Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Alman Federal Meclisi'nin 1915 olaylarını soykırım olarak değerlendiren tasarıyı onayladığı güne... Avrupa Birliği birkaç ay önce mülteciler konusundaki sıkışmışlığını doğrudan Türkiye'ye fatura etmeye kalkışmışken Merkel, "bir dakika!" demişti; "Türkiye'yle işbirliği yapmadanyol alamayız." Sonra gidiş gelişler başladı. Böylece hem AB hem de Türkiye için yeni bir "kapı" aralandığı sırada Alman YeşillerPartisi geçen yıl nisanda geri çektikleri tasarıyı tekrar tezgâh üstüne çıkarttı. Merkel'in sağ kolu sayılan Hıristiyan Birlik Partileri meclis grup başkanı Kauder "tasarı yazdan önce geçer" demişti de bizim dışişleri falan pek ihtimal vermemişti. Ne olduğunu dün gördük.

Sonuç? Tıpkı Rusya'yla olandaki gibi... Uçağı vurmakta haklıydık. Fakat konjonktür bakımından "zamanlama"nın feci olduğu da açıktı. Şimdi de benzer bir krizin içindeyiz. Merkel diyebilir ki, benim hükümetimin Ankara'yla kurduğu ilişkileri Alman Meclisi'nin aldığı sembolik karar etkilemez.
İyi ama... Zamanlama berbat! Panik yapmaya hiç gerek yok.
Fakat sormak gerek... Bütün bunlar rastlantı olabilir mi? Kim Türkiye'nin hamlelerini daha başlarken ve ne için sabote ediyor? Önümüzdeki günlerde yaşayarak alacağımız "ders"lerin konusu bu soruların cevapları olacak.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 2
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Sadece Almanya mı, aslında her gün Batı'nın tarih önünde yeni bir sınavı daha kaybetmesine şahit olunmuyor mu? Irkçılık Batı kültürünün derinlerinde yatan bir hastalık; bu karanlık ve kanlı zihniyet sömürgecilikle bütün başka kıtaların özellikle Afrika'nın damarlarını kesmekle kalmamış, günümüzde başta Ortadoğu olmak üzere hâlâ insanlığı katleden, ülkeleri yağmalanacak, toplumları parçalanacak nesnelere dönüştüren bir anlayış olarak yaşamaya devam etmiyor mu?
Elbette Alman parlamentosunun verdiği karar tarihi gerçeği değiştirmeyecektir. İmparatorluğun yaşadığı savaş ortamında Rus ordusunun işgal sürecinde Taşnak çetelerinin saldırıları altında, İmparatorluğun başka bölgelerine gönderilmesi, yerleştirilmesi gayesiyle tehcir edilen Osmanlı Ermenilerinin yaşadıkları dramı, o zaman aralarında Ermenilerin de bulunduğu Osmanlı yöneticilerinin anlamadığını kim söyleyebilir? Tarihin kırılma anlarında yaşanan büyük alt-üst oluşlar, savaş ve İmparatorluğun parçalanmasının, yapı içinde yer alan her topluluğa büyük acılar yaşattığı gerçeğini unutmamak gerekir. Tarihe intikam öç alma sahası, dış politika malzemesi üretilecek bir yer olarak bakmak problemli bir durumdur.

Vedat Bilgin/Akşam

  • 3
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Abdülhamit'in millete hizmetleri saymakla bitmez. O yüzden İmparatorluğu ayağa kaldırmaya kalkan bu yöneticiyi Batı elbette bağrına basmayacaktı. Dört yandan saldırdılar. Kendisinden sonra gelecek İttihatçılardan farklı olarak hiç kimseyi asmamış olan Abdülhamit'e "Kızıl Sultan" lakabını taktılar. Onu kanlı ve zalim olarak yansıttılar.
Ancak Abdülhamit'e vurulan darbenin en 'işlevsel' meşrulaştırıcıları, Müslüman tebanın öncüsü sayılanlardı. Örneğin millî şairimiz bir şiirinde, "Kızıl Sultan" diyen ecnebi ağzından ödünç alarak ona 'kızıl kâfir' demişti. Hal edilmesi fetvasını verenlerin içinde büyük alim Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır yer almıştı. Said Nursi, istibdat kelimesiyle eşanlamlı gördüğü Abdülhamit'in en büyük muhaliflerindendi.
Abdülhamit'i yıkanların devamındaki iktidar döneminde sürgünde yaşamak zorunda kalan merhum millî şairimiz onun için, "'Giden semerciyi, derler, bulur muyuz şimdi?/ Ya böyle kalfa değil, basbayağı muallimdi/ Nasıl da kadrini vaktiyle bilemedik, tuhaf iş/ Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş!" diyerek pişmanlığını dile getirecekti.
Elmalılı Yazır ise, "Başıma ne geldiyse bunun manevî sillesidir. Gençlik saikasıyla bir iştir işledim. Allah beni affetsin!" diyerek hal fetvasındaki imzasından ötürü af dileyecekti.
Her ne kadar öğrencilerinin çoğu yakıştıramasa da Said Nursi de hata işleyen bir fani idi ve o da Abdülhamit'e muhalefetinin özeleştirisini yapmıştı. Hatta yıllar sonra öğrendiğimize göre, vefatından kısa süre önce, Abdülhamit'in torunu Nemika Sultan'dan üç kez helallik isteyecekti.
31 Mart Ayaklanması bahane edilerek devrilen Abdülhamit'e, azil kararını bildiren heyete 'asrın en siyasî padişahı' şöyle diyecekti: "Ben milletimin iyiliği için çok çalıştım. Hepsi mahvoldu. Hepsinin üstüne sünger çekildi. Kaderim böyle imiş. Müsebbiplerini varsın millet bulsun."
Millet, 'müsebbip' olmaya tevessül edenleri, bugün hiç olmadığı kadar net görüyor.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 4
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Garip ve bence de bir o kadar gereksiz bir tartışma yürüyor muhalefet cephesinde.. "Cumhurbaşkanı Erdoğan üniversite mezunu mu değil mi?" Bu garip tartışmayı yürütenlerin anlamadıkları, kafalarının almadığı pek çok konu var..

1) Erdoğan'ın temsil ettiği politik hareketin akademik kompleksleri yoktur.. (Gerçi solun efsane lideri Bülent Ecevit lise mezunuydu ve CHP seçmeni bunu çok dert etmezdi..) 2) Cumhurbaşkanı seçilme kriterleri istenseydi değiştirilebilirdi..

(Hem de 2007'deki referandum koşullarında, tek cümlelik bir değişiklikle pek âlâ halledilebilirdi..) Bu garip tartışmadan hangi neticenin murad edildiğini bilmiyorum.. Ancak şunu bir gazeteci olarak sorguluyorum elbette..

CHP bu saçma sapan iddia ile ilgili yeteri kadar tahkikat yaptırdı mı, yaptırmadı mı? En azından etrafındaki yanındaki yakınındaki bu konuya çalışmış kişilerle konuştu mu, konuşmadı mı?.. Eski CHP milletvekili.. Eski YÖK üyesi..

Marmara Üniversitesi'nin uzun yıllar akademik kadrosunda yer almış bir öğretim üyesi.. Aydın Ayaydın, bakın bu tartışmalar başladığında ne demiş; "... Sınıf arkadaşlarından biri de şu anda Marmara Üniversitesi'nde Profesör olan Mehmet Emin Arat... (Tayyip Erdoğan'ın) mezun olduğu tarihte, ihtilalden sonra YÖK kurulduğu için İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nin ismi Marmara Üniversitesi olarak değişti. Bu nedenle Sayın Erdoğan, 4 yıllık eğitim veren Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi diploması aldı... Erdoğan, Aksaray Fındıkzade Molla Gürani Caddesi'nde faaliyet gösteren, 4 yıllık eğitim veren İktisat ve Ticaret Yüksekokulu'ndan mezundur. Yangının çıktığı okuldan mezun değildir..." Kemal Kılıçdaroğlu'na da genel başkanlığının ilk yıllarında başdanışmanlık yapan Aydın Ayaydın, asistan olarak Erdoğan'ın hem sınavlarına hem de "para kredi dersine" girdiğini söylüyor..

Okul arkadaşı istiyordun ya..Al sana arkadaş..

Ersoy Dede/Star

  • 5
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Elbette sivil- asker ilişkileri Türkiye demokratik siyasetinin en uzun süreli tartışılan merkezi bir konusu. Askerin siyaset kurumu üzerindeki uzun süreli vesayeti ancak AK Parti döneminde kontrol altına alınabildi. 28 Şubat darbesinin siyasi enkazı üzerinde yükselen AK Parti sadece 2007 e-muhtırasını göğüslemekle kalmadı. Aynı zamanda AB'ye uyum sürecinin getirdiği reformlarla ordunun demokratik denetimini belli ölçüde temin edebildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın etkin liderliği sivillerin askerler üzerindeki hâkimiyetini pekiştirdi. Türkiye'nin vesayetlerle hesaplaşması anlamında kritik bir sivilleşme sürecine geçildi. Hayati iç ve dış politika kararlarının siviller tarafından alındığı olgusu siyasi hayatımıza yerleşti. Hatta muhalefetin Erdoğan'a yönelttiği "otoriterleşme" suçlamasının bu kadar tekrar edilmesinin bir sebebi de siyasetin muktedir olmasının yarattığı yenilik duygusu ya da kaygısıdır.
Ancak Ergenekon ve Balyoz davalarının paralel yapı tarafından rayından çıkarılması ile kurum olarak ordunun etkinliğinin ve moralinin zayıflatıldığını da görmeliyiz. Devlet kurumlarını demokratik bir dönüşüme uğratma ameliyesi sırasında aktif hale gelen paralel yapı ziyadesiyle olumsuz etkilerde bulundu. Siyaset kurumunun gücü konsolide etmesini zorunlu kılacak bir ortam yarattı. Gezi olayları ile başlayan siyasi türbülansa yeni bir ivme kattı.
Dahası, Türkiye demokrasisinin yerleşik hale gelmesi için vazgeçilmez olan bir alanda, yani "kurumların etkinliği" alanında ciddi bir zafiyet oluşturdu. Bugün ordu da dahil devlet kurumlarının etkin işlemesi hususu hukuk devleti olgusunun pekiştirilmesi kadar elzemdir. Hatta bu ikisi sıkı sıkıya birbirine bağlıdır. İşte bu sebeple AK Parti iki şeyi aynı anda yapmak zorunda. Terörle mücadele ve Suriye iç savaşı ortamında hem bir kurum olarak ordunun etkinliği artırılmak durumunda. Hem de demokratik denetim daha da pekiştirilmek zorunda. Bu zorlu görev paralel yapının henüz tasfiye edilmediği gerçeği ışığında gerçekleştirilmeli. Bölgemizin yakın vadede değişmesi mümkün olmayan konjonktürü sebebiyle güçlü-etkin bir orduya ihtiyacımız var. Ancak darbe yapma ihtimalinin ise tümüyle bertaraf edildiği bir sivil denetim altında olmak şartıyla.

Burhanettin Duran/Sabah

  • 6
  • 17
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Her neyse, elin çapulcusu zor durumda... 'Gezi ruhundan korkuyorlar' diyen yerli çapulcuların da morali çok bozuk haliyle... 'Hepimiz çapulcuyuz' diye ortaya çıkan bizim baronların çıtı çıkmıyor... Oturduğu yerden 'Diren zart, diren zurt!...' çağrısı yaparak iktidarı devireceğini sanan Babıali çapulcuları "Gezi Gezi dediğin nedir ki gülüm?!.." demeye başladı... Bir isteksizlik, bir yılgınlık var…
Üç beş çapulcu dışında sokağa çıkan olmadı… CNN, BBC, Reuters..vs, canlı yayın için Gezi'ye gelmedi... 'Türkiye'de polis orantısız güç kullanıyor' diye twit atsan ne yazar, kim takar?... Avrupalı, kendi çapulcularını demokratik bir şekilde sopalamakla meşgul!... Köprü yapma, havalimanı yapma, Marmaray'ı kumla doldur kapat..vs, desen.., o da olmaz…
Velhasıl bizim çapulcular çok kısmetsiz... Olacak iş değil... Zamanı mıydı şimdi?... Tam Gezi ruhunu canlanacaktı, Avrupalı çapulcular orantısız saldırı altında... Yapacak bir şey kalmayınca işi salağa bağladı "bağzı" gezici çocuklar!... Efendim Erdoğan bu sefer Uganda'ya kaçmış, oradan da Kenya'ya geçmiş… (Uçağa kaç ton altın yüklemiş, onu söylemiyorlar!..)
Kılıçdaroğlu ise anlını öpecek çapulcu bulamadı… Ama Gezi'yi andı… 'Erdoğan'a diz çöktürdüler…' dedi… (Nasıl diz çökmüşse artık?!...) Erdoğan o zaman Başbakandı, Gezi'den sonra cumhurbaşkanı oldu.., (Bu iş başkanlığa kadar gider…) Kemal abi.., yap bize bir iyilik, söyle senin şu çapulculara, bize de diz çöktürsünler… Hadi be abi!...

Hikmet Genç/Yeni Şafak