X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Sözün büyüsünü almıs bir kere
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Sözün büyüsünü almıs bir kere

  • Giriş Tarihi: 4.5.2014

Biraz bıçkın, çokça samimi, su gibi, uygun "kilim" dokur gibi, büyülü bir üslupla yazıyor. Bunu da kendi yeteneklerinin dışında, çokça da "ananesi"nden ve ananenin "ilaççı" yengesinden almış, kendi söylemiyle...

Ne zevkliymiş bu kadar zengin kelime haznesi olan, her cümlede bir deyim kullanan usta yazarla röportaj yapmak. Hakkında yazmak ise bir o kadar zor. Yazar Ayşe Kilimci, Katipzade'lerden geliyor. Karaburun'dan Menderes'e kadar İzmir'in neredeyse tamamının sahibi aileden yani. Ama ona kendi anlatımıyla bu köklü aileden, kala kala bir zamanlar yazlık olarak kullanılan konağın bir basamağına oturma hakkı kaldı. Yıllarca devlet memurluğu yapıp meşhur "feminiz ananesi"nden miras zengin dilini, Türkiye'nin dört bir yanında daha da zenginleştirdikten sonra, Ayvalık'a yerleşti. Ayvalık, üretimini daha da artırdı. Henüz bir kitabın mürekkebi kurumadan, 4 kitabı baskıya hazır hale getirebilir oldu. Son olarak, "İşi Pişirmeden Önce Ne Pişirmeli" adıyla bir kitap çıkardı. Kendi söylemi ile kapağı şıngırdaklı, içi şıngırdaklı, biraz daha ileriye gitse "poşete girecek" türden bir kitap. Ayvalık'ta, yakın dostuna ait, "Ege Sade" isimli, şirin mi şirin bir sokak arası otelinde bir araya geldik. Kitaplarına konu olan "ananeyi", son kitabını konuştuk.

Anneannenizin diğer anneannelerden farkı neydi?
Anannem masalcıydı. 95 sene yaşadı. Hala "Erkendi" diyoruz. Onun masallarıyla büyüdüm. Dili zengindi. Son yayınladığım dahil, pek çok kitabımda vardır. Bilgi Yayınları'ndan çıkan bütün çocuk kitapları, ananemin masalları. Bir de dul karı masalları var. "Dul karı masalları satış rekoru kıracak bir şey" diyor bir yayıncım ama edepsiz masallar. Yazarsam poşete girer.

Anneanne nasıl başlamış masalcılığa?
Etrafında da demek ki iyi söyleyenler varmış. Çok küçük yaşta, 5 yaşında Kuzey Afrika'dan göçmen geliyor. Ağabeyleri subay. 3 ağabeyin ikisi Çanakkale'de şehit düşüyor.İzmir'deki yengesinin yanında büyüyor. O yenge de, alternatif tıp ara ebesi ve ilaççıymış. Bize ne ilaçlar anlatırdı. Birkaç tanesi aklımda, onları da yazdım. Alternatif tıp ürünü öğrenirken, sözün de büyüsünü onlardan aldı demek ki. O da iyi maya almış, kendinde de bunu sürdürmüş.

Yazmaya ne zaman başladınız?
Hiç hatırlamıyorum ama 10 yaşında olduğumu sanıyorum. Bu kadar ciddi bir iş olduğunu anlayabilecek yaşta olsaydım, korkardım. Edebiyat bilimler üstü çünkü, her şeyin üstünde. Siyasetin, yönetimlerin, devrimin üstünde. Biz cahil cesaretiyle başladık. Çok iyi öğretmenlere sahip olmanın ve İzmir'de yaşamanın avantajıyla. İlk hikayemi, öğretmenimiz Fatma Uzel ile yazdık. Doğan Kardeş'in uluslararası bir yarışmasına gönderdik, 10 yaşında birinci olduk. Herkes güzel yazar, herkes güzel söylerdi. Öğretmenler çok kıymetli, kıymet bilirdi. Şimdi fabrikasyon üretim var. Tuhaf bir çağ. Bizim böyle olmamız rastlantı değil, bu çocukların da böyle olması rastlantı değil. Öğretmenler başkaydı, Türkiye'nin gündemi başkaydı, bizim mayamız başkaydı. Test için yetişmiyorduk. Benim sınıf arkadaşlarım Sezen Aksu'ydu, Şenay Düdek'ti, TRT'ciler bizim sınıftaydı. Rastlantı olamaz. Bütün sınıf mı iyi olur? Yazarlar, pantomimciler, çizgiciler, müzisyenler hep mi bizim sınıftaydı?

Erkeklere neden bu kadar çok yükleniyorsunuz kitaplarınızda?
Korkak kahramanlar oldukları için. Onlar zaten ilk taslak. Daha fazla ne bekleyebilirsiniz ki! Ananem derki ki "Bu erkek deneni Tanrı bir top kaput bezini yırtmış yırtmış dünyanın her tarafına savurmuş. Kutup'ta da aynı, Afrika'da da. Hangi sistemde olursa olsun." İlk taslak olmadı diyor Tanrı, düzeltiyor taslakları, o kaburgadan yaratıldı hikayesi bence o. Olmadı, ben bir daha yapayım bunu. Sonra da bu kadın o kadar mükemmel oluyor ki (tabii bütün kadınlar mükemmeldir demiyorum, akılsızlık eden mükemmellikten uzaklaşır). "Bu kadını ben nasıl budayıp indireyim" diyor, aşkı yaratıyor. İşte bu da kadının gücünün sonu değil ama daha bilendiği nokta oluyor. Erkeğin de kendini kahraman zannettiği nokta oluyor. Antik çağdan itibaren bakacak olursanız kahraman kadın. Çünkü doğuruyor.

Ünlü bir soyadını almışken neden kızlık soyadınızla yazıyorsunuz?
Zaten zor akılda kalıyorsunuz. Kafa karışıklığına yol açmamak için kendi soyadımızla devam ettik. Kilimsiz bir Kilimci olarak. Dedeler kilim tüccarıymış. Katipzade soyundan ya bunlar. Kemeraltı'nda pek çok dükkanları, bakırları, kilimleri varmış. Bir yaz günü Hükümet Konağı'nın merdivenlerine oturdum. Görevli geldi, "Teyze kalk" dedi. "Ama burası benim dedelerimin konağı" dedim. "Aa öyle mi otur o zaman" dedi. Onun o hakkı kabul etmesi hoşuma gitti. Karaburun'dan Menderes'e kadar onlarınmış. Vakfetmişler. Onlar zadegan, biz sadegan. Aramızda öyle bir fark var. Hükümet Konağı, Katipzade'nin yazlık konağıymış. Büyük bir vakfiye arazi, sana kala kala bir basamak. Ona da şükür.

Ne yazmak istersiniz?
Bir ömür darbeler ve muhtıralarla geçti. 12 Eylül'ün bile yeterince anlatılamadığını düşünüyorum. Korkutulduk, sindirildik. Pek çok insan anlattı ama daha söylenmeyen çok şey var. Ancak anlatarak, paylaşarak o sızıları geçirebiliriz. Ben hep yazdım ve daha yazmak istiyorum. Yazar olsun, olmasın herkesin yazmasını istiyorum. Sosyal hizmet uzmanı olarak yaşlı hizmetlerinde çalışırken çok hikayeler dinledim. En az 10 kitaplık malzeme var ama belki daha ileri yaşlarımda, artık onların dünya değiştirmiş olabileceğini düşündüğüm yıllarda, çok da güzel şeyler çıkabilir ortaya.

Yeni çocuk kitabı geliyor mu?
Yetişkin için yazmak çok önemli benim için, hayatın anlamı, benim ömür boyu yükümlülüğüm, aşkla da yapıyorum ama ne zaman doğru bir çocuk kitabı yazsam, göklere uçuyorum, bu kadar kitaptan sonra. Yeni okuyan veya okuyamayan çocuklar için yeni bir kitaba başladım torunum 3,5 yaşındaki Onat yüzünden. Bir Ay Dede kitabı yazdım, ben bile bayıldım. Çok ayıp insan kendine bayılır mı ama bakıyorsun az sözle çok şey anlatabiliyorsun.

Öykü yazmanın romandan daha zor olduğunu savunuyorsunuz?
Öykü iğne oyası, roman yorgan sırma. Çok kızıyorlar bana hiç yazmadın da onun için böyle söylüyorsun diye. İstesem sol elimle yazarım. Bunu dediğim de ayıp. Kısa söz, kısa öykü türü veya şiir, en zorudur. Romana alıştırma değildir öykü. Tam tersine roman öyküye alıştırmadır. Bu çağın öykü çağı, şiir çağı olacağını düşünüyordum.

Kaç kitap yazdınız?
Galiba 63. Her saydığımda farklı çıkıyor. Oğlak Yayıncılık'ta 4. kitap, içerde yayına hazır 4 kitap daha var. İki cilt Evliya, 1500 sayfa. Kaç yılıma mal oldu. Helal olsun. Bu yıl iki kitap birden çıktı. Hem "Ot Var Çiçek Var Sevdalığa Çare Var" hem bu. Çocuk kitapları var, 2 cilt yeni öykü kitabı var. İncelemeler var, tılsım, büyü kitabı. Bu ara ortak kitaplara da çok katkım oldu. Bir tanesi hemşirelik tarihi. kadın Gözüyle Yazmak Yaşamak isimli, 8-10 yazarın ortak kitabı var. Göç öykülerine katkı verdim. Ortak kitaplara çok önem veriyorum, inanın sayısını hatırlamıyorum.

KOSKOCAMAN YÜREKLİ BİR KOCA
Fatih Çalışlar, Oral Çalışlar'ın kardeşi, İpek Çalışlar'ın kayınbiraderi, Ayşe Kilimci'nin eşi. Etrafındaki herkes yazar, çizer, sanatçı olunca, böyle tanıştırılıyor. Bundan da pek gocunmuyor. Eşine her an desteğe hazır, koskoca gönüllü adam gibi adam Fatih Çalışlar.

Bir türlü Fatih Çalışlar olamıyormuşsunuz?
Kitap imzalarken, Fatih Kilimci diyorlar. Davetiyeler de öyle geliyor. "Bay ve Bayan Kilimci" diye. Ben de babasına yolluyorum davetiyeleri. Şaka bir yana, Kilimci soyadının bir sakıncası yok. Sonuçta gazeteciler ve sanatçıların içinde büyüdüm. Bu aleme yabancı değilim.

Sizin mesleğiniz ne?
İthalat ihracat işim vardı. Erken emekli oldum. Ayşe yazıyor zaten ölene kadar da emekli olmaz. Yayınevi yetişmiyor ona. Bir dergi bir yazı eksik diyor, akşam 7-8 gibi. Bakıyorsunuz Ayşe bir saat sonra gönderiyor. "Hazır mıydı" diyorlar. Çok süratli yazıyor.

Yemekleri çok güzel yazıyor da güzel de yapıyor mu?
Yapıyor. Çok güzel yapıyor ama çok yemek yapıyor. Ağa gelini olmalıydı. Yemekler dökülüyor sürekli.

Ayşe Kilimci evde de yazılarındaki gibi eğlenceli mi?
Ayşe ile yaşamak çok eğlenceli. Her zaman gülecek bir şey oluyor.

DÜNYA DAHA GÜZEL DÖNER
Son kitabınız "İşi Pişirmeden Ne Pişirmeli"den söz edelim biraz... Bu kitap çok geniş, şimdilik bu kadar oldu. Bu kitaba girmeyen bölümleri poşetlik. İşi pişirmeden önce ne pişirmeli? Bunlar hep işin hicvi. Elmayı dişledik, fettan vişne ile aşna fişne olduk. Ayvayı yiyen ne yapacak? Gönül sofrasında işler karıştığında bunun çözümü nedir? İlaç mı, şurup mu, aktar mı? Hoş biz mükellef sofraları, deniz ürünlerini anlattık ama mükellef sofralar şart değil. Bunların hepsinin rivayet olduğunu düşünüyorum. Muhakkak fizyolojik bir destek oluyordur ama en büyük destek, aşk, anlayış, muhabbet, dostluk, bir de ülkenin şartlarının normal olması. Ülkenizde yarın diye bir şey yoksa, dünyanın en büyük ilacını yutun, yine hapı yutmuşsunuzdur. Hem bizim kültürümüzde hem dünya kültüründe hem antik çağda eski yazmalarda neler varmış? Biz bunları görüp eğlenince, dedik ki okur da eğlensin, keyiflensin. Elbet bunun üstatları var. Bizimki nedir ki bir boşboğazlık. Sofralarımızın eski dönem mutfaklarımızın tadı, sırrı, saklı gizli kalmış kimi meyvelerin fetbazlığı, şerbetlerin hoşluğu, acı sofranın, düğün sofrasının, ağıt sofrasının ayrıntılarını paylaşırsak dünya daha güzel döner belki.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.