Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Bakınız herif ne demiş: "Bugün, muhteşem bir uygarlık olan Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkenti Konstantinopolis'in barbar ve bağnaz bir kabile tarafından işgalinin yıldönümü." "İstanbul'u almayalım" diyen Çandarlı Halil Paşa bile bu kadar alçalmamıştı. Bunu söyleyen bir profesör.
Atina Üniversitesi'nde falan değil, Aydın Üniversitesi'nde iş tutuyor, Türk profesörü. Barbar ve bağnaz bir kabile dediği, Osmanlı devleti ve Osmanlı ordusu. Biz de bugünİstanbul'da işgalci olarak bulunuyoruz. Bu herzeyi niçin yemiş? İstanbul'un fethini "Tayyip" kutladığı için.
Ayrıca, kendisine küçük yaşından beri "Osmanlı'yı hor görme, küçümseme, hatta nefret etme" aşılandığı için. Zevk ve sefaya dalmış padişahlar, kargacık burgacık yazı, falan filan. Fakat cahil... O şehire Rumca'da "KonstantinOpolis" denmez, "KonstantinOUpolis" denir. "O" değil, "u"... Eh artık o kadarcık profesörlük de olacak canım. "Meghali" idea'ya "megalo" idea, "Trikupis"e "Trikopis", hatta Amiral "Calthorpe"a "Galtrop" diyen ayılar da vardır.
Beş yüz altmış üç yıl sonra Bizans uşaklığı etmeye kalkacaksan hiç olmazsa adamların lisanını öğreneceksin! Bir başkası, bir sinema yönetmeni, bakınız ne yumurtlamış: "İki dandik takayı Haliç'in uysal sularından geçirip topu topu Avcılar kadar bir üvey kasabayı gasp etmeyi fetih diye kutlayan aptal, elbette bilmezsin, senin ecdad-ı Osman'ınyalvararak haçlıya teslim ettiği İstanbul'u Mustafa Kemal'in ölümüne kavgasıyla kurtardığını..." Kime aptal diyor? Mahkemeye çıkarsa kıvırtacak, "ben sade vatandaşları kastetmiştim"deyip kurtulacak!
Demek İstanbul'u Osmanlı yalvararak haçlılara teslim etmiş. Vahdettin'i kastediyor olmalı. Yavrum, o savaşa "sizin" Enver girdi, İstanbul'u da sizin Talat, sizin Cemal o kumarda kaybetti. Devleti de onlar batırdılar. Atatürk de o tarihte Osmanlı ordusunun bir subayıydı.

Engin Ardıç/Sabah

  • 2
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Bunun dışında Almanya'daki Türk sivil toplumu çok hareketli. Almanya federal parlamentosuna getirilen ve bugün oylanacak olan Ermeni Soykırımı yasa tasarısı büyük tepki çekiyor. HDP'liler ve bir kesim CHP'li dernekler dışında Türkiye kökenli toplumu temsil eden tüm sivil toplum kuruluşları ayakta. Ak Parti eğilimli Avrupalı Türk Demokratlar Derneği(UETD) başta olmak üzere Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonuna dek onlarca STK bugün Berlin'de büyük bir gösteri yapmayı planladı. Geçen Cumartesi düzenlenen mitinge sadece 5 bin civarında katılımcı gelmiş ve bir hayli hayal kırıklığına sebep olmuştu. Atatürkçü Düşünce Dernekleri Federasyonu Köln Şube Başkanı Ahmet Narince bu durumu Perşembe günü(bugün) değiştireceklerini söylemişti. Bakalım sonuç bugün ne olacak?
Konuştuğum hemen herkes meselenin aslını biliyor. Türkiye'yi geri kabul anlaşmasından caymaması için baskı altında tutmak. Bu arada tasarıyı meclise getiren Yeşillerin eş başkanı Cem Özdemir'in epey hatırı soruluyor. Artık Türkiye kökenli toplum Özdemir'in Alman istihbarat teşkilatı BND'ye Alman derin devletine hizmet eden biri olduğunda hemfikir. Türkiye Almanya platformunun yayınladığı karikatürlerde de Özdemir, Türkiye-Almanya arasındaki ilişkileri masa altından dinamitleyen biri olarak yansıtılıyor.
Sevgili dostum, meslektaşım Star gazetesi yazarı Ardan Zentürk twitter'dan sormuş bana "Yahu bu Cem Özdemir Çerkes değil mi? Niye Çerkes soykırımı hakkında tek bir laf etmez de Ermeni soykırımı deyip durur" diye.
Ardan'a da söyledim. Cem Özdemir Alman derin devleti ne derse onu yapar. Rusya ile ilişkilerde eğer gerekli görülürse birden Çerkes olduğu ona hatırlatılır ve peş peşe açıklamaları gelir.
Yapacak bir şey yok. Bazıları çok kullanışlıdır.

Fuat Uğur/Türkiye

  • 3
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Sadece itiraz etti diye saçlarından çekilerek sürüklenen kadınlar, elinde ne molotof ne de başka bir şey bulunmayan ama bir karış mesafeden yüzüne gaz sıkılan delikanlılar... Çalışma haklarını elinden alacak yasa tasarısını protesto etmek için sokaklara dökülen insanlar...
Ve sokaklarda hiçbir şey yokmuş, ortalık süt limanmış gibi davranan ana akım medya... Biliyorum... Paris'ten gelen bu görüntülere bakıp bakıp Batı'ya "sen busun!" diye haykırmak istiyoruz! Gerçekten de ikiyüzlülüğünü, yalancılığını, çifte standartlarını Avrupa'nın suratına çarpmak ne güzel olurdu!
Çünkü kırgınız, kızgınız. Batı medyası ve siyaset odaklarının Gezi sırasında Türkiye'ye yaptıkları haksız muameleyiunutmak kolay değil. Şımarıkça başlayıp hızla darbe provasına dönüşen eylemleri destekleyip göklere çıkartmalarını hazmedemedik. O yüzden de hem sosyal medyada hem de tv tartışmalarında Paris konusunu gündeme getirmeye doyamıyoruz.

Ben de bazen kendimi tutamıyorum, bazen Paris'te olup bitenlere dair bir iki tvit atıyorum. Oysa boş iş! Kendimiz çalıp kendimiz söylüyormuş gibi bir halimiz var. Nihayetinde... İki dünya savaşı çıkartıp aynı zamanda bütün dünyanın barış havarisi gibi görünebilenBatı'dan...
Irak'ı yalan gerekçelerle işgal edip cehenneme çeviren, sonra da "ne olacak Ortadoğu bataklığı işte!" diyen küresel merkezden... Sömürgecilik ve yağmacılıkla oluşan zenginliğini "liberal uygarlık" diye pazarlayan stratejik odaktan söz ediyoruz. Yani Batı'yı mümkün ve müreffeh kılan şey bizatihi çifte standartlılıktır.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 4
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Bugün Fransa'da devam eden sokak eylemlerinin geçici olmadığını, bir sürecin ve şimdikiAvrupa'nın sonunu anlatan tarihi bir sonuç olduğunu düşünüyorum. Paris'te yine 2005 yılında başlayan ayaklanmalar, daha çok genç göçmen nüfustan kaynaklanıyordu. Ancak bu seferki ayaklanmalar, yalnız göçmen ve azınlıkları kapsamıyor, başta geleneksel sanayiler olmak üzere geniş bir işçi hareketi ve grev dalgası bu yeni ayaklanmanın merkezini oluşturuyor. Bugün Fransa'da olanlar 1871'den az değildir hatta sonuçları itibarıyla daha da derindir bizce...

Başlayan grevler ulaşımı aksatıyor ama daha da önemlisi limanlara ve nükleer santrallere yayılan grev dalgası ekonomiyi durma noktasına getirdi. Fransa'da şu an 19 nükleer santral bulunuyor ve grev halinde bu santrallerin 16'sı duracak; bunun anlamı ekonominin tümüyle stop etmesidir. Ancak hiç şüphesiz ki bu Avrupa'nın krizidir ve yalnız Fransa ile sınırlı değildir.

Fransa'da bunlar olurken, merkezi Paris'te bulunun Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) küresel ekonominin "düşük büyüme" tuzağında olduğunun altını çizen ekonomik görünüm raporu yayımladı. OECD, düşük büyüme sorununun aşılması doğrultusunda, şimdiye değin uygulanan genişlemeci para politikalarının da artık faydasının olmadığını hatta bu politikalarının sorunu derinleştirdiğini yazdı. OECD, merkez bankalarından artık umudunu kesmemiz gerektiğini söylüyor. Yani Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) milyarlarca euro'yu ortalığa saçmasından, negatif faiz uygulamalarından başta Avrupa olmak üzere, gelişmiş ülkeler sonuç alamayacak.

Peki, OECD bunun için ne çözüm öneriyor; işte burası da çok açık değil ama burada ilginç bir cümle de var; raporda "Her ülke kendi sorunlarını analiz etsin ve kendi yolunu belirlesin, ihtiyaçlarını tespit etsin" gibisinden bir cümle de var. Bunun dışında kredilere ulaşımın kolaylaştırılmasını, verimsiz borçlanmaların bitmesi isteniyor ve işgücü piyasalarıyla ilgili güçlü, düzenleyici reformların gerekliğine işaret ediliyor. Fransa'da süregiden ayaklanmalar, Paris merkezli OECD'nin karamsar raporu, İngiltere'de bu ay yapılacak AB'de kalıp kalmama referandumu, ABD'de yaklaşan seçimler ve Fed'in kararsızlığı, 2008 krizinin aslında yeni daha derin bir aşamasına girdiğimizin işaretleri olarak karşımıza geliyor.

Cemil Ertem/Milliyet

  • 5
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Gezi kalkışması, toplumsal alanda, özellikle kendini dindar hisseden insanların acı hatıralarını tetikledi. Yaşanan vandallıklar insanların "bir arada yaşama hissiyat"larına, "ortak duyuş"larına zarar verdi. Kendisini bir "gündelik hayat savunusu" diye pazarlayan Gezi kalkışması gündelik hayatı terörize etti.
Gezi kalkışmasının Türkiye'nin uluslararası itibarına ne denli zarar verdiğinden bahsetmeye bile gerek yok. Gezi olaylarının ardından uluslararası kamuoyunda "Erdoğan karşıtlığı" başlığı altında tam anlamıyla bir Türkiye düşmanlığı yapıldı.
Bütün bunların yanında Gezi kalkışması bana sorarsanız en çok da akademik dünyaya zarar verdi. Türkiye akademyasında her daim devrimci şiddeti kutsayan bir damar olageldi. Ancak bu damar hep marjinal kaldı. Gezi kalkışması sonrasında kendisine "muhalif" diyen akademisyenlerin kahir ekseriyeti "sokak şiddeti"ni kutsamaya, meşru siyaseti ve bu siyasetin temsilcilerini küçümsemeye başladı. Yaklaşa yaklaşa en fazla PKK'nın siyasetteki temsilcisi HDP'ye yaklaşabildiler.
Gezi kalkışması, Türkiye'de olan bitenden, yaşanan gelişmelerden rahatsız olan dış güçlerin, evet üstüne basa basa söylüyorum sömürgecilerin ve onların yerli işbirlikçilerinin marifetiyle gerçekleşti. "Anti-emperyalizm" edebiyatı yapanlar "emperyalist" dediklerinin emrine amade bir biçimde örgütlediler bu sokak kalkışmasını.
Evet mesele "ağaç" olmadığı gibi, karşımızdaki de 3-5 çapulcu da değildi. O yüzden Gezi kalkışmasının boşa çıkarılması, kamu düzeninin yeniden tesis edilmesi Türkiye adına bir kazanımdı.
Gezi kalkışmasından bu yana bu milletin karşısındaki şer ittifakı daha görünür bir hal aldı. Sureti haktan görünenler kendini gizleyemez oldu. Taşlar bir bakıma yerine oturdu.
Şu anda Türkiye siyaseti ve ekonomisinde bir umut havası hâkim. Bunu bozmaya yeltenenler olduğu ve bunun için yeniden her tür siyaset dışı unsuru kullanmak için bekledikleri malum. Rehavete kapılmamak, uyanık olmak, gayret üzere olmak gerekir..

Fahrettin Altun/Sabah

  • 6
  • 18
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Efendim, "Gezi" Erdoğan'ın aklından bir türlü çıkmıyormuş. Çok korkmuş. Gezi'nin çiçek çocukları onu endişelere gark ediyormuş. Uykuları kaçıyormuş... Unutamıyormuş o günleri... Şanlı "Gezi nümayişinizi" biz de unutamıyoruz, evet... Bu kadar pervasızlaşabileceğinizi, rezillikte sınır tanımaz bir tutumu temellük edeceğinizi kestiremediğimiz için unutamıyoruz.

Gezi'nin "çiçek çocukları"ymış... Şuna, zengin sınıfının "bindirilmiş kıtaları" desenize... Normal ülkelerde yoksullar, işsizler, koğulmuşlar, "ayak takımı" tabir edilen kitleler ayaklanır, bizde arkasında holding desteği bulunan okumuş, eğitilmiş, "aydınlanmış" tuzu kuru şehir çocukları ayaklanıyor. Bu işte bir terslik yok mu? Gezi, hak arayışındaki kitlelerin haklı isyanı değil, sınıfsal bir itirazdı.

Devrim değil, rezillikti! Başkalarını kendinize (kendi sınıfınıza) yakıştıramadığınız için ayaklandınız. (Bkz. "Devrimciler burada, makarnacılar-kömürcüler nerede?" sloganları.) "Göbeğini kaşıyan kıllı ayı" siyasetin ve iktisadın merkezinde yer almaya başladığı için ayaklandınız. Tarihsel bir imtiyazdan geldiğinizi düşündüğünüz ve bu imtiyazı sürdürecek siyasi akıldan yoksun olduğunuzu fark ettiğiniz için ayaklandınız. Çaresiz olduğunuz için ayaklandınız. Merkel'in ve Soros'un gönlünü hoş etmek için ayaklandınız. Pensilvanya'nın dümen suyuna sokulduğunuz için ayaklandınız. Türkiye'ye çağ atlatacak altyapı dönüşümlerinden ürktüğünüz ve iktidar olma şansını ilelebet kaybettiğinizi anladığınız için ayaklandınız.

Devrim yapacaktınız... Holding destekli "sosyalist devrim" (!). Etrafı yakıp yıkarak... Kamu araçlarını ve binalarını tahrip ederek... Ölerek... Öldürerek... "Sınıf aşağılamasına" dayalı sözleri espri diye dolaştırarak... Halka küfrederek... Kemal Kılıçdaroğlu gözlerinizden öpmüştü. Cem Boyner, size benzemekle ("çapulcu" olmakla) övünmüştü. Hani, "toprak satalım, borçlarımızı ödeyelim" diyen, en büyük hobisi hayvan öldürmek olan Cem Boyner...

Ahmet Kekeç/Star