Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

PKK'YA DESTEK VEREN SOL MEDYA ŞEHİT CENAZELERİ ÜZERİNDEN DÜĞÜNÜ ELEŞTİRMİŞ!

Cumartesi günü Cumhurbaşkanı'nın kızı Sümeyye Erdoğan ile Selçuk Bayraktar'ın nikâh töreni vardı. Davetlilere su dağıtıldı. Ardından çiftin hayatını anlatan bir belgesel gösterildi, o kadar. Ne dans vardı ne eğlence. Yani kalabalık davetliler dışında salonda "fazla" diyebileceğimiz hiçbir şey yoktu. Bir nikâhın olmazsa olmazı çiçekler bile... Davetlilerden şehit ailerine bağış yapmaları rica edilmişti. Nikâhtan "umduğu lüks istismarını" bulamayanlar şahitlere takıldı.
Oysa gelinin babası koskoca bir ülkenin Cumhurbaşkanı olduğu için şahitler de elbette ona uygun olacaktı. Başbakan Davutoğlu, Abdullah Gül, Genelkurmay Başkanı

Orgeneral Hulusi Akar... İşte bu son şahit onlara çok dokunmuştu. Dün Sözcü gazetesi bu nikâhı "8 şehit 8 şahit" şeklinde bir manşetle görmüştü. Gönderdikleri heyetleri, bölgede görev yapan güvenlik görevlilerinin "yargılanması" için rapor hazırlayan CHP'li vekiller haberi büyük heycanla sosyal medyada paylaştı. Tabii ki, ellerinde kalan son gazeteye sıkı sıkı sarılan Cemaatçiler ve bugüne değin PKK'dan desteğini esirgememiş solcu gazeteler de...
Aradıkları o "darbeci askere" ulaşamadıkça daha da kuduracaklar. Çünkü onlar şimdi olduğu gibi karşılarında işine odaklanıp PKK'ya, DAEŞ'e karşı ilk kez başarılı operasyonlar yapan paşaları değil, "içeriyle" uğraşıp terörü derinleştiren generalleri görmek istiyorlar. Halkın siyasi temsilcileri ve Cumhuriyet'in başkanıyla olması gerektiği gibi uyumlu çalışan sivil ve demokratik bir Türkiye bizim hayalimizken onların kâbusu.

Aynen öyle. Tüm Türkiye'nin tanıdığı bir ismin nikâh töreni pekala daha eğlenceli olabilirdi. Öyle ya tanınan insanların en mutlu günlerinde sevinçlerini dostlarıyla paylaşmaları suç mu? Tahmin ediyorum, dört bir tarafa tünemiş apartta bekleyen sahtekârlara malzeme verilmek istenmediği için Erdoğan-Bayraktar çiftinin nikâh töreni bu kadar mutevazı yapıldı. Ancak ne yaparsanız yapın, başka ülkelerin devlet başkanlarının benzer günlerindeki şatafatı hayranlıkla "elin oğlu yapıyor kardeşim" diyerek karşılayan bu aşağılık kompleksinden muzdarip cepheye laf anlatamazsınız. Çünkü eğer bir şeylerle doyurmazlarsa, kendilerini yiyecek koskocaman bir kibirle yaşıyorlar bedenlerinde. Mecburlar yani. Ben asıl ülkenin en önemli ailesinin nikâhından iş çıkartamayan magazinci meslektaşlarımıza üzülüyorum.

Melih Altınok/Sabah

  • 2
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

AP BAŞKANI'NIN CUMHURBAŞKANI ALEYHİNDE YAPTIĞI KONUŞMAYA HİÇ CEVAP VERİLDİĞİNİZ DUYDUNUZ MU?

Fişeği Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz attı havaya... Devamı geliyor... Avrupa Birliği Komisyonu'nun Türkiye Temsilcisi Hansjörg Haber topa girdi... Avrupa Birliği ile ilişkilerde gelinen "vize serbestisi" kavşağında uluslararası kamuoyunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aleyhine başlatılan algı operasyonu zeminine sağlamca yerleşmeye çalışıyorlar. Oysa bilmiyorlar ki o zemin sallantıda bir illüzyondan ibarettir. Bir siyaset ve diplomasi dehası olan Cumhurbaşkanı

Erdoğan'ın üzerinden top çevirmeye kalkanların sonu malum. Peki "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı muhatap almıyoruz?" korosuna etkili bir cevap duydunuz mu? Cumhurbaşkanı dışında, Türkiye'nin liderini denklem dışında bırakma çabalarına "dur" diyen oldu mu? Avrupa Birliği Bakanı Volkan Bozkır ile düzenlediği basın toplantısında dahi Erdoğan'ı eleştirmekten geri durmayan Schulz'un bu çıkışından cesaret bulan Hansjörg Haber, bir gazeteye verdiği demeçte Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ilgili olarak, "Biz anlaşmaları şahıslarla değil, devletlerle yaparız," deme cüretini göstermiştir. Tayyip Erdoğan, cumhurbaşkanıdır, halkın oyuyla seçilmiş bir liderdir. Yoldan geçen, sıradan bir insan değildir. Kaldı ki, uyguladığı politikalarla Türkiye'de güvensizlik oluşturan Avrupa Birliği, "şahıslarla" diyerek oyun dışına çıkarmaya çalıştığı bireylerle de anlaşmak zorundadır...

AB Bakanı Bozkır, AB Komisyonu'nun Ankara'daki temsilcisine yanıt verdi, takip ettiğim kadarıyla... Peki, "Erdoğan'ı muhatap almıyoruz," sözleriyle Türkiye'nin liderini haddini aşarak oyun dışına çıkarmaya çalışan Schulz'a, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Zagrep seyahati sırasında gazetecilere açıklamalar yaptığı sırada verdiği cevap dışında herhangi bir uyarı, yanıt, refleks geldi mi? Gelmişse ve ben atlamışsam bile, belli ki etkili olmamış ki, Schulz Erdoğan hakkındaki açıklamalarına devam ediyor ve Ankara'daki Temsilcisi de altını çizerek bu açıklamaları tekrarlıyor.

Saadet Oruç/Star

  • 3
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

TEK MERKEZLİ BİRLEŞİK AVRUPA HİTLER'İN HAYALİ DEĞİL MİYDİ?

"Avrupa Birliği acaba bizden yine hangi şartları yerine getirmemizi isteyecek" sorusu yarım yüzyıldır kafalarımızı karıştırmakta. "Tam üyelik" belli ki "Kızıl Elma" kadar uzakta. Büyük ikramiyeden ümidi kesenlerin şimdiki beklentileri "Bari AB üyesi ülkelere vizesiz gidebilsek" şeklinde değil mi? Ama o da kolay değil... Anlaşılan terörle mücadele yöntemlerimizi de onlara beğendirmemiz gerekiyormuş vizesiz Avrupa yolculuğu için. Özellikle Almanya'nın kalkınmasına katkıda bulunmak için 1960'lı yıllarda Türkiye'den giden "Misafir işçiler" için "Biz buraya işçilerin gelmesini bekliyorduk, oysa bütünözellikleriyle insanlar" geldi demişlerdi. Ama 1945-91 arasında komünist ideoloji ile beyinleri doldurulmuş Doğu Almanyalıları bağırlarına basarken, çıt bile çıkarmadılar.
Bütün "AB Kriterleri"ni şöyle bir gözden geçirin... "Türkiye Cumhuriyeti" bizden önceAB'ye giren Doğu Avrupa ülkelerinden daha gelişmiş bir siyasal ve hukuksal yapıya da, ekonomik potansiyele de sahip değil midir? Romanya'ya da, Bulgaristan'a da demokrasi, hukuk ve serbest pazar ekonomisi konusunda ders verecek deneyime sahip değil miyiz? Ya da sadece şu "Vizesiz seyahat" olgusuna bir bakın. 2015'te 9.5 milyon Türk vatandaşı yurtdışına çıktı. Bunlar milyarlarca dolar ya da euro harcadılar Paris'te, Cannes'da, Milano'da ve diğer AB kentlerinde. Düşünün ki bu mevsimde Türk turizm sektörü, 4 milyon Rus turistin yokluğunun krizini yaşıyor. Sözünü ettiğimiz 9.5 milyon Türkiyeli turistin yarısı Avrupa yerine bizim Güney sahillerimizdeki otellere gitseler, bizdeki kriz buharlaşırken turistik Avrupa kentleri hafif bunalmaz mı?
Sadede gelirsek... Bizim sorunumuz "Acaba Avrupa bizim hangi yaramızı onaracak" noktasında değildir. "Biz kendimiz yapmamız gereken şeyleri kendi kendimize yapabiliyor muyuz" sorusuna cevap aramalıyız. Örneğin iki başlı devlet yapısını yok edecek bir çözüm üretebiliyor muyuz? Yargıya ve bürokrasiye sızmış "Gülen Örgütü"nün üyelerinin tümünüdevre dışı bırakabildik mi? Terörü ve yasa dışılığı demokratik siyasete taşıyan anlayışadestek verenler, TBMM'de bile yok mu? Bir kenara bırakalım Avrupa Birliği'nin dayatmalarını. Baksanıza... İngiltere'nin AB'den çıkması için kampanya yapan Londra'nın eski Belediye Başkanı Boris Johnson dün "Tek merkezli Birleşik Avrupa, Hitler'in hayali değil miydi" diye konuştu... Ya da Ukrayna'nın haritasını Rusya'nın değiştirmesine tepki olarak Ukraynalı Jamala'yı Eurovision birincisi yapan kahraman Avrupalıların, bizim terörle mücadelemize destek vermemeleri, neyi değiştirir ki?

Mehmet Barlas/Sabah

  • 4
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

ERDOĞAN'I YİNE KAN VE İÇ SAVAŞ İLE TEHDİT EDİYORLAR

Konuya devam etmeden, Türkiye'deki ideolojileri evrensel bağlamlarından farklı değerlendirmek gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Sosyalizmin, komünizmin, liberalizmin, sekülerizmin, çevreci hareketlerin, dünya bağlamında da ciddi sorunları vardır ama Türkiye'deki versiyonlarına daha farklı bir bağlamda bakmak gerekir. Bunlar, İslamcı Sultan Abdülhamid karşısında ilk ittifaklarını 1908 öncesinde yapmışlar, türlü "Jön" versiyonları ile ülkeyi modernleştirmek, Batıcılaştırmak istemişlerdi. Din, çok etnisiteli yapı ve geleneksel yaşam biçimleri imparatorluğun çöküşünün nedenleri olarak gözden düşüyordu. Bir mühendisliğin kendilerini fethettiğini anlamaktan uzaklardı. İttihat, ipleri eline aldıkça daha da sertleşti ve radikal pozitivizmin kucağına düştü. Öyle ki, anayasal vatandaşlığa dayalı Osmanlıcılığı savunan kesimleri dahi içinde barındırmadı ve karanlık yöntemlerle İttihadı tam bir monolitik yapıya dönüştürdü.

Öyle ki, Batı kaynaklı olup ülkeye sirayet eden bu ideolojilerin yerli versiyonları, ülkede iktidar kurgusunun aparatları haline geldi. Halk bilançonun eksi tarafında bırakıldı. Hemen Gezi krizinin öncesinde dönemin AK Parti İstanbul İl Başkanı Sayın Aziz Babuşcu, bu temel çelişkiyi/gidişatı öngörmüş ve çok tepki çeken bir açıklama yapmıştı. Babuşcu sanırım "kral çıplak" demişti ve söyledikleri bir bir çıktı. Şöyle diyordu:
"10 yıllık iktidar dönemimizde bizimle şu ya da bu şekilde bizimle paydaş olanlar, gelecek 10 yılda bizimle paydaş olmayacaklar. Onlar da şu ya da bu şekilde her ne kadar bizi hazmedemeseler de; diyelim ki liberal kesimler, şu ya da bu şekilde bu süreçte bir şekilde paydaş oldular ancak gelecek inşa dönemidir. İnşa dönemi onların arzu ettiği gibi olmayacak."

Öngörü doğruydu, çünkü işaretlerini veriyordu. Erdoğan ve AK Parti, kendilerine tanınan sınırlı alanın dışına taşarak ülkedeki iktidar denklemini halkın lehine yapısal olarak değiştirdikçe, elit yelpazede huzursuzluk artmıştı. Babuşcu'nun sözleri, içe kapanmak, çoğulculuktan vazgeçmek ve çeşitliliğe savaş açma niyeti olarak çarpıtıldı. Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Hangi partiden olursa olsun 550 yerli ve milli milletvekili olsun" sözündeki vurguydu o: "Bu ülke yerinden, kendi insanları tarafından yönetilsin. Ülkeye istikameti mühendislikler değil, kendi insanı versin."
Türkiye 10 yıllık bir silkinme sürecinden sonra bu ihtiyacı derinden hissediyordu. "Yerli ve milli" kavramlarının aldığı saldırı da bir simülasyonun sonuna gelindiğinin farkına varılmış olmasındandı. Şimdi Sayın Erdoğan'ı yine "kan/içsavaş" ile tehdit ediyorlar. Çünkü Yeni Anayasa ve Başkanlık bu reformların kurumsallaşması anlamına geliyor. Bu olduğunda tarihi tersine çevirme ümitleri hiç kalmayacak. O zaman belki Doğan görünümlü Şahinlerden kurtulup, çeşitli ideolojilerin gerçek temsilcileri ile tanışabileceğiz. Tabii artık dünyada ideolojilerden hâlâ bahsediliyor olursa…

Markar Esayan/Akşam

  • 5
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

TAM DEMOKRASİ NE DEMEK ŞUNUN İÇİNİ DOLDUR KEMAL BEY!

Cumhuriyet Halk Partisi terörün çözümünü bulmuş. Kılıçdaroğlu açıkladı: Çare demokrasiymiş. Tam demokrasi ve özgürlükler. Nasıl yani? "Tam" demokrasi nasıl oluyor? PKK örgütü "legalize" mi edilecek? Resmen tanınacak mı? Ankara'da şube mi açacaklar? Canı isteyen belediyenin "özyönetim" ilan etmesine izin mi verilecek? Türk ordusu silah mı bırakacak? Ateş edilince karşılık mı vermeyecek?
Yığınak yapmak, hendek kazmak, bombalı tuzak kurmak serbest mi olacak? Yoksa PKK'nın bağımsızlık isteğine peki mi denilecek? Verip kurtulacak mıyız? Bu memlekette Kürtçe konuşmak, Kürtçe yayın yapmak yıllar önce serbest bırakıldı, bu herhalde "yarım" demokrasi... Ne kolay değil mi, hoş ve boş konuşmak... Demokrasi deyince akan sular duruyor, kimsenin itirazı olamaz. Hele bir de barış dersen, senden iyisi yoktur. Nasıl tam demokrasi? Şunun içini doldur Kemal Bey.
Dolduramaz ki, kasabada meydan nutku için kabuk yeterlidir. Salla gitsin... "Bizim dışımızda bir parti çözemez" diyor Kemal Bey. İyi ama halk sizin partiyi iktidara getirmiyor ki... Ne yani, halk çözüm istemiyor mu? Bağımsızlık mı vereceksin? İyi ama Kürt halkı ayrılmak istemiyor ki... Kürtler oylarını AKP'ye veriyorlar, ayrılmak isteyen Kürt sayısı kabaca yüzde 5...
Hayır, bağımsızlık vermeyeceksin tabii. Bunu yaptığın anda "cumhuriyetin kurucu partisi" kendi kendini yoketmiş olur. Varlık nedeni ortadan kalkar. Orduyla da fena halde papaz olursun. Ne yapacaksın? Nasıl olsa sırtında yumurta küfesi yok, boş boş konuşacaksın, tam demokrasi, özgürlükler...
Sizin "kurucu ayarlarınız" arasında demokrasi var mıydı Kemal Bey? Pek hatırlamıyoruz. "Çözüm yeri meclis" diyor Kemal Bey. Nasıl yani?
Komisyon kurulacakmış. PKK ile mücadelede iktidarı "yetersiz" bile bulan MHP ile devlete kafa tutan HDP bu komisyona girecekler! Sonra ne olacak Kemal Bey? Bütün partiler elele verip komisyonda sorunu çözecekler. Hani sorunu ancak CHP çözerdi Kemal Bey?

Engin Ardıç/Sabah

  • 6
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

NAZLI ILICAK, KORAY ÇALIŞKAN VE EMRE USLU MHP'Lİ MUHALİFLERİ DESTEKLİYORSA…

Nazlı Ilıcak twitter marifetiyle "direnin" çağrısı yapıncaülkücülere, bir bakayım dedim, Çalışkan Koray adlı trol ne demiş.
Öyle ya, madem iş "sağcı" Ilıcak seviyesine kadar indi, "solcu" muadiline de bakmak gerekirdi. Hay bakmaz olaydım, eleman (tabiri caizse) "paralel ülkücü" olmuş da haberimiz yok. Biraz daha kaptırsa, MHP'ye genel başkan adayıolacak nerdeyse. Demem o ki, coşkuları hararet düzeyinde! Emre Uslu'sundan bilmem kimine kadar kaçan kaçmayan "The Cemaat" mensuplarının da alayı öyle.
Can Dündar adlı eleman üzerinden ele geçirdikleri Cumhuriyet gazetesi de dün "Akşener ve Oğan meydan okuyor" manşetini attı. Daha önce de "Asena iktidara meydan okuyor" manşetiyle vermişti coşkuyu. Sözcü gazetesi zaten bu kampanyada baştan beri "son ütücü" gibi çalışıyor. İmdi, müsaadenizle burada bir duralım, daha doğrusu, kallavi bir parantez açalım:
Sözcü gazetesi malumunuz Gazi Paşa'nın gözlerini yerleştirmiş logosuna. Zarf böyle de mazruf başka; Gazi Paşa'nın değil, Pensilvanya'nın gözlerine bakıyorlar. STV'nin gülü SaygıÖztürk çıktılı haberler yayın politikalarını belirlemiş vaziyette. Cumhuriyet gazetesi derseniz, Mustafa Balbay'ı kapı dışarı ederken Gürsel Kadri gibi neo– mandacı aydıncıkları doldurmuş bünyesine.
Diyeceksiniz ki, bu hokkabazlıklarını "ulusalcı" veya "bağımsızlıkçı" okurlarına nasıl yutturuyorlar? Nasıl olacak, gözlerine matine – suare "Erdoğan ve AK Parti nefretini" tutarak. Bıldırcın avlar gibi adeta. Hani, puslu gecelerde, gözlerine fener tutulan bıldırcınlar avlanmaya hazır hale gelecek kadar donakalır, dumura uğrar ya, aynen öyle. Bıldırcınlar, "aydınlıkla" uyuşturup "karanlıklara" dûçar olur, yani avlanır da haberi olmaz. Pensilvanya "Sözcü"sü de Pelsilvanya "Cumhuriyet"i de "Erdoğan ve AK Parti nefreti" üzerinden aynı muameleyi çekiyor okurlarına.
Hülasa, terör örgütü PKK güzellemesine varıncaya değin bozgunculuklarını "Erdoğan ve AK Parti nefretini araçsallaştırarak gizliyorlar. Değil mi ki, mahut nefret harici ve dahili algı operasyonuyla yerleştirilmiş, her türlü "ihanet" mubah. Uzun lafın kısası, okurlarının başına "Erdoğan ve AK Parti nefretini" bir nevi çuval gibi geçiriyorlar. Anlaşılması en zor çuval, idraklere giydirilen deli gömleği mesabesinde olandır.
Öyle ki, kafanıza geçirirler de haberiniz olmaz. "Mustafa Kemal'in askeriyiz" derken, Pensilvanya tarafından askere alınırsınız da ruhunuz duymaz. TGB'li gençler ABD'li askerlerin kafasına çuval geçirmişlerdi, elleri dert görmesin. Peki, Kadri Gürsel'lerin, Aslı Aydıntaşbaş'ların"Cumhuriyet"i veya "The Cemaat" gülü Saygı Öztürk'lerin"Sözcü"sü marifetiyle yurtseverlerin başına çuval geçirilmesini ne yapacaklar?

Salih Tuna/Yeni Şafak