Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Peki kim "hayır" dedi? HDP'liler ve CHP'liler el ele verip "hayır" dediler. Türkiye'nin en önemli mücadelesinde kimin nerede durduğu ayan beyan ortaya çıkmış oldu.
Kimin terörle mücadeleye destek verip, kimin vermediği netleşti. Kılıçdaroğlu bu görüntüyü gizleyebilmek için çok uğraştı. Pek tabii ki başarılı olamadı. Bir kere daha milleti aptal yerine koyup siyasi strateji üretti. Hayır oylarını "AK Parti'nin firesi" diye pazarlayabileceğini düşündü. Fakat herkes oyunu gördü. 2010 sonrasında dizayn edilen yeni CHPnin meyveleri bunlar. Bu CHP, HDP'nin ve PKK'nın yancısı haline gelmiş bir CHP. Paralel yapının tutsağı olmuş bir parti! Yeni CHP, 2013 Gezi kalkışması ile sokağa indi. Sokak kalkışmalarına, paralel yapının darbe girişimlerine ortak oldu. PKK teröründen medet umar hale geldi. DAİŞ terörüne karşı bile devletin yanında duramadı.
Bu siyaset fotoğrafını çok iyi okumak gerekir. Gayrı milli muhalefet bloğu sadece taktiksel bir birliktelik olarak, geçici bir koalisyon olarak okunamaz. Bu blok günden güne "ideolojik ortaklaşma" yaşıyor. "Erdoğan düşmanlığı" adı altında bu toplumun değerlerine karşı duran, "küçük olsun, benim olsun" yaklaşımıyla her büyüme hamlesinin karşısında duran bu blok, giderek "devrimci şiddeti kutsayan" marjinal bir siyasi harekete dönüşüyor. Bu durum ne ülkemiz, ne siyasal kültürümüz açısından sevinilecek bir durum değil. Ülkenin "ana muhalefet partisi"nin düştüğü duruma bakın. Meşru siyasetin sınırlarını bilen, toplumun iradesini esas alan, ülkenin ekonomik olarak büyümesi, uluslararası alanda güç ve itibar kazanması için çalışan aktörlere sadece iktidarda değil, muhalefette de ihtiyacımız var.

Muhalefet partileri birkaç yıldır seçilmiş iktidara yönelik gayrı meşru saldırılarını "kutuplaşma" söylemiyle meşrulaştırmaya çalışıyorlar. R. Tayyip Erdoğan'ın toplumu kamplara böldüğünü söylüyorlar. Oysa Erdoğan, toplumdaki doğal ayrışmaları, farklılaşmaları tanıyan bir siyaset izlediği için başarılı oldu. Gayrı milli muhalefet bloğu ise, toplumda suni çatlaklar oluşturmaya, o çatlaklarda birbirleriyle çatışan cepheler inşa etmeye çalışıyor. Seçilmiş iktidara da, onu destekleyen toplum kesimlerine de düşman olarak bakıyorlar. Türkiye siyasetinin normalleşmesi için muhalefetin de normalleşmesi gerekiyor. Oysa birkaç yıldır militanca bir tavırla saldırdıkları Cumhurbaşkanı Erdoğan, bütün engellemelere rağmen siyasal, toplumsal ve ekonomik katma değer üretmeye odaklı ajandasını hayata geçirmeye çabalıyor. Bunu yaparken de daima milletle konuşuyor. Ve pek tabii ki terörle mücadele sürecini de kararlılıkla yürütüyor. Bu süreçte milletten yana tavır takınmayanları, teröre arka çıkanları görüyoruz. Ve milletçe alkışlıyoruz!

Fahrettin Altun/Sabah

  • 2
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

PKK'nın bu katliamcı yanının öne çıkmamasında kuşkusuz bizzat PKK'yı ortaya çıkartan eski devlet zihniyetinin katkısı büyük. Son dönemde ise tersi yaşandı. PKK çok daha geniş dış destek bulmasına rağmen, içeride başarısızlığa uğraması devlet zihniyetinin değişmesiyle ilgili. Devlet değiştiği için de Kürtler, özyönetim çağrılarına ve hendek siyasetine destek vermedi. İşte bu gerçek PKK'yı çıldırtıyor, HDP'yi de ne yapacağını bilemez hale getiriyor. Canlı bombalarla kalabalıklara, bomba yüklü kamyonlarla şehirlere saldırmalarının nedeni bu. Birkaç gün önce bu çılgınlığın en dehşet vericisi yaşandı. Diyarbakır'ın Sur ilçesine bağlı Dürümlü mezrası, Tanışık köyünde, içinde 15 ton bomba olan bir kamyon havaya uçuruldu ve 16 köylü yaşamını yitirdi.
İnanılmaz bir vahşet bu. "Özgürlük mücadelesi" verenlerin kendi halkını kıyacak hale gelişi, Kürt siyasi tarihi açısından bir kırılma noktası. Eski Türkiye'de, PKK "korucu veya devlet yanlısı" gibi gerekçelerle yaptığı katliamları saklayabiliyordu ama artık saklayamıyor. Bugün o çılgınlık haliyle HDP'ye yüzde 90'lar seviyesinde oy vermiş köylüleri bile yok edebiliyor. Sorunları şiddetle çözmekte ısrar edenlerin, şiddeti yüceltenlerin varacağı son nokta bu.
Burada ilginç olan, bu vahşeti PKK'nın yalanlarla örtmeye çalışması değil, "demokrasi ve özgürlük" adına bildiri yayınlayan, her fırsatta hükümeti eleştiren aydınların, öğretim üyelerinin ve eski merkez medyanın görmezden gelmesi. Merak ediyorum, laikleri duyarlılığa davet eden sosyalist Prof.'lar bu konuyu da yazacak mı?
Tabii sadece onlar değil, dış basın da olayı görmezden geldi, insan hakları örgütleri ise adeta sessizliğe gömüldü. İşin dehşet verici bomba boyutu bir yana 16 köylünün ölümü bile umursanmadı. Oysa bir istihbarat tuzağı olan Roboski'yle ilgili neler neler söylendi, özürle bile yetinilmedi. Ama nedense şimdi hem 16 köylünün ölümüyle hem de olası vahşetle ilgili Selahattin Demirtaş'ın, utanç verici "özür dileme" çağrısıyla yetiniliyor.
Bir an için o köylülerin o kamyona engel olmadığını düşünün. 15 ton bomba yüklü bir kamyon patlatılacak ve yüzlerce insan ölecekti. Bu vahşet karşısında kim susuyorsa o insanlık suçunun da ortağı durumunda. Aslında olay sadece bomba yüklü bir kamyonun engellenmesi değil, işin içinde onu da aşan, HDP'ye oy veren köylülerin PKK'ya karşı duruşu var. O köylüler bu çıkışlarıyla sadece binlerce insanın ölümünü engellemedi, aynı zamanda PKK'nın kendi halkını da bombalayan yüzünün ortaya çıkardı. Bu da Kürt siyasi tarihinde bir kırılma noktasıdır. Bu yüzden o köylüler kahramandır. O kahramanların tarihe nasıl bir not düştükleri, ileride daha iyi anlaşılacak.

Mahmut Övür/Sabah

  • 3
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

12 Mayıs gecesi yaşanan katliam, içi tıka basa patlayıcı ve vida sıkmak için kullanılan anahtarlarla yüklü bir kamyon, Tanışık Köyü sakini Seyithan Yakar tarafından fark edildiği için yaşandı. Amcası Talip Yeşil kamyonu köye yakın bir noktada gördüğünü, ardından köyde tekrar gördüğünü söylüyor. Aynı kamyon daha sonra Talip Yeşil'in yeğeni Seyithan Yakar tarafından da fark ediliyor ve durduruluyor: "Kimsin, necisin, niye bu kadar dolanıyorsun buralarda?" sorusuna cevap veremeyen şoför sinirlenip Kalaşnikof'u çıkararak tehdit ediyor. Canı sıkılan Seyithan Yakar, yakınlarını da toplayarak kamyonun peşine düşüyor. Dürümlü'ye geldiklerinde ise artık kamyondakiler inmiş, bir tepeye konuşlanmış, başka bir aracın içine geçerek siper almış durumdadırlar ve arkalarından gelenlere ateş etmektedirler. Seyithan Yakar ve etrafındakiler, korunmak için kamyonun yan tarafına geçer. 15 ton patlayıcıyla yüklüdür kamyon. Örgüt mensupları uzak bir noktadadır ve kamyonu patlatırlar.
Talip Yeşil'in anlattığına göre, PKK mensupları bir süre daha yardıma gelen köylülere ateş etmeye devam ederler. Önce "4 ölü var, 12 kişi kayıp" olarak kayda geçer olay. Oysa o 12 kişiyle beraber kimliği bilinmeyen bir kişi daha, patlamanın yol açtığı çukur tarafından adeta yutulmuştur. PKK 13 kişiyi bir çuvala sığdırmayı başarmıştır. Hepsi hepsi 100 kilo. Bir çuval insan. Çukuru baştan sona kana bulayan doku ve et parçalarının kime ait olduğu DNA testiyle tespit edilir. Ayrılır, tabutlara koyulurlar. Onlar, cenazeleri defnetmeye götürenlerin o güne kadar karşılaştığı en hafif tabutlardır.
PKK kaynakları haberi çarpıtırken, her fırsatta bildiri yayımlayan, PKK'ya toz konduramayan ama güvenlik güç- lerinin mücadelesini itibarsızlaştırmak için elinden, dilinden gelen her şeyi yapan akademisyenlerden, aydınlardan çıt yok. O sessizlik çukurunun neyle dolacağını ve belirli bir zaman geçtiğinde Dürümlü'de olanların hiç olmamış gibi yapılacağını tahmin edebiliyorsunuz değil mi?
Şöyle anlatayım: Unutursak ve elbirliğiyle hafızanın karanlık dehlizlerine gömülürse Dürümlü'nün PKK çukuru, bu olayla bir dahaki karşılaşmanız sahte mazlumluklardan oluşan PKK resmi tarihinin sayfaları olacak. Unutursak Dürümlü, PKK'nın vahşi ve acımasız sivil katliamı olarak değil, PKK'nın işbirlikçilere karşı şanlı direnişi olarak kaydedilecek.
Böyledir: Sen unutmayı seçersen, muarızın hatırlamayı seçer. Kimse yüce gönüllü davrandın diye tebrik edecek değildir. Bilakis, unutmayı seçmeni kendisi için kullanışlı bir manivelaya dönüştürür, gerçeği çarpıtır. PKK'ya karşı verilen savaşın kazanılması, Kürtler için savaştığı yalanını ifşa etmeye bağlı. Bu ifşa sadece bugün için değil yarınlara kanıt bırakacak şekilde olmalı. PKK'ya karşı verilen savaşın kazanılması Türklere olduğu kadar Kürtlere de zulmettiği gerçeğini anıtlaştırmaya bağlı. Dürümlü çukuru kapatılmamalı, o çukur 12 Mayıs gecesi olanları hatırlatacak bir anıtla doldurulmalıdır.

Nihal Bengisu Karaca/Habertürk

  • 4
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Erdoğan'ın liderliğindeki AK Parti'nin iktidara geldiği 2002 yılı, Türkiye'nin en derin ekonomik krizlerinden biri olan 2001 krizinin etkilerinin sürdüğü yıldı. AK Parti, kriz sonrası Türkiye'ye dayatılan "çıkış" programını çok fazla değiştiremedi ama siyasi taraftaki kararlılık ve istikrar, cari ekonomi programından daha fazla, krizden çıkışı kolaylaştıran bir dinamikti.
2001 krizi sonrası, bir IMF reçetesi olarak yürürlüğe koyulan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı (GEGP), öncelikle dalgalı kur rejimini benimsiyor ve IMF'ye verilen niyet mektuplarında, 2004'e değin faiz dışı bütçe dengesinde milli gelire oran olarak yüzde 6.5 fazla oluşturmayı amaçlıyordu. Ancak faiz harcamaları milli gelirin yüzde 20'sinden fazlasını götürüyordu. Böyle olunca GEGP hedefi, ancak eğitim, sağlık gibi kamusal harcamaların hızla düşürerek ve ücretleri sabit tutarak emek verimliliğine bağlı olarak sağlayacaktı. GEGP, finansal sistemde ve banka sisteminde hızlı bir yeniden yapılandırmayı gündemine alıyor ve burayı düzenliyordu. Batan bankaların borçlarının tahsil edilmesi için Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu işlevlendiriliyor ve sisteme yeni kurallar getiriliyordu. Ama aynı özen sanayi için gösterilmeyecek ve buradaki reformlar, ancak 2008'de IMF ile anlaşmanın Erdoğan'ın inisiyatifiyle yapılmamasıyla başlanacaktı.
AK Parti Kayseri Milletvekili, Darbe ve Muhtıraları Araştırma 28 Şubat Alt Komisyonu Başkanı Yaşar Karayel'e göre Başbakan Erdoğan'ın ekonomi stratejisi 25 maddelik planla durdurulacaktı. Karayel'in başında olduğu komisyonun tespit ettiği hususlar dehşet vericiydi. Bu 25 maddenin içinde en ilginci, AK Parti iktidarlarının IMF reçetelerini ve GEGP'yi delmesinin en somut ifadesi olan duble yollara ve Bolu Tüneli'ne bomba konulması idi...
Bu sürecin devamında, Gezi ve 17/25 Aralık darbe süreçlerinin yaşandığını biliyorsunuz. Bu süreçlerde ise ortaya çıkan en önemli ayrıntılardan biri de Türkiye'nin stratejik yatırım projelerine dönük açıktan saldırılardı. 3. havalimanı, Marmaray, limanlar, doğu ve güneydoğuya yapılacak havalimanları, savunma sanayi yatırımları, şehir hastaneleri gibi yeni bir kalkınma paradigmasını anlatan ve neoliberal-geleneksel iktisat politikalarını otomatik olarak devre dışı bırakacak yatırım ve projeler, bütün bu süreçte, Erdoğan'la birlikte açık hedefti.
Bunun dışında, eğer Erdoğan Ekonomisi diye bir çıkıştan bahsedeceksek, bu çıkışın yalnız ülke içinde kalacak bir değişimle sınırlı olmadığını, bölgesel yeni bir kalkınma yolunu içerdiğini kabul etmemiz gerekir. Örneğin TANAP gibi enerji entegrasyon projeleri, Irak ve bölge ülkeleriyle yapılan enerji anlaşmaları, savunma sanayi gibi temel stratejik alanlardaki yeni arayış ve adımlar, AB politikasında, Türkiye'nin çıkarları doğrultusunda, yeni tezlerin -GB Anlaşması'nın yenilenmesi gibi- ortaya çıkması ve dayatılanların olduğu gibi kabul edilmemesi, ABD dışında, bölgesel inisiyatif alınması, mesela 2010 yılında Brezilya ile birlikte, İran'ın nükleer anlaşma için masaya oturtulması ve şimdilerde Suudi Arabistan'la yeni bir politik hattın geliştirilmesi... Esasında bu çıkış, dışa tam açık, adil bir piyasa mekanizmasını önceleyen, üretime dönük yeni bir bölgesel ekonomi paradigmasını da anlatır ve bu anlamda da bir modeldir.
Bütün bunları göz önüne alırsak, bugün belli isimler üzerinden yapılan ekonomi yönetimi tartışması hem gereksiz ve anlamsız bir tartışmadır hem de bu tarihe bakmadan buradaki mücadeleyi ve ayrışmayı görmeden konuşulacak bir konu bile değildir.

Cemil Ertem/Milliyet

  • 5
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Silahlı Kuvvetler'de tayinler mayısın son haftasında açıklanıyor ve komuta kademesi dışındaki personelin görev yerleri yaz başında belirleniyor. Dolayısı ile haziran itibariyle TSK'dan emekliye ayrılacaklarla muvazzaf personelin tayin edildiği birlikler netleşiyor. Bu tayin ve emekliliklerin alt-orta kademe komutanların terörle mücadele noktasındaki devirteslimleri bakımından kritik rolü bulunuyor. Tabii, paralel yapı ile mücadele de işin başka boyutu. Paralel unsurların TSK'dan ayıklanması, etkisinin kırılması, şüpheli personelin pasifize edilmesi de bu genel tayin kararnamesinin içinde gözetiliyor. Yani işin rengi bugün yarın belli olacak. Meselenin en hassas yönü ise "Genelkurmay'ın kurumsal ağırlığına karşı kurgular ve Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar merkezli algı operasyonu." TSK'ya dönük ataklar önceleri, "AK Parti'nin Ordusu" iddiası ile manipüle edilmeye çalışıldı. Meclis'te temsil edilen partilerin bazı sözcüleri de bilerek veya bilmeyerek bu oyuna alet oldu. Anlaşılan o ki ilgililerle temasa geçildi. Ardından, TSK'yı siyaset eliyle yıpratma girişimleri durdu. Mesaj açıktı: "TSK, milletin ordusudur. Anayasa'da tanımlıgörevlerini hukuk sınırları içinde yerine getirir. Resmi platformlarda görüş, öneri ve kaygılarını paylaşır. Seçilmiş hükümetin direktiflerini uygular!"

Madalyonun diğer yüzüne ise Genelkurmay karargâhının paralelle mücadele stili ile Birinci Başkan'ın kişiliği oturtuldu! Org. Akar, medya ve kamuoyu ile ilişkiler noktasında "kapalı" bir komutan. Terörle mücadele içerikli istisnai dışsal iletişim anları dışında, enerjisini Silahlı Kuvvetler'e odaklamış durumda. Kuşkusuz O da, oluşturulmak istenen negatif imajdan, eleştiriyi aşan taarruzlardan etkileniyordur. Askeri, sistemin düzenleyici denetleyici otoritesi gibi görmek isteyen ancak beklediğini bulamayan o malum zihniyet, Akar Paşa'ya karşı da her an tetikte. Hele hele konu Cumhurbaşkanı olunca, adeta kendilerini kaybediyorlar. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a, daha doğrusu demokrasiye karşı hazımsızlıklarını bulabildikleri en yakın hedefe boca edebiliyorlar. Örneğin, Cumhurbaşkanı'nın kızı Sümeyye Erdoğan hanımefendinin oldukça sade nikâh törenini istismar ederek muhalif kampanyaya dönüştürmeleri de bu yüzden. Öte yandan... Org. Akar'ın, paralel yapı ile mücadele noktasında, Askeri Şûra'da sergileyeceği kararlılık, gelecek açısından belirleyici olacak. Ordunun milli karakterini koruma, bütünlüğünü muhafaza, terörle mücadelede etkinlik ve moral faktörler nedeni ile dikkatli yürütülen bu sürecin, tarihi dönüm noktası Ağustos Şûrası... Bu eşiğin aşılabilmesi için askerin yanı sıra devletin önemli kurumlarının da çalışma yürüttüğünü, isim ve iddialar bazında ciddi değerlendirmelerin başladığını, itibar suikastına, hedef şaşırtma taktiklerine prim verilmeyeceğini belirtmekle yetinelim!

Okan Müderisoğlu/Sabah

  • 6
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Meclis'in dokunulmazlık sorununu bir an evvel halkın önüne dahi getirmeden çözmesi ve milletin beklentisini karşılaması gerekiyor. Yoksa her geçen gün PKK'ya yönelik haklı nefret Meclis'i töhmet altında bırakacak bir cesamete kavuşacak. Meclis bir sorumlulukla hareket etmeli ve bunun Kürt vekillere dönük bir hareket olmadığını, sadece hakkında fezleke olanlara yargılama yolunu açacak bir adım olduğunu gösterecek şekilde sorunu Meclis çatısı altında çözmeli.

Ama dünkü oylamadan anlaşılan o ki CHP tıpkı HDP gibi neredeyse blok olarak ret oyu verdi. Kılıçdaroğlu evet diyeceklerini söylediği günden beri CHP'li vekiller tek tek hayır diyeceklerini söylüyordu. Öyle anlaşılıyor ki Kılıçdaroğlu bile hayır dedi. CHP'nin dokunulmazlıkların kaldırılmasına hayır dediği gün, PKK'nın katlettiği 16 köylünün 13'ü boş tabutlarıyla defnedildi. Bunun CHP'ye bir bedeli olacağı muhakkak.

Peki, şimdi ne yapacak? Cuma günkü oylamada en azından 367'nin yakalanabileceği şekilde evet oyu kullanıp dokunulmazlıkların referanduma gitmeden kalkmasını mı sağlayacak? CHP için en akıllıca yol bu gözüküyor. Oylamadan referandum aralığında bir sonuç çıkarsa "Şimdi CHP düşünsün" diyebileceğimiz bir durum oluşur zira.

Oylamanın referanduma gitmesi durumunda "kırmızı oyu" nasıl izah edecek? 'Hayır'ını nasıl gerekçelendirecek? Kürt halkı bile "yargılansınlar" derken CHP ada sahillerindeki seçmenine bunu nasıl anlatacak? Faysal Sarıyıldız'ın, Figen Yüksekdağ'ın, Tuba Hezer'in yargılanmasına razı gelmeyişini hangi argümanla savunacak?

Ayrıca böyle bir referandum, AK Parti'ye bir seçim galibiyeti daha yaşatmış olacak. Muhalefet partilerinin tümünün temsil zafiyeti içine düştüğü bir vasatta yeni ihtimallerin söz konusu olabileceğini, bu rüzgarın siyasette yeni koşullar meydana getirebileceğini de mi hesaba katamıyor? Bu tavrın, "CHP HDP'lileşiyor" iddiasını dahi bir adım öteye taşıdığını idrak edemiyor mu? Acaba CHP'de Kemal Kılıçdaroğlu'nun değil de Cemil Bayık'ın, Duran Kalkan'ın mı sözü geçiyor?

Önce "Evet diyeceğiz" deyip sonra da toplu olarak "hayır" demek, Kandil'e karşı esas duruşa geçmek değilse ne? PKK'lı Duran Kalkan "CHP safını net olarak ortaya koymalı. Ak Parti'ye koltuk değneği olan CHP'lilik artık bitmeli. CHP içinde tutarlı sosyal demokratlar var. Yıllardır mücadele ediyorlar. Tanıyoruz, saygı duyuyoruz mücadelelerine. Ama gelinen noktada AKP'nin MHP ile kurduğu cepheye koltuk değneği olunamaz. CHP, suç ortağı mı olacak, onlara karşı demokratik direnişin yanında mı yer alacak? En başta CHP'ye sorumluluk düşüyor." derken tam da bunu mu kastediyordu? Kılıçdaroğlu tez elden bu soruları cevaplamaya başlasa iyi olur.

Halime Kökçe/Star