X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER ADNAN GÜLERMAN: Urla kalkınmalı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

ADNAN GÜLERMAN: Urla kalkınmalı

  • Giriş Tarihi: 16.12.2013

Bu köşede daha önce İzmir'in bazı ilçeleri, Ege'nin bazı illerini yazmıştım. Bir dostum bana "23 yıldır Urla-Çeşmealtı'nda yazlığın var. Ama, bugüne kadar neden iki cümle bile yazmadın?" diye sitem edince yazmak vacip oldu. 1974'te İzmir'e yerleşmemden önce Urla beni kendisine çekmişti. Akademi doçentliğimin üstüne bir de üniversite doçentliği unvanını eklememden sonra Ankara'da kalmam, İstanbul Boğaziçi Üniversitesi'ne gitmem veya Ege Üniversitesi'ne gelme alternatifleri ile karşılaştım. O sıralarda Ankara'nın çok kirli kış havasının eşimin sağlığını aşırı tehdit etmesi, İstanbul'un bize ters gelen kalabalığı, daha önce hiç gelmediğim İzmir'i görüp karar vermemizi gerekli kıldı. İzmir'e geldiğimizin ertesi günü otelin resepsiyonundaki görevliye İzmir'in neresi görülebilir diye sorduğumda, "Şu tarafa gidersen Foça, şu tarafa gidersen Çeşme" deyince ben, "Peki sen ne tarafa gitmek istersin?" soruma da " Çeşme'ye giderim" cevabı bizi yönlendirdi. Narlıdere'de daha önce manavda gördüğümüz portakal ve mandalinaları yolumuzun üzerindeki bahçelerde ilk kez görmemizin heyecanı ile ağacından 20 kilo kadar portakal toplamıştık. Sonra yolumuza sağımıza denizi alarak bir hayli gitmişiz ki, acıktığımız aklımıza geldi. Rastladığımız birisine yemek yiyebileceğimiz bir yeri sorduğumuzda da, "Şurada bir balık lokantası var" cevabını alınca yolu oraya çevirdik. Karşılayan garsona, Ankara'da yaşamış birisi olarak, "Balıklarınız taze mi?" soruma, "Bey, balıklar şimdi denizden çıktı" denilmesi üzerine masamıza yerleştik. Geldiğimiz yer Urla iskelesiymiş. Garson yabancılığımızı anlayınca, "Balığın yanına fava da ister misiniz?" sorusunun bizim bakla ezmesi dediğimiz şey olduğunu anlamamızın ardından, "Balığın yanında roka da gider" deyince, onunda daha önce Ankara'da görmediğimiz bir yeşillik olduğunu anladık. Yemeğimizin yarısında eşime, "Ankara baba ocağımız, İstanbul'da ek gelir kaynağımız da olabilir ama İzmir'de de hayat var" demem üzerine eşim, "Ben de şimdi sana aynı şeyi söyleyecektim" deyince, otelimize dönüp gazete ilanlarından kiralık bir daire bulup eşyalarımızı nakletmek için hemen Ankara'ya hareket ettik. Geliş o geliş. Ankara'da yaşamış bir kimse için İzmir aynı zamanda deniz demekti. Nitekim eşime, "Nerede oturmak istersin?" diye sorduğumda, "Evimiz deniz kıyısında olmazsa İzmir'e geldiğimi nasıl anlarım?" cevabının gereğini yerine getirmiştim. Nedendir bilmem canımız piknik yapma, hafta sonunu değerlendirmek istediğimizde yolumuz hep Urla olmuştu. Sonunda 25 yıl kadar önce Çeşmealtı'ndaki 20 evlik bir siteden de yazlığımı edindim. İlk yılın Haziran başlangıcında komşularımızla ilk kez mayolarımızı alıp 100 metre mesafedeki denize gitmeye hazırlanırken bize "Aman, dikkat edin, yıkılan evlerin molozlarını denize dökmüşler. Bir yerinizi kırarsınız" uyarısı üzerine, her denize inişimizde adam başı otuz taşı denizden çıkartma kararımızla denizin içine dar bir koridor yapmıştık. Sonraki yaz aylarında da moloz temizleme gayretimizi sürdürerek kolumuzu bacağımızı kırmadan girebileceğimiz bir hale getirdik. Denizden faydalanmamız üç yıl öncesine kadar sürmüştü. O tarihlerde durumu belediye yetkililerine aktardığımda da, "İnsanlarla başa çıkamıyoruz" cevabını almıştım. Sahil boyu da denize sıfır evler, kafeler ve lokantalar tarafından işgal edildiği için denize girebilecek başka bir yerimiz de yoktu. Üç yıl önce,Haziran başında yine denize inmeye hazırlanırken komşuların, "Aman gitmeyin. Belediyenin iş makineleri eski beton iskeleleri kırıp molozları denize dökmüş. Bir yerinizi kırarsınız" sözleri hevesimizi kırdı. O molozlar hala denizin içinde durmakta ve bizler de denizi kıyıdan seyretmekle yetinmekteyiz. Sahil şeridi 40 km. dolaylarında olan Urla halk plajları yönünden ihmale uğramış bir yerdir. Gelmiş geçmiş belediyelerin bu hizmetle hemen hiç ilgilenmedikleri görülür.(Bitmedi, haftaya devam)

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.