X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 18 ay içinde ise 15 faslın açılması mümkün
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

18 ay içinde ise 15 faslın açılması mümkün

  • Giriş Tarihi: 20.3.2013 11:47 Güncelleme Tarihi: 20.3.2013 11:52

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Avrupa Birliği içinde bu yönde siyasi bir irade oluştuğu takdirde, ülkemiz, ekonomi, parasal politikalar, eğitim, kültür ve enerji konuları başta olmak üzere tüm fasılları hızla açabilecek durumdadır. Bizim tahminimize göre 12 ay içinde 10 faslın, 18 ay içinde ise 15 faslın teknik bakımdan rahatlıkla açılması mümkündür'' dedi.

Başbakan Erdoğan, resmi ziyaret için geldiği Danimarka'da, ülkenin önde gelen gazetelerinden Politiken'e özel röportaj verdi. Erdoğan, gazetenin internet sitesinde de yayınlanan söyleşide, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinden Roj Tv krizine kadar uluslararası konularda soruları cevapladı.
Başbakan Erdoğan, İran ve Rusya'nın Suriye'de Esed yönetimine silah sağladığına ilişkin haberlerin hatırlatılması ve ''ABD hala Suriyeli muhaliflere silah yardımında bulunmakta isteksiz. Böyle bir politikanın sonucunda siz ne öngörüyorsunuz?'' sorusuna, şu cevabı verdi:

''Suriye'de iki yıldır süren çatışma ortamı, orada masum sivillerin katliama maruz kalmasını beraberinde getirdiği gibi, bölgesel barış ve güvenlik açısından da ciddi bir tehdit oluşturuyor. İki yıllık bilanço oldukça ağır: 70 binden fazla ölü, yüzbinlerce yaralı, 1,5 milyon mülteci ki bunların 250 bini Türkiye'de tarafımızdan misafir ediliyor, 3 milyona yakın yerlerinden edilmiş insan var. Suriye'de hepimizin gözü önünde bir insanlık trajedisi yaşanıyor. Bölgesel ve küresel aktörlerin Suriye'deki gelişmeler karşısında farklı bakış açılarına sahip olmaları bir yere kadar doğal karşılanabilir.''

Erdoğan, BM Güvenlik Konseyi başta olmak üzere uluslararası toplumun katliamlara kayıtsız kalmasının ve Esed rejimine halen destek verenlerin olmasının bedelini Suriye halkının ödediğine dikkati çekerek, ''Rejim, kadın ve çocuk ayrımı gözetmeksizin halkı katletmeye devam ediyor. Evrensel değerlere bağlı olduğunu iddia eden hiçbir ülke Suriye halkını hedef alan bu şiddete göz yumamaz. Esed, elini kana bulamış, miadını doldurduğu gibi meşruiyetini de tümüyle yitirmiştir. Böyle bir rejime destek vermek, siyasi ahlak ve sorumlulukla bağdaştırılamaz. Bizim kanaatimiz budur'' değerlendirmesinde bulundu.

''Ambargolar, rejimi değil, muhalefeti etkiliyor''
''Türkiye, AB'nin Suriye muhalefetine koyduğu silah ambargosunu kaldırmak için tartışacak mı? Türkiye'nin tek taraflı olarak Suriyeli muhaliflere silah yardımında bulunduğu bir durum düşünüyor musunuz?'' sorusuna Erdoğan, ''AB'nin silah ambargosu kararı her ne kadar Suriye'ye dönük bütüncül bir yaklaşımın ürünü olsa da, netice itibarıyla sadece muhalefeti etkiliyor. Nitekim, belirli ülkelerin Esed rejimine silah ve mühimmat ikmali yapmaya devam ediyor. Buna karşılık, rejimin zulmüne maruz kalan Suriye halkı ise nefsi müdafaa imkanından yoksun bırakılıyor'' yanıtını verdi.

Erdoğan, BM Güvenlik Konseyi'nin, Suriye'de devam eden şiddet sarmalına daha fazla seyirci kalmaması gerektiğini kaydederek, ''Suriye'ye uygulanan ambargolar, halihazırda rejimi değil, muhalefeti etkiliyor. Dolayısıyla mevcut ambargo uygulamalarının amaca ne denli hizmet ettiğinin sorgulanması lazım. Uygulamanın, orada halk tarafından verilen mücadeleye destek sağlayacak şekilde gözden geçirilmesi gerekiyor'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, Esed'in ne kadar zamanı kaldığına ilişkin soru üzerine ''Bu önümüzdeki süreçte yaşanacak gelişmelere bağlı. Ama net olan bir şey var: Esed rejimi, ahlaken, hukuken ve siyaseten artık yok hükmündedir. Fiili mevcudiyetini korumak için sadece terör ve şiddetten medet umması da bunu gösteriyor'' cevabını verdi.

Muhalefetin artık daha kapsayıcı bir yapılanmayla birlik ve beraberlik içinde hareket etmesi ve Esed rejimine muteber bir alternatif oluşturma yolunda olumlu bir ilerleme kaydetmesinin değerlendirmelerini güçlendirdiğine işaret eden Erdoğan, ''Uluslararası toplumun insani ve vicdani vazifesi, Suriye halkının haklı direnişinin yanında yer almak olmalıdır. Suriye;de, anayasal eşitlik ve demokrasi temelinde çoğulcu bir siyasi sistem tesis edilmesini hedefleyen geçiş sürecinin bir an evvel tamamlanması için yardımcı olmak gerekiyor'' dedi.

İsrail-Filistin sorunu
Başbakan Erdoğan, Viyana'da yaptığı konuşmaya İsrail'de ve Batı'da gösterilen tepkilere ilişkin soru üzerine şunları söyledi:

''Viyana'daki ifadelerimizin bazı tartışmalara yol açtığını gördüm. İfadelerimizden kimse farklı bir anlam çıkarmamalıdır. Gazze ve yerleşimler konuları başta olmak üzere, İsrail'in politikalarına dönük eleştirilerim bilinmektedir. İsrail, Filistin'in devlet olma hakkını yok sayan bu yaklaşımlarını terk etmedikçe bu eleştirilerimin sürmesi de tabiidir.

Öte yandan, iki devletli çözüm çerçevesinde 1967 sınırları içinde, İsrail'i devlet olarak tanıdık ve tanıyoruz. Geçmişte, iki devletli çözüm doğrultusunda barışı sağlamak amacıyla birçok İsrail cumhurbaşkanını ve başbakanını ülkemizde ağırladığımız unutulmamalıdır.

Türkiye geçmişte olduğu gibi bugün de, İsrail-Filistin ihtilafına iki devletli çözüm vizyonu temelinde adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunmasına yönelik tüm uluslararası ve bölgesel çabaları desteklemektedir. Anti-Semitizm'i açıkça kınayan çok sayıda konuşmam ise, bu konudaki tavrımı ortaya koymaktadır. Bu bağlamda Viyana'daki konuşmamın da arkasındayım.''

Barış sürecinde ilerleme sağlanamazsa
Erdoğan, ''Eğer şu anki çıkmaz devam ederse ve barış sürecinde bir ilerleme sağlanmazsa Ortadoğu'da neler olabilir?'' sorusuna, ''Barış sürecindeki yaşanan atalet sürdürülebilir nitelikte değildir. Bu durum, bölge içinde ve dışında istikrarsızlığın yayılmasına yol açmaktadır. Nitekim, İsrail'in 14 Kasım günü Gazze Şeridi'ne yönelik olarak başlattığı saldırı, Gazze'de çok sayıda masum Filistinlinin hayatını kaybetmesine ve yaralanmasına neden olmuş, bölgeyi yeni bir kaosa sürüklemiştir'' yanıtını verdi.
Erdoğan, şunları dile getirdi:

''Bu son olaylar, barışın ikamesinin olmadığını, gerçek bir barış tesis edilinceye ve İsrail'in Filistin topraklarındaki işgali sona erip, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devleti kuruluncaya kadar, bu tür tırmanmaların tekrarlanmasının kaçınılmaz olacağını bir kez daha ispatlamıştır.

Yapılması gereken, sürekli çeşitli bahaneler öne sürülerek ertelenen barış sürecinin derhal başlatılmasıdır. Türkiye olarak, barış sürecinin yeniden başlatılmasına yönelik çabaları desteklemeye devam edeceğiz. Son olarak 50 yaş altı müslümanlara Mescid-i Aksa'yı ziyaret yasağı gelmesi görmezden
gelinemez.''

Türkiye'nin AB üyeliği
Avrupa Birliği'ne üyeliğin Türkiye için hala yüksek öncelikli olup olmadığına dair soru üzerine Erdoğan, ''Türkiye ile Avrupa Birliği'nin (AB) ilişkilerinin temelleri, bilindiği üzere, Türkiye'nin, 1957 yılında Roma Anlaşması'yla tesis edilmiş olan Avrupa Ekonomik Topluluğu'na (AET) 1959 yılında yaptığı ortaklık başvurusuyla atılmıştır. 1963 yılında Türkiye ile AET arasında ortaklık anlaşmasının imzalanmasıyla başlayan üyelik sürecimiz ise, 1999 yılında aday ülke olarak kabul edilmemiz, 2005 yılında da tam üyelik müzakerelerine başlamamızla devam etmiştir'' dedi.

Erdoğan, ''Biz, AB'ye tam üyeliğimizin her iki taraf açısından da yeni fırsatlar getireceği inancıyla, AB üyeliğimizi stratejik bir hedef olarak görmeye devam ediyoruz. Bu çerçevede AB'yle ilişkilerimize kazan-kazan anlayışıyla bakıyor, bu ilişkiyi daha da ileriye taşımak istiyoruz. Üyeliğimiz ayrıca, küresel etkileriyle, tüm bölgemiz bakımından da olumlu ve güçlü bir etki yaratacaktır. Bu fırsatın iyi kullanılmasının geleceğimiz açısından bir teminat olacağı kanaatindeyim'' değerlendirmesinde bulundu.
''Sizce Türkiye kaç yıl içerisinde AB üyesi olabilir? 5, 10, 20 ya da 50 yıl?'' sorusuna ise Erdoğan, ''AB'ye üyeliğimizin en kısa sürede gerçekleştirilmesi temennimizdir. Türkiye'nin 50 yılı bulan üyelik süreci esasen bu konuda oldukça geç kaldığımızın açık bir göstergesidir. Kaldı ki, 2005 yılında başlayan katılım sürecimiz kapsamında 2006 yılından bu yana gerek kolektif gerek tek taraflı olarak yarıdan fazla müzakere faslının AB ülkelerince bloke edilmiş olması AB ile ilişkilerimize ciddi zarar vermiştir. Bu sürdürülebilir bir durum değildir. AB'ye üyelik hedefiyle gerçekleştirilen müzakereler tüm AB ülkelerinin ortak kararıyla başlatılmıştır. AB'nin taahhütlerinin arkasında durarak, müzakere sürecimizi baltalamaması icap etmektedir'' yanıtını verdi.

Erdoğan, bu bağlamda Fransa'nın 22. fasıl üzerindeki blokajını kaldırmasının olumlu bir adım teşkil ettiğini ifade ederek, ''Ancak, bunu yeterli bulmadığımızı ifade etmek durumundayım. İki yıldan beri durmuş olan müzakerelere gerçek anlamda canlılık getirilmesi ve iki tarafın da yararına olacağına inandığımız AB üyeliğimiz doğrultusunda ilerlenmesi için bu adımın devamının gelmesini bekliyoruz. AB içinde bu yönde siyasi bir irade oluştuğu takdirde, ülkemiz, ekonomi, parasal politikalar, eğitim, kültür ve enerji konuları başta olmak üzere tüm fasılları hızla açabilecek durumdadır. Bizim tahminimize göre 12 ay içinde 10 faslın, 18 ay içinde ise 15 faslın teknik bakımdan rahatlıkla açılması mümkündür'' diye konuştu.

ROJ-TV'nin Danimarka'da yayın yapma izni
Mahkeme davaları ve büyük para cezalarına rağmen ROJ-TV'nin Danimarka'dan yayın yapma iznine sahip olduğu hatırlatılarak, yorumlarının sorulması üzerine ''Danimarka'da ROJ TV hakkında 10 Ocak 2012 tarihinde alınan mahkeme kararı çok önemlidir. Bununla birlikte, kanalın yayın lisansının iptal edilmemesi bizi hayal kırıklığına uğratmıştır'' dedi.

Davaya dair temyiz sürecini yakından izlediklerinin altını çizen Erdoğan, ''Bu süreç sonunda, terörizmle mücadele alanındaki ilgili uluslararası sözleşmelere ve yükümlülüklere uygun olarak gerekli kararın alınmasını bekliyoruz. Terörle mücadele konusunda Avrupa'dan beklediğimiz desteği maalesef alamıyoruz. Türkiye'nin AB kriterleri çerçevesinde reform yapmasını isteyen AB ülkeleri, terörün reform sürecinin önünde ne kadar büyük bir sorun olduğunun galiba farkında değiller. Bundan ayrı olarak da terörle mücadele konusunda tam bir işbirliği içinde olmamız gerekir. Komşuluk, dostluk bunu gerektirir. Terör örgütünün hücrelerine ev sahipliği yapmak, Avrupa'nın demokrasi ve şeffaflık kriterleriyle bağdaşmaz'' ifadelerini kullandı.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.