- Neşet Ertaş'ın sözleriyle, Ahhh yalan dünya... Aynen bu. Bu kadar gençken yaşadığım için senelerce ailemle tartıştım, isyan ettim, evden gittim. Tüm bunlar anlamlandıramadığım içindi. Ama bu durumu anlamaya çalışmak uzun sürse de, yararlıydı. Babamın o duruma gelmesini uzun süre kabullenemedim. Çünkü haftada iki kez basketbol oynardık, balığa giderdik. Koca bir şirketin sahibiydi, içeri girdiğinde herkesin çekindiği biri. Sonra bir anda her şey bitiyor. Felç. Sol tarafını oynatamıyor. Herkesin kendine göre kışı var. Bunlar da atlatıldı. Babam şu an çok mutlu, biz de.

- Sizi değiştirdi mi yaşananlar?
- Herkesin başına her an her şey gelebilir duygusunu çok genç yaşta fark ettim. Sonradan böyle bir insan oldum. Her şey olabilir bana göre. Bunlar özgürleştirici ve korkusuzlaştırışı etkiler.

- Yaşananlar olmasaydı, hayatınız nereye savrulurdu?
- Kelebek etkisi... Reklamcı olurdum ve babamın şirketinde devam ederdim sanırım.
ARKADAŞINA GÖNDER
Karşına zorluklar çıkmalı ki başarı için uğraşasın
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz