X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER AYŞE KİLİMCİ: Yıldızları unutma, bir de umudu...
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

AYŞE KİLİMCİ: Yıldızları unutma, bir de umudu...

  • Giriş Tarihi: 7.7.2013

Çocuklar yıldızları dinler, yıldızlar da onları. Çocuklarla yıldızlar en has arkadaştır. Bunu anladığımda küçücüktüm. Anlamanın yaşı olmaz, insan küçücükken de anlar, ömrün sonunda da. Anlamak tıpkı sevmek gibi, her yaşın işidir. Kimsenin işi yoktu, aş yoktu, ocaksızdık, umarsızdık, yapayalnızdık. Memleketin ortasında, kıraç bir köyün damsız insanıydık. Çare yoktu, çocuk çoktu, ev ocak, iş yoktu, tutacağımız el çoktu. Ülke kalkmış oynuyordu, savaş artığıydık, hem biz yoksulduk hem devlet, eh, elle gelen düğün bayram demişler. Tek varlığımız Gazi'ydi, hepimizin, öncemiz oydu, sonramız oydu, yayan yapıldak, yarı aç yarı tok, ama, umut tamam, ardı sıra yürüyorduk, hepimiz. Anam nasıl edip doyururdu bizi... Yamalı mamalı sırt baş eder, beş mille çoraplarımızı nasıl örerdi, aklım ermezdi. Derken annemin "enesüztü"sü icadoldu. "Öyle deme, düzgün söyle hatun" derdi babam, "Enesüztü değil, eneztütü." Gülüverirdi karşı komşu, anamın ahretliği Gülüzar hatın, "Ne cahalsınız anam, ikiniz de yanlış diyosunuz, ne enesüztü, ne eneztütü, onun doğrusu eniiziistü" derdi, incelte uzata...

UMUDU ÇOKTAN KESMİŞKEN...
Köy enstitüsüne uğurlarken, ne heybe, ne tahta valiz hazırladılar bana. Hiçbir şeyimiz yoktu, hazırlık yapamadık, ben hiçbirşeysiz bir çocuktum. Sırtım başımdakilerce yoksul, aklımdakilerle, kalbim kadar varsıldım. Bu, enstitü dedikleri yerde okuyacakmışız, sırt baş, çorap, pabuç bile vereceklermiş. Hepsinden önemlisi, geleceğimiz olacakmış orada, umutlar yeşerecekmiş. Geleceği birazcık çıkarabiliyordum, ama, umutların yeşermesi faslına aklım ermiyordu. Umut buğday tohumu muydu, toprağa mı serpilirdi, kalbe mi, akla mı? Nasıl verilirdi suyu, budanır mıydı, güneş istemez miydi, hasadı nasıl edilirdi? Umut neydi? Kader gibi hepimize eşit mi payedilmişti, umut dedikleri? Dünyayı kelimelerim kadar, görebildiğim kadar tanıyordum. Karşı komşu Gülüzar teyzenin çocuğu yoktu. Kocası Muhteşem amcayla iki başlarına yaşayıp giderlerken, onlar da tıpkı bizim gibi yoksulluğun fink attığı kasabamızda karınlarını yavan yalan doyurdum sanırken, bir mucize oldu. Çocuktan yana umudu çoktan kesmişken, kader bir çocukla mutlu etti Gülüzar teyzeyle Muhteşem emmiyi.. Adını niye Muhteşem koymuşlarsa garibin? Karısı Gülüzar teyze gülü gülüverirdi bu fasılda. O vakit bi kadı varmış, adalet dağıtırmış, muhteşem kadıefendi derlermiş, ordan esinlenmişler. Zaten dilleri dönmez, möhteşem derlerdi. O yoksulluğun orta yerinde hiç değilse adıyla zengindi, onunla çalımlanırlardı, ah bi de karın doyursaydı bu, deyip, gülüp güldürerek, hem gönlümüzü hem karnımızı doyururlardı.

ÜMİT'İN GELİŞİ
Beni yolcu etmeden biraz önceydi, onların bir çocuğa kavuştuğu. Kapıları tak tak döğüldü, onlar da fırladı biz de, gecenin bi yarısı kapının döğülmesi hayrına olmaz. Jandarmaymış. Atın terkisinde bir bohça getirip bıraktı onlara. Bir iki söz etti jandarma, Möhteşem emmiye, o da başını öne arkaya salladı, jandarma gidip küfedeki bohçayı tek eliyle kavrayıp getirdi, Gülüzar teyzenin eline verdi. "Ne bu?" dedim anneme. Ben sorarken bohça ağlamaya başladı. "Gördün mü, sana cevap veriyor, bak" dedi annem. Ümit böyle geldi karşı kapıya. Onlar bizimkilerin yardımıyla Ümit oğlanın altına toprak elerken, ağzına sütü az suyu çok mamayı kaşıkla verirken, Ümit gün günden palazlanırken, beni okula yazdırdılar. Köy enstitüsüne gideceğim günün gecesi, kazanı yakıp sıcak su hazırladılar, ev yapımı sabunumuzu life sürte sürte köpürttüler, ilkin Ümit'i yıkadılar leğende. Ardından beni oturtup beni yıkadılar, arı sili ettiler. Saçlarımı sıkı sıkı ördüler.

"BU ÖKSÜRÜK SENİ KORUR"
Ümit sütü az mama yese de sevgisi çok evde, yaşlı ana babasıyla, bizim bir horanta çocuklu evimizle, tombul bir bebek olmuştu. Bana gülüyordu, bütün gece güldü durdu. Sanki gittiğim malum olmuştu. Bütün gülmeleri bir geceye sığdırıyordu. O değil ama ben herkesin elini öpüp başıma götürdüm, büyükler "Sağlık suların olsun" dediler. Kimi omzuma nazarlık taktı, kimi ceviz verdi, babam elime öksürdü, "Kapat hemen avucunu" dedi, "Yanında olmadığım zaman o öksürük seni korur, unutma." Nenem, "Aman damat, ben verecektim o hedaayeyi, elini çabuk tuttun" dedi, "Ben ne verecem kıza şimdi?" "Sen de öp, nene" dedim, öptü, koklaya koklaya öptü nenem. "Kimin derininde ne saklı, kimse bilmez" dedi bana. "Kalbinde şarkılar vardır, insanın, Mevlam içindeki şarkıları tüketmesin... Haydi yürü, yüksünmeden yürü kızım, bahtın da yolun da açık olsun" dedi. O da öbür avucuma öpücük koyup kapattırdı. "Bu sıkılmış iki yumrukla daha bana karada ölüm yok", diye düşündüğümü bugün gibi hatırlıyorum... Ümit kocaman, sürmeli gözleri, çatık kaşlarıyla hala gülüyordu. Hiç bizim kaşımız kirpiğimiz gibi seyrek değildi. Kavuşuk kaşları yüzünü ikiye bölüyor gibiydi. Bizimkilerin oğlanın nerden geldiği, hangi millet evladı olduğunu tartıştıklarını hatırlarım. Ne fark edecekse! Onlar da zaten fark ettiğinden değil, çoktan bağırlarına basmışlardı, meraktan ara sıra konuşmadan edemiyor, Ümit'in kökünü kömecini deşiyorlardı, Möhteşem emmi de ser verip sır vermiyordu.

İÇİMİZDEKİ ŞARKILAR TÜKENMESİN
"Bir umut çıkıp gelmiş işte, her gelen umudun baş üstünde yeri vardır, umut kişelenmez, buyur edilir" diyordu, gülümseyerek... Beni uğurlarken ardımdan bir tas su döktüler. "Su gibi gidip dönesin" dediler. Babamın elini sımsıkı tutup yürüdüm. Trene bindik, yola koyulduk. Epey sonra, okula yazılıp, sırt baş alıp, yatakhanedeki yatağımın üstüne oturduğumda bunları düşündüm. Gidip perdeyi açtım, gökyüzüne baktım. Gökyüzü silme yıldızdı. Ümit bebeyi getiren, beni buralara taşıyan yol göstericilerimizdi onlar. Nenem yıldızları unutmamıştı, uğurlarken gerçeklerden sıra gökteki yıldızlara gelmemiş olacaktı... İçimizdeki şarkılar tükenmesindi, tamam, ama, insanın ömründe yıldızlar da tükenmezse, en güzeli buydu. Yıldızlar olmayaydı Ümit gelir miydi? Yıldızlar olmasa, benim önüme böyle ışıklı yollar açılır mıydı? İyi ki yıldızlar vardı, umut vardı. Ömrümün değişeceğinin farkındaydım, ama, nasıl olacağını henüz kavrayamıyordum. Akşam, öbür çocuklarla yemek duası yaptıktan sonra, yemek yemiştik, ertesi sabah kahvaltı da olacağından sözediyorlardı. Ekmek vardı, çay vardı, sıcak yemek, hem de her zaman ... Derslikler vardı, yarınlar vardı. Okuma yazmasını öğrenince ilkin neneme, sonra Ümit bebeye mektup yazacaktım. İçindeki şarkılar derken nenemin neden sözettiğini tam anlamasam da, kalbimi zorlayan sevincin, o dediği şey olduğunu biliyordum. Yıldızlara baktım, usulca fısıldadım, "Şştt yıldızlar yıldızlar, beni unutmayın e mi... Şşşt yıldızlar, kuyruklu olanınız hani? Sizin de çocuklarınız var mı, yıldızlar? Siz yerinizde çakılısınız, ama, bakın ben nerelerden geldim, daha nerelere gideceğim..." Yıldızın biri göz kırptı, ben de ona kırptım. Sonra yatağa girdim, ama, üstümdeki yeni giysilere dokunup sevinmekten kirpiğim kirpiğime değmedi sabaha kadar. Yaşasın yıldızlar!