Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 21
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun ve kurmaylarının ağzından haftalardır küfür ve mide bulandıran ifadelerden başka bir şey çıkmıyor. Bugünlerde gözde kelimeleriyse "kan!"
Kılıçdaroğlu'nun bu belaltı tarzının başarısızlığından kaynaklanan duygusal bir patlama değil siyasetin asgari diyalog zeminini ortadan kaldırmayı hedefleyen sistematik bir plan olduğunu düşünüyorum.
Kılıçdaroğlu "istediğini" katıldığı her şehit cenazesinde yumurtalarla ve yuhalamalarla alıyor. Bereket vatandaş sağduyulu, adaplı ama anlaşılan onun istediği daha fazlası. Zira dünkü grup toplantısında da yine mide bulandırıcı kan retoriğine sarıldı. İktidar partisinin programında ilan ettiği meşru bir hedefini parlamentonun onayıyla yaşama geçirme olasılığına karşı kan dökme tehditleri savurdu.
Bu esnada grupta kendisini dinleyenler de Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Erdoğan'a Kılıçdaroğlu'nun bile anlayabileceği bir dille küfrediyorlardı. CHP Genel Başkanı ise, ev sahipliğinde gerçekleşen, en hafif tabirle terbiyesizlik karşısında gülümsemekle yetindi.
Yazık, hakikaten yazık! Ne siyasetin ne de asgari ahlak ve insanlığın kaldırabileceği bu tablodan medet uman Kılıçdaroğlu'na kimse "istediğini" vermemeli.
Siyasi temsilcilerine küfür edilen AK Partililer de; eğrisiyle doğrusuyla bir geleneği temsil eden partilerinin adı bizzat oy verdikleri Genel Başkan tarafından yerlere düşürülmüş CHP'liler de...
Zira tedavisinin ilk aşaması bu. Kılıçdaroğlu, o koltuktan kalkınca kocaman bir hiç olduğunu anlamalı. Anlamalı ki, milyonlarca seçmenden ülkenin gerçek sorunlarıyla ilgilenmek ve iktidar olmak için aldığı krediyi, partisinin kurduğu Cumhuriyet'te demokrasiyi dinamitlemek için kullanmayı usulca terk etmeli.
Evet Kılıçdaroğlu artık bir Türkiye problemidir.

Melih Altınok/Sabah

  • 2
  • 21
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

BM'nin 74 yıllık tarihinde ilk kez bir İnsani Zirve düzenlendi. Demek ki, dünyaya barışın egemen olması, ekonomik gelişmenin sağlanması, adaletsizliklerin ortadan kaldırılması ve işbirliklerinin artırılması için kurulmuş olan bu örgüt, bugüne kadar insanı ön plana koyacak bir zirve yapma ihtiyacı duymamış.

BM kapsamında toplumların refahı ve istikrarı için faaliyet gösteren çok sayıda birim bulunmakla birlikte, sonuç itibarıyla devletlerin egoizminin kararlara damga vurduğu bir sistem söz konusu. Devletlerin ulusal çıkarlarının çakışıp büyük dünya savaşları yaşanmasına engel olan bir yapısı var, diğer bir ifadeyle "güçlerin dengelenmesi" işlevini görüyor. Ancak bu durum bölgesel savaşların, iç çatışmaların, adaletsizliklerin, yoksullukların ortadan kalkmasına engel olmuyor. Hatta tam tersine, bölgesel ya da küçük savaşların büyük dünya savaşları çıkmamasının garantisi olarak bile görüldüğü söylenebilir.

Oysa bunca insanlık dramı, tam da BM'nin büyük güçleri dengeleme sistemi yüzünden yaşanıyor. Zira BM, 2. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan koşullara uygun olarak kurulmuştu. Savaşın galipleri, beş büyükler olarak nihai kararlara imza atacak bir statü edinmişler ve siyasi ortamı o düzene göre dondurmuşlardı. Bugün 2. Dünya Savaşı sonrası koşulları söz konusu değil. Dünyadaki güç dağılımı da, ilişkiler de, sorunların yaşanış biçimleri de çok değişti. O dönemde örneğin Almanya yenildiği için beş büyükler arasında yer almamıştı. Ancak bugün Fransa'nın beş ülke arasında yer alıp Almanya'nın almamasını açıklayabilecek hiçbir gerekçe bulunmuyor.

BM'nin kaptanları arasında neden başka devletlerin olmadığı sorusunun yanı sıra, BM'nin faaliyetlerinin de sorgulanması mümkün. BM, uluslararası hukukun kaynağı; ancak uluslararası hukukun bizzat büyük devletler tarafından ihlal edildiği çok sayıda örnek var. Bazen de, büyük devletler uluslararası teamüle aykırı müdahaleler yapıp ardından bunun hukukunu oluşturabiliyorlar. Dolayısıyla, özellikle beş büyük devletten birisi uluslararası hukuku meşrebine göre yorumladığında, bu diğer bir büyük devletin de aynısını yapmasının önünü açıyor. Hal böyle olunca, büyük devletlerin adaletsizlik ya da haksızlık konularında birbirlerini destekledikleri bir durum ortaya çıkıyor. Bu durum ne yazık ki, en ortaya çıkmaması gereken bir zirvede, İnsani Zirve'de bile gözlemlenebiliyor.

Beril Dedeoğlu/Star

  • 3
  • 21
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Sonuçta "Politikacı" ile "Teknokrat"ın birlikteliğinden doğan "Politokrasi" yeniden siyasetin merkezinde... Barajları, köprüleri, tünelleri ve büyük alt ve üst yapı projelerini isimleri ile özdeş kılmayı hedefleyen siyasi kadroların bir temsilcisi de, Binali Yıldırımdeğil midir? Turgut Özal'ın sahip çıkması üzerine Süleyman Demirel'in "GAP'ı kimseyegaptırmam" dediğini unuttunuz mu?
Yeni Bakanlar Kurulu için ana siyasetin belirleyicisinin Cumhurbaşkanı Erdoğan olacağını artık Mısır'daki sağır sultan da duymuştur. Ama bu Bakanlar Kurulu'na yapacak iş kalmadığı anlamına gelmiyor. İcracı bakanlar, kendi alanlarındaki yatırımların zamanında tamamlanması, aksayan hizmetlerin düzeltilmesi ve yarının Türkiye'sine dönük projelerinüretimi için, bütün hünerlerini sergileyeceklerdir.
Giden ile gelen Başbakanlar arasındaki farkı ise, Binali Yıldırım'ı meydanlarda ve televizyon ekranlarında çok sık konuşurken görmeyeceğimizden verebiliriz. Bu farkın özünde ise bir akademisyen ile bir politokrat arasındaki üslup farkı bulunmaktadır. Yeni bir hükümet ve yeni isimler, kamuoyunda bir tazelenme duygusu yaratır. Bakanlar Kurulu'nda kimlerin kaldığı ve kimlerin gittiği meselesi ise, aktif siyasetçiler dışındaki kişiler için sadece spekülasyon konusudur. Binali Yıldırım Hükümeti başarılı olursa, Türkiye de başarılı olacaktır. İşin özü budur...

Mehmet Barlas/Sabah

  • 4
  • 21
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Yargıtay, nihayet kararını açıkladı; MHP kurultaya gidiyor. Yargıtay'ın kararını açıklamasının üzerinden dakikalar geçmişti ki, Bahçeli'den önemli bir hamle geldi. MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, Bahçeli'nin "Genel başkan seçimli kongreye gitme kararı aldığını" açıkladı. Bahçeli bu taktikle, seçimli kurultaya giderek muhalifleri köklü bir yenilgiye uğratma ve partiden temizlemeyi hesaplıyor.
Bahçeli'nin çıkışının muhalifleri şaşırttığı söylenebilir. Zira Bahçeli'nin belirlediği bir yolda yürümenin tehlikelerinin sezmişçesine muhaliflerin ilk açıklaması fazlasıyla belirsizdi. Kendi aralarında toplanıp yeni bir strateji belirlemeye ihtiyaçları olduğu anlaşılıyor.

Kurtuluş Tayiz/Akşam

  • 5
  • 21
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Herhangi bir muhalefet partisi AKP'yi sandıkta devirip iktidara gelemiyorsa, BUNA GEREK YOKTUR, BÖYLE BİR İHTİYAÇ HASIL OLMAMIŞTIR da ondan. Hiç merak etmeyiniz, memlekette işler kötüye giderse, nur topu gibi güçlü bir muhalefet doğar ve gelişir... Sizin istediğiniz gibi proje mroje de yapar.
Sosyalist muhalefetin, bırakın iktidara gelmeyi, meclise girebilecek, girme sınırına yaklaşabilecek dahi gücü yok. Faşist muhalefet ondan çok daha güçlü ama limitleri belli. Bürokrat muhalefet iktidarı altmış altı yıl önce kaybetti ve ancak ara sıra darbelerle dönebildi, ilk serbest seçimde gene kaybetmek üzere. Ee? Kim yapacak muhalefeti? Hangi toplum gücü, hangi sosyal sınıf, hangi zümre hem iktidara yaklaşacak ama hem de gelmeyecek?
Yapabildikleri kadar yapıyorlar işte, eh, fena da oy toplamıyorlar, yarıya yakın... İktidar değişikliği için "parametrelerin" değişmesi şarttır. Örneğin Türk ordusu bir savaşa girecek ve yenilecek... 1918 şartları yani... Ya da PKK'ya pes edecek...
Allah gecinden versin, Tayyip Erdoğan'a emr-i Hak vaki olacak... Ve de onun kadar güçlü bir lider hemencecik çıkamayacak (şu anda yoktur)...
Ya da büyük bir ekonomik kriz ve çöküntü...
Ancak o zaman iktidar, 1908-1913 arasında olduğu gibi, 1918-1922 arasında olduğu gibi, bir anlamda 1960- 1965 arasında olduğu gibi, belki bir anlamda da 1991- 2002 arasında olduğu gibi bir süre havada kalır. Ve aynı doğrultuda bir "mirasçı" gelir: Okyar- Menderes- Demirel- Özal- Erdoğan doğrultusunda bir yenisi. Mutlaka çıkar.
Öbür türlü, hiç boşuna hayal kurmayınız. Haaa, çekiniyorsanız, "ayıp olmasın, azıcık da muhalefet isteyelim de denge sağlayalım, taraflı görünmeyelim" diyorsanız o başka tabii.

Engin Ardıç/Sabah

  • 6
  • 21
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Filanca adam şu görüşe veya şunlara yakındı niye bakan yapıldı veya filan adamın çok hizmetleri oldu neden kabinede yer almadı yollu yorumlar yapılacaktır.
"Neden kabinede yer almadım, çizik mi yedim, gözden mi çıkartıldım" diye koyup kotaranlar da olacaktır. E haliyle küskün hatta kırgınlar da çıkacaktır. Lakin bana sorarsanız bu hiç de yakışık alan bir durum değildir.

"Kutlu yürüyüş" falan diyeceksiniz, ağzınızdan "dava" lafı düşmeyecek ama makam mevki verilmeyince de küseceksiniz. Gerçekten de bu "siyaset esnafı" benim pek anlayacağım bir "sınıf" değil.

"Hizmet yarışı" deniliyor ama maşallah kimsecikler de "hizmetten" kaçmıyor. Ben olsam kaytarırdım. En azından "hep ben mi hizmet edeceğim arkadaş, azıcık da başkaları elini taşın altına koysun, azıcık dinleneyim" derdim.

Bakıyorsun, adam her dönem bakan falan olmak istiyor. Olmayınca da başlıyor mırın kırın etmeye. Bülent Arınç mesela, torunlarımı severim diyordu, bi dakka rahat durmadı. Akacak mecra bulsa kimsecikler durduramaz yani, o derece. Nasıl enerji biriktirdi o kadar kısa süre içinde, hayret. Öyle bir enerji ki insanda "özgül ağırlık" bırakmaz maazallah.

Belki de siyaset biraz da böyle bir şeydir. Neyse sağlık olsun. Sağlık dedim de aklıma geldi, Sağlık Bakanı değişti malumunuz.Recep Akdağ yeniden Sağlık Bakanı oldu. Hayırlı olsun.

AK Parti hükümetlerinin ulaşım ve sağlık konusundaki hizmetlerinin partili partisiz herkesin takdirini kazandığını biliyorsunuz. Sayın Başbakan Binali Yıldırım'ın kesintisiz şekilde ifa ettiği Ulaştırma Bakanlığı döneminde yaptıklarına da Kemal Kılıçdaroğlubile bir şey diyemez.

Salih Tuna/Yeni Şafak