Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Tarihte ilk antikapitalist devrimi sizin yaptığınızı söylüyorlar. Bir vehim uğruna pisi pisine asılan çocuk söyleyince belki hazin ve gülünç ama saçı sakalı ağarmış kaşarlı söyleyince buna ne sıfat bulacağız paşam? En cahil bile, sizin 1920'de Ankara'da kurdurduğunuz o komünist partisinin bir "muvazaapartisi" olduğunu, sırf Sovyetler Birliği'ni etkilemek ve yardım almak için bu "şovun"sahnelendiğini bilir. Zaten "işi bitince" hemen kapattırmıştınız. Madem antikapitalisttiniz, daha 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi niçin liberal kalkınma yolunu seçti? Daha sonra, 1931'de niçin bu yol daraltılıp "güdümlü devlet kapitalizmine" ve tekelciliğe dönüldü?
"Gerçek" Türkiye Komünist Partisi'nin lideri Mustafa Suphi niçin öldürülmüştü? Katili Yahya "üzerime gelmeyin konuşurum haa" deyince o da niçin yokedilmişti?
1925 yılında TKP'yi kapatan hükümet kararının altında kimlerin imzası vardı? Sizin birkaç sözünüzü örnek gösterecekler paşam: "Bizi mahvetmek isteyen emperyalizmeve bizi yutmak isteyen kapitalizme..." Altmışlı yıllarda bu dereden çok su getirmişlerdi paşam. Ama siz de bir alemsiniz vallahi paşam, bir gün kapitalizme çakıyorsunuz, öbür gün dönüp milyarder istiyorsunuz... Fakat öğütlerinizi yerine getiriyoruz paşam. "İstikbal göklerdedir" demiştiniz ya... Geçen yıl tam 94 milyon yolcu taşınmış.
Uçağa binen 94 milyon kişi değil tabii, memlekette o kadar insan yok. Bu sayıda bilet kesilmiş. Gidip gelenler, tekrar binenler, değişik yönlere gidenler falan toplanınca bu sayı elde ediliyor. Yabancıları da katarsanız tam 181 milyon ediyor. Elli beş havaalanımız var paşam. ("Sizinkiler" de yenisini yaptırmamak için olay çıkarıyorlar.) Geçen sene Urfa'ya 700 bin bilet kesilmiş paşam, Diyarbakır'a 2 milyon, Kars'a 1 milyon, Iğdır'a bile 500 bin! Ama bu sivil havacılık... Savaş uçağımızı da kendimiz yapıyoruz paşam, İHA bile yapıyoruz, insansız hava aracı, sizin zamanınızda yoktu. Yedi düvel de birlik olmuş, "milli savaş sanayii" kurmamıza engel olmak, bizi hep kendilerine bağımlı bırakmak için yönetimi devirmeye çalışıyor. Bunların "dahili" işbirlikçilerini de siz benden iyi bilirsiniz paşam. Hayalini kurdukları gibi günün birinde kalkıp gene Samsun'a falan giderseniz, şu"havaalanı yaptırmayacağız" diyenlere de iki çift sözünüz olsun. Belki o zaman utanırlar.

Engin Ardıç/Sabah

  • 2
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Dönemin Başbakanı ve AK Parti Genel Başkanı Sayın Erdoğan, "Cumhurbaşkanı adayımız Abdullah Gül kardeşimdir" demiş, Gül de cumhurbaşkanımız olmuştu. Ahmet Sever adlı şahıs da bu vesileyle Cumhurbaşkanı sözcüsü makamını işgal etmişti. Bunun intikamını mı alıyor, bu kin bu nefret nedir?! O değil de, böyle bir "sözcüye" rağmen Erdoğan ve Gül dost kalabilmişlerse ikisini de tebrik etmek gerekir. Gül'e zaten düşman olarak bu adam yeter. Kitap yazıyor, yetmiyor; röportajlar yapıyor, kesmiyor; hülasa, Erdoğan'a saldırmak için kıpraşıp duruyor. Gül'den başka kimseciklere de zarar vermiyor. Sanki dersin 11. Cumhurbaşkanımızı itibarsızlaştırmak için uğraşıyor.

En son olarak, paralelcilerin ele geçirdiği Cumhuriyet gazetesinekonuşmuş. Erdoğan nefretiyle malul bildik lakırdılar işte. Sayın Gül haliyle rahatsız olmuş olacak ki bir açıklama yaptırmış: "Bugün bir gazeteye röportaj veren Ahmet Sever'in dile getirdiği hususlar tamamen kendi görüşleri olup, 11. Cumhurbaşkanımız Sayın Gül ile hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır…" Muhakkak ilişkisi yoktur; fakat, Ahmet Sever adlı sözcü eskisiilişkisi varmış gibi konuşuyor, onu ne yapacağız?! Mesela, (Davutoğlu'nun vedası üzerine) Gül'ün, işin bu noktaya geleceğini bildiğini, gelinen noktaya şaşırmadığını söylüyor.

Bir de şu var: Bu münasebetsiz sözcünün Sayın Erdoğan'a yaptığı hakaretlere, "tamamen kendi görüşleridir" demekle yetinecek midir Sayın Gül? Cumhurbaşkanı seçildiği dönemde Bekir Coşkun, "O benim cumhurbaşkanım değil" demişti de, Sayın Erdoğan kardeşlik hukuku gereği Gül'e sahip çıkmış, "O vakit bu ülkenin vatandaşı değilsin" demişti.

Sayın Gül de bu münasebetsiz sözcüsüne, "sen benim sözcüm mözcüm değilsin, benden uzak dur" diyemez mi? Zaten bu seviye yoksunu sözcü eskisine yakın duracak da ne olacak? Mezkur söyleşide "bozgunculara" karşı direnen medyaya saldırmak için, "Aydın Doğan'a Çevik Bir bir liste götürüp 'Bunları işten atın' demişti. Aydın Doğan hiçbirini atmadı. Basın askere bile direnebiliyordu…" diyebilecek kadar izan ve usaresini kaybetmiş bu şahıstan en az 12 mil uzak durulsa yeridir.

Basın askere direniyordu ha? "Topyekûn savaş" veya "Gerekirse silah bile kullanırız" şeklindeki onca manşet neydi? 28 Şubat darbesindeki basının fonksiyonunu artık bebeler bile ezbere biliyor; bu sözcü eskisi kimi kandırmaya çalışıyor? Aydın Doğan askere direndi, öyle mi? Onun için mi, "Benim medya organlarım, 28 Şubat döneminde İslamcı koalisyon hükümetine karşı savaş verdi…" demişti?!

Bu Ahmet Sever adlı "fitne sever" hangi özelliğiyle başdanışman veya sözcülük yapmış, gerçekten anlayabilmiş değilim. Sayın Erdoğan'a demediğini bırakmadığı gibi, Sayın Davutoğlu'nu da aklı sıra aşağılamaya çalışmış. Temayül yoklamasında Abdullah Gül'e çıkan desteğin yüzde 76 olduğunu belirttikten sonra, "Davutoğlu'nun başına ne geldi"sorusuna, "Davutoğlu ne bekliyordu ki, temayülden yüzde bir almış…" cevabını vermiş. Davutoğlu'nun vefa vurgulu veda konuşması için de, "Kendisi zamanında Abdullah Gül'e karşı öyle mi davranmış?" diyerek nasıl bir "fitne sever" olduğunu dermeyan etmiş. "27 Ağustos'taki vefa kongresinde Davutoğlu konuşurken neredeyse tüm teşkilatı selamlamıştı" şeklindeki hatırlatmaya da, "Bir kişi hariç; Abdullah Gül" cevabını yetiştirmiş. Nasıl bir işgüzarlık bu, "insan gerçekten hayret ediyor."

Salih Tuna/Yeni Şafak

  • 3
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

AK Parti, sınıf, din, etnisite ayrımı yapmadan tüm kesimleri içlemeye çalışan bir 'catchall'partisi. "İşçinin hakkını yemeyin" diyen de Erdoğan, "İşverenleri şeytanlaştırmayın" diyen de. Türkiye'nin Müslüman çoğunluğa sahip bir ülke olduğunu vurgulayan da Erdoğan, anayasada laiklik tartışmalarını geride bıraktığımızı belirten de. Kürtlere gasp edilmiş haklarını iade eden de Erdoğan, PKK'nın ülkeyi içine sokmak istediği şiddet sarmalıyla sonuna kadar mücadele edileceğinin altını çizen de...
AK Parti, yerel ve millî dinamikler üzerinde yükselerek evrensel ve küresel olana el uzatan bir parti. Bu yüzden Avrupa Birliği'ne girmeyi, çıkarlarımıza ters düşmediği, bize terör gibi hassas konularda dahi yasa dikte ederek sömürge ülkesi muamelesi yapmadığı müddetçe savunan bir parti.
Filistin'i müdafaa etmeyi kutsal davanın bir parçası olarak gördüğü için 'one minute'diyen bir lideri olan, Mavi Marmara şehitlerine sahip çıkan, İsrail'e özür diletebilen ama aynı zamanda Hamas'la istişare ederek İsrail'le müzakere edebilen bir parti.
Ancak elbette iktidara gelen her partide olduğu gibi AK Parti'de de son dönemde ortaya çıkan ve Cumhuriyet elitlerine benzer, 'yeni muhafazakâr elitizmi' diyebileceğimiz bir kavramsallaştırmanın içini doldurabilecek bir azınlık mevcut. Ancak ayırt edici olan, fahri danışmanın burda mevcut elitizmi teşhis etmesi değil, bilakis olumluyor olmasıdır.
Bir toplumun tarihsel çıkarının, toplumun o anki tercihleri ve ideolojik eğilimleri ile örtüşmediğini savunan, o yüzden 'halk için, halka rağmen' tavrıyla 'biz daha iyisini biliriz'üstenciliğiyle millete balans ayarı vermeye çalışan bir jakobenizmin AK Parti'de yeri olmamalıdır. Evet, AK Parti zaman içerisinde kendi elit sınıfını oluşturdu, oluşturuyor. Ancak bu elit sınıfın elitizm taslayarak taban ile tavanın arasını açmasına izin verilirse, karşımıza çıkacak olan bir hüsran tablosudur. Çünkü elitizmin, her koşulda yozlaşmadan başka bir sonuç getirmeyeceği tarihi tecrübelerle sabittir. Şayet bu elitist ve jakoben tavır galip olursa, halkla teması olan insanlar dışlanır, merkeze'en okumuş benim, benden iyi mi bileceksin' diyen kerameti kendinden menkuller yerleşir. Liderin etrafı da üç-beş kişiden müteşekkil elit milislerle çevrelenir ve partiyle de halkla da temas erozyona uğratılır. Yönetememe sorunu da tam bu noktadan baş gösterir. Böyle bir tehlike, neyse ki şu anda yok...

Hilal Kaplan / Sabah

  • 4
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Takılmış plak gibi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef alan akılsızca ve kuşak altı saldırılarla ömürlerini geçirenler, bize geçmişten miras kalan kötü alışkanlıklardan sadece bir tanesidir. Örneğin girdiği her seçimi kaybeden ve kurultay-kolik olan bir partinin lideri, her seçimi kazanan AK Parti'nin olağan kongre ile nöbet değişimi gerçekleştirmesini örnek almak ve nöbeti devretmeyi düşünmek yerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a çatmayı yeğ tutmuyor mu? Açın Mahmut Kemal İnan'ın "Son Sadrazamlar" kitabını (a.g.e 1940 Maarif Matbaasıİstanbul) ve Padişah Abdülaziz döneminde birkaç kez sadrazamlık yapan Fuat Paşa bölümüne bakın... Parke döşenerek yapılan "Bab-ı Ali Caddesi"nin kendine atılan taşlarla yapıldığını söyleyen Fuat Paşa, Abdülaziz'in 1867'deki Avrupa seyahati sırasında kendisine sorulan "Dünyanın en güçlü devleti hangisidir" sorusuna şöyle cevap vermiş:
- Dünyanın en güçlü devleti şüphesiz ki Devlet-i Aliye-i Osmaniye'dir. Çünkü yıllardır siz dışarıdan, biz içeriden yıkmaya çalışıyoruz ama bir türlü yıkılmıyor...
Fuat Paşa'yı anmışken onun nüktedanlığını ve hazırcevaplığını da unutmayalım. Padişah'ın Paris'i ziyareti sırasında Fuat Paşa'nın "Dünyada elde edilemeyecek kadın yoktur" dediğini duyan İmparatoriçe Eugenie, Padişah onuruna verilen yemekte yüksek sesle Paşa'ya laf atmış ve "Ben İmparatoriçeyim, saltanatım var, servetim var... Beni nasıl elde edebilirsiniz ki" demiş. Fuat Paşa da "Her şeyin daha fazlasını teklif edebilirsinizmajesteleri, daha fazla güç, daha fazla para teklif edilebilir" diye cevap vermiş Fuat Paşa..
Ama Eugenie üstelemiş ve "Mesela kaç para" diye sormuş. Fuat Paşa "Mesela bir milyar altın frank" deyince Eugeni tepki göstermiş, "O kadar parayı nereden bulacaksınız" demiş. Bu cevap üzerine Fuat Paşa gülmüş, "Bakın işte kadını bulduk, iş parayı bulmaya kaldı"demiş. Bugünün siyaset ve diplomasi dünyasından galiba bu tür hoşluklar beklemek, abesle uğraşmaktan başka bir şey değil. Herkes çok ciddi ve çok öfkeli... Bu arada canlarını kurtarmak için sığınak arayan milyonlarca insanın kaderleri, Türkiye, Ürdün ve Lübnandışında kimsenin umurunda değil. Şimdi Avrupa sığınmacılara karşı sınırlarında post-modern bir Demir Perde örüyor. Türkiye'de bazıları ise, bütün bunları görmezden gelip dünyadaki tek sorun kaynağı olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı görüyorlar.

Mehmet Barlas/Sabah

  • 5
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
  • 6
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Bir partinin kendi genel başkan ve başbakan adayını, 'düşük profil'de bir siyasetçi olarak tanımlaması büyük bir hata. AK Parti, 14 yıldır Türkiye'yi başarılı kadrolarla yönetmeyi başarmış bir parti. Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu'ndan sonra partide başbakanlık yapacak onlarca isim var. Başbakan adaylarını saymaya çalışan herkesin aklına ilk elden beş-altı isim gelmesi bu yüzden.
Durum böyleyken AK Parti'nin yeni genel başkanını ve dolayısıyla başbakanı, 'düşük profilde' bir aday olarak tartışmaya açması ne anlama geliyor?

Buna, önümüzdeki süreci anlamamaktan kaynaklanan bir kavrayış kazası denilebilir. Yeni anayasa ve başkanlık sistemine geçiş tartışmalarının etkisi altında kalan AK Partililer, önümüzdeki dönemde 'güçlü başbakan' ihtiyacının kalmadığını düşünüyor olabilirler. Ancak asıl kavga henüz başlamadı; AK Parti'nin Batı'dan bağımsız bir yeni anayasa yapmasına, idari yapıda köklü değişiklikler gerçekleştirmesine engel çıkarılmayacağını düşünmek geçmişi unutmak, tarihî tecrübeye sırt çevirmektir.

Türkiye meşakkatli bir döneme giriyor. Türkiye'nin dışarıya karşı duruşu yerli ve millî kaygıları öne alan bir seyre girerken Ankara, Batı ile ilişkilerde yeni bir evreye geçiyor. AK Parti, böylesine kritik bir dönemi, 'düşük profil'deki bir başbakan ile göğüsleyemez. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın varlığı kuşkusuz bu süreçte de belirleyici bir önemde. Erdoğan sadece AK Parti'nin kurucu lideri değil, aynı zamanda 'Cumhur'un da reisi konumunda bir isim. Fakat yeni anayasa ve başkanlık sistemiyle ilgili dönüşüm sürecini yürütecek kişi, AK Parti'nin yeni genel başkanı ve başbakan olacak. Bu nedenle AK Parti'nin vizyon sahibi, güçlü ve yüksek bir profile sahip bir genel başkana ihtiyacı var, düşük profilli bir adaya değil.

Kurtuluş Tayiz/Akşam