X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Alaçatı'da kış yalnızlığı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Alaçatı'da kış yalnızlığı

  • Giriş Tarihi: 21.2.2013

Huzuru, iyot kokusunu solumayı, mis kokulu sardalya tavanın ardından, demli birer çay içmeyi ve daracık sokaklarda yürümeyi seviyorsanız eğer, Alaçatı'ya bu mevsimde gidin

Son yıllarda büyük bir kente dönüşmeye başlayan Alaçatı, çok değil, 15 yıl önce Çeşme otobüslerinin yalnızca yolcu indirip-bindirmek için uğradıkları köy ile kasaba arası, 3-4 bin nüfuslu, içine kapanık bir yerleşim yeriydi. Yaşayanların çoğu çevrede küçük arazileri olan, bölgeye mübadele ile yerleşmiş çiftçiler, çocukları ve torunlarıydı. Çeşme'ye tatile gelen varlıklı İstanbullular, Alaçatı'daki cevheri fark edinceye kadar belde hep öyle içine kapalı, kendi halinde yaşadı.

KADERİ DEĞİŞTİ

Beldedeki taş evler birer birer restore edilmeye, İstanbullular'ın bir kısmı yazın burada kalıcı olmaya başlayınca, beldenin kaderi hızla değişti. Çoğu Yunanistan'a gönderilmiş Rumlar'dan kalma eski evler hızla değer kazandı. İstanbullular birbiri ardında beldeden ev satın almaya başladı. Evlerin değeri yöre insanının hayal bile edemeyeceği rakamlara ulaştı. Beldenin ana caddesi (Aslında daracık bir sokak) mayıs-eylül ayları arasında farklı bir tatil düşünen İstanbullular'ın uğrak yeri haline geldi. Lüks mağazaları, butik oteller, restoranlar, kafeteryalar ve barlarıyla beldenin ünlüler ve onlarla karşılaşmak, tanışmak isteyenlerin akınına uğradı. Yazın lokantaların iki sıra masa attığı bu daracık caddede yürümekte zorlanabilirsiniz ama köşe kahvede gelip geçeni seyrederek bir orta kahve içmekten büyük keyif alacağınızdan eminim. Yaz mevsiminde Alaçatı'daki mağazalarda en ünlü markaların taklitlerini birkaç memur maaşına almanız mümkün. Beldenin kalbine ulaşacağınız yolun girişindeki kahvehanede 1 liraya çay da içebilirsiniz ama 20 metre ötedeki restoranda normal bir akşam yemeği için kişi başına 125 lira ödemeniz pek de şaşırtıcı olmaz.

ALAÇATI'NIN İKİ YÜZÜ
Alaçatı'nın iki yüzü var. Birincisi ana caddedeki varlıklı yaşam. İkincisi ise ara sokaklardan içeriye yürüdüğünüzde, yıllar öncesinden kalma mütevazı yaşam. Alaçatı'da evlerini henüz yabancılara satmamış yerli halk, geleneksel yaşantısını hiç değiştirmeden sürdürüyor. Eylül sonunda ise belde bir sonraki mayıs ayına kadar eski sessizliğine bürünüyor.

DÜNYA TANIYOR
İlk yağmurlar yağarken mağazalar tek tek indiriyor kepenklerini, restoranlar teker teker kapanıyor ama kasım ayı ortasında da gitseniz çarşının girişindeki o kahvehane hep açıktır. Titiz bir Çeşme yerlisi olan kahvecinin demli çayını her zaman yudumlayabilirsiniz. Alaçatı'dan çıkıp otoyolun altından geçen yolu kullanarak sahile ulaşabilirsiniz. Yıllar önce bataklığı andıran koyda artık modern bir marina ve AlaçatıPort adı verilen lüks bir yerleşim alanı var. Bu alana sürekli yenileri de ekleniyor. Burası rüzgarıyla meşhur. Bu yüzden rüzgar sörfü yapanların en çok tercih ettikleri yerlerden biri Alaçatı sahilleri. Birkaç yıldır uluslararası sörf yarışmalarının düzenlendiği, dünyaca tanınan bir yer haline geldi. Meraklıları için birbiri ardınca sörf okulları açılıyor. Makul bedeller ödeyerek bu okullarda sörf öğrenmeniz mümkün... Huzuru, rüzgarın sahilden taşıdığı iyot kokusunu solumayı, belde halkı ile iç içe olmayı, sardalya tava yemeyi ve çevrenizin sakinliğini seyrederek demli birer çay içmeyi ve daracık sokaklarda yürümeyi seviyorsanız eğer, Alaçatı'ya bu mevsimde gidin. Çünkü orada şimdilerde kış yalnızlığı var...

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.