CAN AKSIN: Bu türkü nasıl çıktı?

Giriş Tarihi: 6.11.2013
Ayvalık Belediyesi ile Ayvalık Ticaret Odası işbirliğinde düzenlenen, "9. Ayvalık Zeytin Hasat Günleri", zeytinciliğin sorunlarının yeniden ortaya çıkarıldığı bir etkinlik oldu. Zeytin hasat sezonu yeni başlıyor ama dertler her yıl aynı şekilde tekrarlanıyor ve sürüp gidiyor. Zeytinden derdi olmayan bir kesim var mı? Zeytin para etmediği için üretici de dertli, sanayici de. Üretici dertli, 1 kilo yağı 5.5 liraya mal ediyor ama tüccarın verdiği fiyat zaman zaman 3.5- 4 liraya kadar gerileyince, maliyeti kurtarmıyor. Bu durumda üretici geçinemiyor. Suriye'den kaçak olarak giren yağ ise, ayrı bir dert. Türkiye'de son yıllarda zeytine destek vermek için çok sayıda fidan dağıtıldı. Zeytine destek verildi. Bunu gören çok sayıdaki üretici zeytine yöneldi. Tarlalara zeytin dikti. 5-7 yıl arasında devreye giren zeytin ağaçları, ürün vermeye başladı. Üretim arttı, tüketim yerinde saydı. Pazar genişlemedi. Doğal olarak fiyatlar düştü ve de düşüyor. Çözüm? Çözüm yeni pazarlar bulmak, tüketimi yaygınlaştırmak..

MARSHALL PLANI DAYATMASI

Hepiniz bilirsiniz, hele Ege yöresinin insanları çok daha iyi bilir. Bir türkümüz vardır, bir zamanlar habire söylenip dururdu. "Zeytinyağlı yiyemem aman / Basma da fistan giyemem aman." İşte zeytinyağı sorunu bu türkü ile ve Marshall Planı'nın dayatması üzerine başlamıştır. Marshall Planı, 2. Dünya Savaşı sonrasında, 1947 yılında önerilen ve 1948-1951 yılları arasında yürürlüğe konan Amerikan kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca Amerika'dan ekonomik kalkınma yardımı almıştır. Buraya kadar her şey iyi gözüküyor ama Amerika bu yardımı bizim "kara kaşımız, kara gözümüz" için "hibe" olarak vermemiştir. Borç olarak vermiştir. Amerika dünyanın en büyük mısır üreticisi ülkesidir. Elinde birikmiş olan mısır dağlarını eritebilmek için, "mısırözü yağı ihracatını" keşfedivermiş ve de Türkiye'ye yapılacak Marshall yardımının koşullarından birini de "Türkiye'nin Amerika'dan mısırözü yağı ithal etmesi" olarak belirlemiştir.

YALAN SÖYLENTİLER ÇIKARILDI

Amerika para verir, Türkiye kendi güzelim zeytinyağı varken, Amerika'dan mısırözü yağı ithal eder. İthalatın kesintisiz sürmesi için, Türkiye'de ilk margarin fabrikası kurulur. Yine aynı dönemde "bunlar bir işe yaramaz" denilerek, yüz binlerce zeytin ağacı sökülüp, "zeytin ağacı katliamı" yapılır. Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bir bölümü Amerika tarafından dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı Türk Lirası karşılığı satılır. Türk insanını zeytinyağından soğutup, mısırözü ve margarine alıştırmak için hayasızca yalan söylentiler çıkarılır. "Zeytinyağı ısınırsa kanser yapar" yalanı bunlardan biridir. Oysa, zeytinyağı halkın deyimiyle "dumanlaşma" derecesi en yüksek, yani en zor yanan sıvı yağlardan biridir. Türkiye'de kişi başına düşen zeytinyağı tüketimi, Akdeniz ülkelerine oranla çok daha az. Yunanistan ve İtalya gibi ülkelerde, kişi başına tüketilen zeytinyağı oranı oldukça yüksek. Hatta bazılarında 20 litreye kadar çıkarken, bu durum ülkemizde 1.5 litre civarında kalıyor. Sağlığımız açısından zeytinyağı üretimini artırmalıyız, kişi başına zeytinyağı tüketimini de en kısa zamanda 4 litre civarına çıkarmalıyız. Önce ülkemizde bir seferberlik halinde "zeytinyağının tanıtımını" yapmalıyız. Geniş halk kesimlerinin kullanabileceği ambalajlarla zeytinyağını halkın ayağına götürmeliyiz. Ambalaj masrafından kısıp halka ucuz satmalıyız ve zeytinyağının yararlarını halka anlatmalıyız.

ARKADAŞINA GÖNDER
CAN AKSIN: Bu türkü nasıl çıktı?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz