X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Okul çağı döneminde ana-babanın tutumu nasıl olmalı?
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Okul çağı döneminde ana-babanın tutumu nasıl olmalı?

  • Giriş Tarihi: 17.9.2014 15:33

Sevinç Koleji müdürü
Sevim Budun

Her anne-baba, çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmek ister. Ancak çocuğumuzla birlikte mutlu bir ilişki yaşamak ve sağlıklı bir birey olmasını istiyorsak, iyi niyetli olmanın yanında kullandığımız iletişim yöntemlerine de dikkat etmemiz gerekiyor. Sevinç Koleji Müdürü Sevim Budun olarak sizlere, çocuğunuzla iletişiminizde faydalı olabileceğine inandığımız bazı öneriler hazırladım. Bu öneriler sayesinde çocuklarınızla daha iyi bir iletişim kurarak daha mutlu bir eğitim dönemi geçirebilirsiniz. İşte önerilerim...

ÇOCUĞUNUZ İLE KURDUĞUNUZ İLETİŞİM

Anne, baba ve çocuklar arasındaki iletişimde, anne ve babalar genellikle alıcıdan çok verici konumunda bulunmaktadırlar. Bunun için anne ve baba olarak çocuğumuzla yaptığımız konuşmalar, çocuğumuzun kişiliğine uygun bir şekilde yapılmalıdır.
Çocuklar yüz ifadesine, ses tonuna ve sergilenen duygulara karşı oldukça duyarlıdır. Eleştirinizi bağırarak, çocuğunuzu küçük düşürecek şekilde yaparsanız, çocuğunuz eleştirinizin içeriğine değil, bu tavrınıza anlam verir.
Çocuğunuza sadece ne söylediğiniz değil nasıl söylediğiniz de oldukça önemlidir.

SAĞLIKLI İLETİŞİM KURMANIN ANAHTARLARI: AKTİF DİNLEME VE EMPATİ

Dinlemek sadece söyleneni duymak değildir. Kişi empati kurduğu zaman karşısındakinin duygularını daha kolay anlayabilir. Empati kurarak dinleme, özellikle karşımızdaki kişinin ne demek istediğini anlamadır. Başka bir deyişle dinleme karşımızdaki kişinin yaşantı dünyasına girmektir. Aktif dinleme ve empati, karşımızdaki kişinin duygularını anlama, ona anlayış gösterme kendimizi başkasının yerine koyabilme ile ilgilidir. Anne Baba olarak çocuğunuzla derin, anlamlı ve sevgi dolu bir bağ geliştirmek istiyorsanız, empati ve aktif dinleme bu yönde atılacak önemli bir adımdır.

Çocuğunuzu dinlemek için ona zaman ayırın
Çocuğunuzla konuşmak için gün içinde belli bir zaman yaratın. Bu sırada televizyon izlemeyin, onunla yan yana oturun. Okulda gününü nasıl geçirdiği, arkadaşlarının kim olduğu, boş zamanlarda neler yapmaktan hoşlandığı gibi çocuğunuzla ilgili konuları merak ettiğinizi gösterin. Çocuğunuzu dinlerken onunla göz teması kuracak şekilde oturun. Kendi düşünce ve bakış açınızı bir yana bırakıp, tüm dikkatinizi ona yöneltin. Onun düşüncelerine değer verdiğinizi ve onları önemli bulduğunuzu hissettirin ve onun bakış açısına karşı duyarlı olun.

Dürüst bir iletişim geliştirin; çocuğunuzu sevin ve ona değer verin
Sevilmek, çocuğun gelişimi için gıda gibi gereklidir. Sevildiğini bilen çocuk, iyi bakılan bir çiçek gibi gelişir. Sevilmediğini düşünen çocuk, susuz bırakılan bir çiçek gibi solar. Çocuklar sözel olmayan davranışlara karşı çok duyarlıdırlar. Onlara 'Seni seviyorum' demenin yanı sıra davranışlarımızla da bunu göstermeliyiz.

Çocuğunuz ile birlikte zaman geçirin
Ona kendini başarılı hissettirecek ortak yapabileceğiniz eğlenceli etkinlikler bulun. Onunla spor etkinliklerine ve konserlere katılın. Ama bütün bunları gerçekleştirirken hem tutarlı olun, hem de sözünüzde durun.

Çocuk kabullenilmek ister
Ailesinde, olduğu gibi kabul edilerek, yargılanmadan büyütülen çocuk, kendini doğal bulur ve kabul eder.
Ana –baba, çocuk eve geldiği zaman çocuğuna, "Ah benim güzelim; gel babana/annene bir öpücük ver, seni özledim," diyorsa çocuk o evde kabul görüyordur. Ana-baba eve geldiği zaman çocuğuna, "Ne biçim giyinmişsin öyle? Sen hiç saçını taramaz mısın be evlâdım! Yürürken önüne bak; ağzını açıp etrafa bakma!" diyorsa çocuk o evde kabul görmüyor, sürekli yargılanıyordur.

Çocuğunuza nasıl hissettiğini sormayı alışkanlık haline getirin
Bazı zamanlar çocuklar incinebilirler, bazı olaylara kızabilirler. Onun bu duygularına karşı duyarlı olun ve onu dinleyin. Çocuğunuzun anlattığı olay sizin için açık değilse çocuğunuzun ne demek istediğini tam olarak anlamaya çalışın, örnekler verdirerek olayı anlaşılabilir bir dilde anlatabilmesini sağlayın. Hissettikleri konusunda duyarlı olun, çaba ve kazançlarının farkına varın, onu takdir edin ve dinleyin. Yaşadığı güçlüklere yaklaşma şeklinde esnek ve destekleyici olun, çocuğunuzu olduğu gibi kabul edin. Kendine güven ve saygı kazanmasına çalışın. Çocuğunuza belli sınırlamalar getirirken, çocuğunuza davranışının neden kabul görmediğini açıkça belirtin ve bu davranışın başkalarını nasıl etkilediğini iyice düşünmesini isteyin.

Çocuğunuzun mahremiyetine saygı gösterin
Mahremiyet çocuğun bireyselleşmesini sağlar.Onun mektuplarını, günlüğünü okumak, telefon konuşmalarını gizlice dinlemek saygısızlıktır. Bu tür davranışlar çocukla aranızda açık bir iletişimi engeller.

Çocuğunuzu olduğu gibi kabul edin
Çocuğunuzu başkaları ile kıyaslamayın. Her bir çocuk farklı bir kişidir. Başka çocuklarla ve kardeşleriyle kıyaslama çocuğun kendine olan güvenini incitebilir, benlik saygısını düşürebilir. Başarıda ölçü başkaları değil, bireyin kendisidir. Doğru olan, başkalarıyla yarışmak yerine bireyin kendisiyle yarışmasıdır. Eğer çocuk bugün, düne oranla olumlu bir değişim göstermişse bu bir başarı sayılmalıdır. 'Başarısızlık' diye bir şey yoktur. 'Yalnızca öğrenilecek dersler' vardır.

Her çocuk kendine özgü zekâ ve kişilik özellikleriyle bağımsız bir bireydir
Bir çocuğun olgunluk düzeyi; sosyal beceriler, bedensel yetenekleri ve öğrenme yetileri gibi birçok niteliğe bağlı olarak farklılık gösterebilir.

Çocuğunuzu iyi tanıyarak beklenti düzeyinizi gerçekçi kılabilirsiniz
Ana babanın yüksek beklentisi, çocuğun cesaretini kırar. Ana babanın hayal kırıklığına uğrama telaşı ise, çocukta başarısızlık kaygısına neden olur. Yetişkinlerin beklentileriyle mücadele etmek, bazı çocuklarda gerginliğe yol açan başlıca etkendir. Her seferinde yüksek standartlar koyduğunuz ve çocuğunuz bu standardı yakalamadığı durumlarda eleştirici olduğunuz taktirde çocuğunuzda stres oluşturma riski artacaktır. İstemeyerek bile olsa, çocuğunuza, beklentilerinizi karşılayamadığı taktirde hiçbir zaman onu daha az sevip sayacağınız izlenimini vermeyin.

Başarıda önemli olan etmen çok çalışmak değil, etkili ve verimli çalışmaktır
Çocuğunuza verimli çalışabilmesi için zamanını yönetmesini öğretin. Programını öyle yapsın ki, ders çalışmasının yanı sıra bir spor ya da müzik etkinliğine de zamanı kalsın.

Ders çalışmaya öncelik verilmelidir
Eğer çalışma davranışının sıklığı arttırılmak isteniyorsa, çalışma, hoşlanılan ve sık yapılan bir başka etkinlikten önceye alınır. Örneğin; televizyon izlemekten hoşlanıyor ve her akşam belirli bir süre televizyon izliyorsa, şöyle bir kural konulabilir: 'Her gece televizyon izlemekten önce şu kadar sayfa kitap okumak ve belirlenen miktardaki sayfa bitmeden televizyon seyretmemek' gibi. Böylece çocuk, belli bir süre ders çalışmayı plânlamış olacaktır.

Anne - baba olarak çocuklarımızı teşvik etmeliyiz
Çocuklarımızın kendine karşı öz güvenlerini geliştirebilmelerine katkıda bulunmak için anne-baba olarak onları yapacakları işlere yönlendirmeliyiz.
Teşvik çocuklarımızın yapabileceğine olan inancımız demektir. Çocuklarımızı başkalarıyla karşılaştırma yapmadan onların bireysel farklılıklarına saygı göstermek, çocuklarımıza güvenmek anlamına gelir. Çocuğumuza 'Aferin, harikasın' demek yerine 'Derslerine özenli ve dikkatli çalışıyorsun yapabileceğine inanıyor ve sana güveniyorum ' demek daha faydalı olacaktır.

Çocuğumuzu doğru bir şekilde yönlendirmeliyiz
Çocuğunuza yapabileceğiniz en büyük yardım; ilgi ve yetenekleri doğrultusunda onu yönlendirmek ihtiyacı olan desteği ona sağlamak, sorununu çözmede ona yardımcı olmaktır. Çocuğu, başarılı kardeş ve arkadaşlarıyla kıyaslamak, aşağılamak ona yarar yerine zarar getirir. Çocuğunuzun değerini sınavdaki başarısıyla eş tutmak, sonuçlarla ilgili olarak korkutmak, tehdit etmek, "Sen hele bir kazanama o zaman görüşürüz."; ya da "Kazanamazsan arkadaşlarının yüzüne nasıl bakarsın, aile dostlarımızın hepsine rezil oluruz" gibi ifadeler, gencin motivasyonunu değil, kaygısını artırır. Genç ailesinin ve başkalarının gözünde kendisinin değil sınavdaki başarısının önemli olduğunu düşünür; sınava gerçek dışı bir anlam yükler. Bu da kaygısını artırır. Kaygı, öğrenmenin ve öğrendiğini kullanmanın önündeki en tehlikeli engeldir. Kaygısı artan, sınava olduğundan farklı anlamlar veren öğrenciler için her sınav bir "Kriz" dir. Sınavı, kendisini ispatlaması gereken, değerli olduğunu herkesin görmesi gereken ve mutlaka kazanılması gereken bir savaş olarak görür. Bu duygularla sınava hazırlanan genç, her bir sınavı hatta her bir çalışma testini kazanılması gereken bir savaş olarak görecek, yapamadığı her bir soruyu kaybedilmiş bir savaş olarak yorumlayacaktır. "Bir soruyu bile çözemiyorum, koskoca bir sınavı nasıl kazanırım" diye umutsuzluğa düşecek, belki de çalışmayı bırakacaktır. Oysa sınav, gencin gözünde krize değil "fırsata" dönüştürülmelidir. Sınavın bir "amaç" değil, amaca ulaşmayı kolaylaştıracak bir "araç" olduğu bilinmelidir.
Örneğin; Dershanedeki deneme sınavlarına "eksikliklerin görülüp giderilmesi için fırsat sağladığı" biçiminde bir anlam yüklenmesi de yine krizi fırsata dönüştürebilecektir.
Deneme sınavlarının sonuçlarını yorumlarken de "Bak kaç tane yanlışın var, bu yanlışlarla nasıl sınav kazanacağını merak ediyorum" veya "Bak yine yanlış yapmışsın, nasıl kapanacak bu açıklar" demek yerine; "Doğru cevapların geçen sınava göre artmış, demek ki bir önceki sınavdaki açıklarını kapatmaya başlamışsın" şeklinde bir ifade kullanmak çocuğumuzun motivasyonunu artıracak, derslere daha sıkı sarılmasını sağlayacaktır.

Çocuğunuzun duygularını ciddiye alın
Çocuğunuzun negatif duygularını, korkularını reddetmektense ciddiye alın ve onları yenmesine, kendi çözümlerini bulmasına izin verin. Olumlu ve olumsuz duygularını ifade etmesi için onu yüreklendirin.

Olumluyu vurgulayın
Çocuğunuzun yapamadıklarını değil yapabildiklerini öne çıkarın ki takdir edildiğini, desteklendiğini gören çocuğunuz o davranışı daha sık göstersin. Örneğin; hafta içinde bir kez oturup ders çalışan çocuğa "Oturup ders bile çalışmıyorsun, ne zaman otursan bir bahaneyle kalkıyorsun, bakalım sınavda ne yapacaksın?" gibi ifadeler kullanmak yerine; "Geçen gün kendi başına oturup ders çalışabilmen çok hoşuma gitti, seninle gurur duydum. Belki ilk başta biraz zorlanırsın ama hiç moralini bozma, bunun da üstesinden gelebilirsin" şeklinde ifade kullanmak, gencin kendi başına çalışma hevesini artıracaktır.

Çelişkili mesajlar vermekten sakının
Ebeveynler sözleriyle ve davranışlarıyla tutarlı mesajlar vermelidir. Örneğin; ona, çok sinirli olarak yüzüne bakmadan ''Seni seviyorum'' demeniz onu çelişkiye düşürebilir. Öncelikle dürüst olunmalıdır. Kızarken, kızgın olmadığınızı söylememelisiniz. Ona model olmalı ve ona söylediğinizi siz de yapmalısınız. ''Kitap okumalısın, bu senin sınavda soruları daha iyi anlamana yardımcı olur. Kitap okuyarak kendini geliştirmelisin.'' deyip kendiniz hiç kitap okumazsanız, kitap okumanın aslında önemli bir şey olmadığını ama sınav için böyle söylediğinizi düşünecek ve size olan güvenini kaybedecektir.

Çocuğunuza destek olduğunuzu gösterin ve onu yüreklendirin
Şüphesiz, çocukların yaşamlarının bu önemli döneminde onlara en iyi şekilde destek olmak her anne babanın görevidir. Ancak önemli olan çocuğunuza "doğru ve onun başarısını artırabilecek şekilde" destek vermektir. Bunun için de sınavın asla bir dönüm noktası olmadığını; ama yaşamdaki amaçlara ulaşmayı kolaylaştıracak bir fırsat olduğunu vurgulamalı ve onlara, sınavdan alacakları sonucu değil, kendilerine değer verdiğimiz mesajını iletebilmeliyiz. Onlara içtenlikle "Sen benim için her şeyden önemli ve değerlisin. Hayatındaki bu önemli dönemde sana istediğin desteği vermeye hazırım. Senin kendi üzerine düşenleri en iyi şekilde yapacağını biliyorum; ben de üzerime düşenleri yapmaya hazırım" diyebilmeliyiz.

Motivasyonun sağlanmasında ailenin rolü önemlidir
Motivasyon, insanın istek ve gereksinimlerinin farkına varması ve bunları gerçekleştirmek için harekete geçmesidir. Motivasyonun sağlanmasında ailenin olumlu rol oynayabilmesinin ilk koşulu, genci anlamaktır. Gencin ne denli zor bir dönem yaşadığının farkında olmak ve bunu gence yansıtmaktır. Bunun olabilmesi de aile içinde olumlu bir iletişim ortamının kurulmasına bağlıdır. Olumlu bir iletişim ortamının olduğu ailelerde, aile üyeleri birbirini tanır (zayıf ve güçlü yönleriyle), olduğu gibi kabul eder, hiçbir koşula bağlı olmaksızın sever ve birbirine güvenir. Böyle bir ortamda yetişen genç, sevildiğini, kendisine güven duyulduğunu, anlaşıldığını bilir; bu da ona güç verir.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.