X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Küçük otellerle büyük ihtiyaca cevap veriyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Küçük otellerle büyük ihtiyaca cevap veriyor

  • Giriş Tarihi: 16.2.2014

İleri görüşlü baba Abdurrahman Susuzlu'nun oğlu Melih Susuzlu, 5 yıldızlı otel yerine kentin ihtiyacını fark etti, İzmir'de 3-4 yıldızlı otellerin sayısını bir anda artırdı

Altay Kulüp başkanlığının yüksekokul bitirmek kadar önemli olduğu dönemde bu görevi başarı ile yapan Abdurrahman Susuzlu, ileri görüşlülüğü ile hep fark edildi. İnşaatın çok kazandırdığı yıllarda demircilikten elde ettiklerini, yatak açığının fark edildiği dönemde otele yatırdı. İleri görüşlü babanın oğlu Melih Susuzlu da, herkes 5 yıldızlı otel konuşurken ihtiyacı fark edip, 3-4 yıldızlı otellerinin sayısını artırdı. İzmir'in iş merkezinde yer alan küçük otelleriyle büyük ihtiyaca cevap verirken, kanayan yaraya da parmak basıp, otopark sorununa kendi çapında merhem oldu. Melih Susuzlu, küçük görünen, ancak büyük hizmet veren akıllı yatırımlarını anlattı.

Demircilikten otelciliğe geçiş nasıl oldu?
Babam demir tüccarıydı. İnşaatta, 1950-60'larda, şehirleşme ile birlikte büyük bir patlama oldu. Dağlar taşlar bina doldu. İnanılmaz bir demir ihtiyacı doğdu. Demir işi çok kazançlıydı. İnşaat azalmaya başlayınca atak yapmak gerekti. Babam gayrimenkule yatırıma inanan bir insandı. Çankaya'da han aldı. Ancak hana yapılan masraf, kira ile bir anlam kazanmayacaktı. Kendini kolay amorti etmeyecekti. O sıralarda İzmir'de otele çok ihtiyaç vardı. Bunu gördü, hanı otele çevirdi. İleri görüşlü insandı. Boşluğu yakalıyor. Önce iki yıldızlı, sonra 3 yıldızlı bir otel yapıldı. Bir süre sonra diğeri de 3 yıldıza dönüştü. Arkasındaki bulvarda da 4 yıldızlı Atlantis Susuzlu Otel alındı. Yine de bir iş merkezi de yapıldı aynı bölgede. Ayrıca iş merkezinin karşısında 1000 araç kapasiteli otopark yapıldı. Bu da bölgenin otopark ihtiyacını karşılamak için önemliydi.

ULAŞIM KAYGISI YOK

Neden yatırımlar hep Çankaya bölgesinde toplandı?
Çankaya'da olmanın bir artısı var. Yatak sayısını finansal merkezde konsantre etmek güzel oldu. Amerika'da, New York'ta, Wall Street'in etrafında çok güzel, kaliteli butik oteller var. İnsanlar orayı tercih ediyor. Ulaşım kaygıları yok, her şey neredeyse ellerinin altında, öyle bir fikri taşıdık İzmir'e . Fuara iyi hizmet veriyor. Çok sık ihtisas fuarları yapılıyor. Neredeyse ayın 3 haftası fuar misafirlerini ağırlıyoruz. İzmir'i kongre merkezi haline getirmek için çabalar var. Bunun için de yatak hizmeti sunmak lazım. Çok açığı var İzmir'in.

Doluluk oranınız nasıl?
Neredeyse yüzde 100. Konforlu modern, temiz odalı, ekonomik oteller, kısa süreli gelen işadamları tarafından tercih ediliyor. Ekonomik sınıfa hitap eden otel sayısı çok az. Fiyat olarak tercih ediliyor ama hizmette 5 yıldızı hedef alıyoruz.

TATİLİ ÇOK SEVİYOR

Otelciliği sevdiniz mi?
Evet, otelciliği çok sevdik. Ama otelcilikten çok, otellere gidip tatil yapmayı seviyorum. Seyahati seviyorum. Günlük hayatı arkamda bırakıp kaçmak iyi geliyor. Yeni yerleri keşfetmeyi seviyorum.

Bölgeye otopark yapmak da çok iyi fikir ama yine de neden diye sorayım?
Aslında İzmir'in her yanında otopark büyük ihtiyaç. Ancak bölgede ciddi otopark sıkıntısı var. Ayrıca 4 yıldızlı otellerin otoparkının olma mecburiyeti var. Buradan hareketle ilk adımı attık, ancak yapmışken dışarıya da hizmet verelim diye 1000 araçlık otoparka çevirdik. Türkiye'nin ilk müzikli otoparkı. Sürekli yabancı müzik yayınımız var, müşteriler araçlarını beklerken koltuklarda oturuyor, kahve ikramı var. Çalışanlar sürekli tıraşlı, temiz, güleryüzlü. Otel hizmetindeki farklılığı otoparkta da yarattık. Oteldeki hizmet algısı oraya uygulanınca, öyle bir konsept çıktı ortaya. Otoparklar genellikle tekinsiz yerler olur ya. Ürkerek hareket ettiğimiz. O algı, hissiyat yok bu otoparkta.

10 PARMAĞINDA 10 MARİFET
Mehtap Susuzlu ile Melih Susuzlu, neredeyse çocuk denecek yaşlarda tanıştı, 55 gün sonra da evlendi. Mehtap Susuzlu, eğitimci bir babanın, Özel Ege Koleji kurucusu ve sahibi İsmet Sünerin kızı olarak, kızlarının eğitimine adadı hayatını. Kızlar bu özverinin hakkını fazlasıyla verdi. Ayşıl Susuzlu Amerika'da danışmanlık psikolojisi üzerine lisans ve yükseğini yaptı, başarılı bir psikolog oldu. Hep burslu okuyan, iyi bir ressam ve müzisyen olan Zeynep Susuzlu, Haluk Bilginer'in oyun atölyesinin halkla ilişkilerini yapmakta karar kıldı. Bu arada, Mehtap Susuzlu, her şeyi kızları ile beraber öğrendi. Yaptığı her işte en iyi oldu. Ancak yaşam iştahı yüzünden hiçbir işi uzun sürdürmedi. Yabani meyvelerle yaptığı butik çikolatalarıyla adını duyururken, burada çok iyi olduğunu fark edip, seramiğe yöneldi. Duygularıyla yoğurduğu büstleri yapmayı sürdürürken, yurtdışından gelen misafirlere Ege'yi, yemeklerini tanıtmaya soyundu. Bugünlerde blogger olarak adını duyuran "Yemek Masalcısı" Mehtap Susuzlu ile her yanından güzel çikolata, pasta, mutluluk kokusu gelen muhteşem evinde konuştuk.

Butik çikolatalarınızla tanınıyordunuz. Nasıl başladınız, neden vazgeçtiniz?
Hayatımda her şeyi merak etmek, yeni bir şeyler öğrenmek var. Çikolata da onlardan biri oldu. Urla'ya yerleştiğimizde, "Doğadan ne ödünç alabilirim diye" düşünürken, o güne kadar pek görmediğim bir şeyi yaptım. Çikolatada yabani meyveleri kullandım. Ev yapımı butik çikolata yapıyordum, şarap evlerine çikolata veriyordum. Ben amatör ruhluyum. Profesyonelleşince, belli bir standarda oynayınca, o hizmet algısını, aşkı kaybediyor insan. Aileden zaman çalmamak için, aslında çok da iyi yaptığım şeyleri belli bir noktada hep durduruyorum. Hiçbir şeyi profesyonel yöne taşımadan ama en iyi yapmaya çalışarak yürüdüğüm bir yol var. Biliyorum ki iyi butik çikolata yapıyorum. Yaşam iştahım müsaade etmiyor butikte durmaya.

"ADIM TADIM EGE" İLE HİZMET VERİYOR
Butik diyebileceğimiz gurme turizmciliğiniz var...
Yurtdışından gelen konuklar, evde yapılan, elde yapılan her şeye önem veriyor. Arkadaşım Filiz Özkan ile birlikte kurduğumuz Aegean Senses aracılığı ile dünyanın her tarafından gelen turistlere, 'Adım Tadım Ege" diye hizmet veriyoruz. Bu kişiler bizi, "tripadvisor" ile buluyor. İstedikleri yerden alıyoruz, bölgedeki şarapçılığı tanıtmak için tadım yaptırıyoruz. Ayvalık-Cunda, Seferihisar- Sığacık, Çeşme Alaçatı, Urla gezisi düzenliyoruz. Ziyareti Urla'nın pazarına denk getirerek, hem ilçenin tanıtımını yapıyoruz hem de pazarda gezdirip yabani otları, sebzeleri tanıtıyoruz, alıyoruz. Burada yemek atölyesine giriyor, workshop alıyorlar. Pazar onlar için çok eğlenceli bir deneyim oluyor. Enginarı ilk defa eline alan oldu. Pazar gezisi ve alışverişin ardından, bizimle pişirdikleri yemekleri, Urla şaraplarıyla bütünleştirdiğimiz masada paylaşıyoruz. Tüm bunların ardından yine istedikleri yere bırakılıyorlar.

ARACINIZI RESMİ GÖREVLİ OLMAYANA TESLİM ETMEYİN
Otoparkçılık kazançlı mı? Otellerden daha iyi getirisi var. Neredeyse hiçbir gideri olmayan yatırım. Oteldeki gider yok ama sürekli getirisi var. Bunun yanında büyük hizmet veriyorsunuz. Şehrin büyük ihtiyacının karşılanmasında elinizi taşın altına koymuş oluyorsunuz. Alsancak'ta insanlar park edecek yer bulamıyor. Cezaya razılar, binlerce liralık arabalarının anahtarlarını önlerine gelene veriyorlar. Bu arada, duyumlarımdan hareketle bir uyarı yapmak istiyorum. Bu işi yaptığımız için bizim kulağımıza geliyor. Arabanızı resmi görevli olmayan kişilere veriyorsanız, dönüşte stepnesini kontrol edin. Bagajın altında kapalı alanda duran stepneye, krikona bakacaksın. Stepneyi, krikoyu iki dakika içinde alıyorlar. Yokluğunu ancak lastik patladığında fark ediyorsunuz.

OKUYUCU YOLCULUK YAPIYOR
Ve kendi bloğunuzu kurdunuz. Sizin diğer yemek yazarlarından farkınız ne?
Kendimi, "Yemek Masalcısı" olarak tanımlıyorum. Yazarken, "Buyurun tarifi şudur" demiyorum. O tarife gelinceye kadar ciddi yolculuk yaptırıyorum okuyucuya. Yani, o mekana okuyucuyu da alıp gezdiriyorum. Üretim aşamasında yemeğe katılan duygusal süreç, aile mirası, her şey dahil oluyor yazılara. Herkes gastronomiye soyunmuş durumda, bankacılar işini bırakıyor, iş hayatından uzaklaşıyor, bir anda pasta yapmaya başlıyor. Bu nedenle farklı olmak gerekiyordu ve fark yarattı "Yemek Masalcısı." Meyveleri, sebzeleri konuşturuyorum. Sebzelerin, meyvelerin dili oldu. Benimle konuşmaya başladılar. Fabl gibi. Çok hassa yapım var. O çok girmeye başladı. Yazılarıma. Fark orada. Yoksa artık gastronomiyle ilgili yazan fazla isim var. Çok fazla içimi açarak yazıyorum.

EVRENSEL TARİFLER VAR

Bloggerlik tatmin ediyor mu?
Maalesef hiç dışarıdan göründüğü gibi değil. En küçük bir hatanı bekler durumdalar. Bloklarda dahi saldırgan, agresif tavırları var. Keşke gastronomide insanlar birbirlerine kucak açsa. Blogerların arasında savaş var. Halbuki ne güzel, mutluluk için yaratılmış bir dünya ama o kimlik eğer yapısında agresiflik barındırıyorsa, sana bir şekilde bulaşıyor. İyi Yemek'te yazarken bunlarla uğraşmıyorsun bir başlık altındasın, firmanın logosu altında olduğun için korumadasın. Kendi bloğunu açtığında daha zor süreç. Bu beni şaşırttı açıkçası.

Zevk için yapılan bir işte bu kavga niye?
Kişisel hırslar nedeniyle saldırılıyor. Ben yabancı kaynaklardan besleniyorum. Onların daha samimi olduğuna inanıyorum birbirine. Mesela evrensel tarifler var. Tarifte hiçbir şekilde bana aittir demiyorum. Annemin beni yetiştirirken yaptığı yemeklerden bana kalanlar, kanım, canım gibi bildiğim şeyler. Ama biri çıkıp senin adını lekelemek için bana aittir diyor. Çok istismar edilen bir alan. Bu yüzden gurme başlığı altında yer almayı dahi düşünmüyorum. Bu nedenle kendimi yemek masalcısı olarak tanımlıyorum.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.