Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Hani Ecevit köykent kurmuştu da seçimde köykentin sandığından partisine bir tek oy bile çıkmamıştı... Meğerse böyle tam 3 bin 896 "vaka" varmış. CHP genel merkezi Türkiye'yi ve İslam dünyasını kurtarmayı bırakmış, hangi CHP üyesinin CHP'ye oy vermediğini araştırmış. CHP üyesi olup da oy kullandığı sandıktan CHP'ye bir tek oy bile çıkmayanların adedi 3 bin 896... Bunları tesbit etmişler, partiden kovacaklarmış.
Meğerse geçen kurultaylardan birinde bir karar almışlar (iskemle üstüne çıkıp göbek atan şişman arkadaşlara gülmekten bu tüzük değişikliğinin farkına varamamıştık), bir sandıktan partiye hiç oy çıkmaması durumunda o sandık çevresinde kayıtlı bütün üyelerin kayıtları silinecekmiş! CHP özgürlük ve demokrasi dersi veriyor.
Partiye üye olup da partiye oy atmamak yasak. Düşünce ve vicdan hürriyeti ancak Anayasa'da yazıyor, CHP tüzüğünde yok. Böyle böyle 3 bin 896 kişi saptamışlar.
Kazada ölü sayısının artmasından korkulur! Ama içlerinde "hastalık ve zorunlu seyahat" gibi "haklı gerekçeleri" olanlar da çıkabilirmiş. Şimdi sorun sağlamlarla çürükleri ayırmak. Bunu için "yüz yüze" görüşmeler yapılacakmış.
Kemal Bey, Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar, Şafak Sezer gibi komedi sanatçılarıyla çekişmeye girdi.
Yurt dışından doktoralı 25 bin kişinin çalışacağı, hani şu Şanghay'dan mal getirtip paketleyecek ve Baku'ya gönderecek sanayi kenti Kemalingrad'dan CHP'ye kaç oy çıkardı acaba, merak ettik. Ama Kemal Bey'e sorarsanız "CHP tüm temel sorunlarımıza çözüm getiren plan ve projeleriyle Türkiye'yi yönetmeye hazırdır" diyor. Böylece komedyenlere tur bindiriyor.

Engin Ardıç/Sabah

  • 2
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Bugün bu oyunu büyük bir rekabet içinde ABD ile Rusya oynuyor; hem de mücadeleyi epey geniş tutarak. ABD, Rusya'nın siber terör yaptığını ve ABD seçimlerini etkileyecek girişimlerde bulunduğunu iddia ediyor; Rusya da ABD ajanlarının Moskova'yı mesken tuttuğunu savunuyor.

ABD, NATO'nun füze savunma sistemini Doğu Avrupa'da güçlendirirken; Rusya Manş Denizi üzerindeki Fransız ve İngiliz hava sahasını bombardıman uçaklarıyla taciz ediyor. ABD, Rus diplomatlarını otoyol polisinin takipleriyle bunaltırken, Rusya ABD diplomatlarının köpeklerini öldürüyor, kimliği belirsiz kişilerle uyuşturucu iğneli saldırılar düzenliyor.

2014'de Ukrayna'daki ayrılıkçıların Malezya uçağını düşürmesinden itibaren bu ve benzeri çok vaka yaşandı; yaşanmaya devam ediyor. Kosova'nın bağımsızlaştırılmasına karşı Ukrayna kartını oynamış olan Rusya, ABD'nin Irak müdahalesine karşı da Suriye müdahalesi ile Ortadoğu sahnesinde yerini aldı. Ancak bu hamleler, Irak-Suriye coğrafyasında iki gücün adeta karşı karşıya gelmesine yol açacak bir aşamaya ulaştı.

ABD, Irak'ta Rusya'ya alan açmamak için Rusya müttefiki İran etkisindeki Bağdat yönetimine çiçek gönderiyor; bu politikasının teminatı olarak da Irak'taki Türk varlığını hedef alıyor. Türkiye'yi İran lehine dışarıya taşımaktan söz eden ABD, bunun uzun vadeli sonuçlarını sadece Rusya'nın Suriye'deki varlığı ile ölçüyor. Böylece hem KuzeyIrak Türkiye ittifakının bozulmamasını, hem de Türkiye'nin Bağdat'ı kızdıracak kadar Kuzey Irak lehine adım atmamasını istiyor.

Öte yandan Rusya ise ABD'nin Suriye'de etki oluşturmaması için ABD müttefiki Türkiye'nin gönlünü alıyor. Ancak Rusya Türkiye'nin sadece ABD'nin PYD üzerinden gelişini durdurmasını, daha ötesine ise karışmamasını istiyor. Bunun en önemli nedeni ise İran-Rusya ittifakına zarar vermemek.

DAEŞ olgusunun esasen "İran'ı kim kazanacak?" yarışına hizmet ettiğine şüphe yok. Soru bu ise o zaman "Türkiye'yi de kim daha fazla kızdıracak?" türünden bir sürece girilmiş olması tutarlı. ABD, aynı anda Türkiye ve Suudi Arabistan'ı kızdırarak İran'ı kazanır mı, bilinmez. Ancak görünen o ki, sonunda Irak ve Suriye kocaman bir Lübnan olacak; Türkiye ile İran'a da, tarihte İran ile İsrail'in Lübnan'da oynadığı rol önerilecek.

Beril Dedeoğlu/Star

  • 3
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

75 yıl bekâr kalan (gizli bir birlikteliği yoksa tabii) Gülen'in bir sabah uyanınca evlenmeye karar vermesi için daha sağlam bir nedeni olmalı değil mi? Gülen'in bu işe, Saidi Nursi'nin risalelerinde kastettiği ebter, yani "soysuz ve çocuksuz yenilmiş" olmadığını kanıtlamak için girebileceğini söyleyen de var... Türkiye'ye iade edilmemek için ya da malvarlığını korumak kaygısıyla hareket ettiğini de...
Türk resmi makamları bu konuyu yakından izlemeli. ABD'li yetkililere olası bir evliliğin yargıdan kaçma amacı taşıyan hileli bir durum olacağını şimdiden anlatmalılar. Üstelik de yalnızca Pensilvanya'da değil, San Francisco gibi rahat yasaları olan kentleri barındıran Kaliforniya ve diğer eyaletlerde de bu işin izi sürülmeli. Aslında en çok kaygılanması gerekenler, hâlâ Gülen'in yanında kölelik yapanlar, "şakirtler." Zira Gülen evlenmek için illaki örgütten birini seçecektir. Bu durumda hocalarına karşı kendilerini kollamaları şart! Hatta eşlerini de. Çünkü Gülen, çetenin malvarlığı dışarı çıksın istemez. Birine "boşan karınla ben evleneceğim" diyebilir, yeter ki güvensin.
"Olur mu" demeyin, Fetullah'ın bir lafına bakar. "Git ülkenin insanlarını tara, meclisini vur" emirlerini "din adına" yerine getirdiğini düşünen FETÖ'cü bir robot, örgütü ve efendisi için değil karısını-kocasını boşamak öldürür de.
Hadi bunca olan bitenden sonra hâlâ Gülen'in yanında duranda, zaten artık "insani vasıf" falan aranmaz.
Ama bu yapıya azıcık sempatiyle bakanlar da utanmalı, nasıl bir kolektif kötülüğün ürkek savunucusu olduklarını artık anlamalılar. Görmüyor musunuz, yukarıda bahsettiklerimiz, 15 Temmuz'da eğer başarabilseydi Türkiye'ye gelip halifeliğini ilan edecek olan o adamın sözüm ona duygusal hayatı!

Melih Altınok/Sabah

  • 4
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Önceki gün, İstanbul'daki Enerji Zirvesi'nde ortaya çıkan gelişmeler, karamsar beklentileri tersine döndürdü. Çevremizdeki en büyük ekonomik partner olan Rusya ile öyle bir fotoğraf verdik ki… Tarım ürünleri ihracatındaki daralmanın genişleyeceği görüldü. Kriz içine giren turizm sektörünün rahatlayacağı ortaya çıktı. Rusya'da yatırımları olan müteahhitlerimizi mutlu edecek gelişmeler yaşandı. Bitmedi, yetmez. Savunmadan enerjiye, uzay teknolojilerinden nükleere kadar pek çok alanda yatırım kararları alındı…

1) Dev bir proje olan Türk Akımı için imzalar atıldı.

2) Akkuyu'daki nükleer santral projesi hızlandırıldı.

3) Uzun menzilli füzeler konusunda işbirliği iradesi ortaya konuldu.

Bunlar, öyle burun kıvrılacak, yabana atılacak işler değil, son derece büyük projeler. HemTürkiye'yi, hem de Rusya'yı rahatlatacak işler! Gelinen noktada "Kim kazandı?" diye sorulursa,Rusya da biz de kazandık. Kaybeden ise ABD ve Avrupa oldu. Mutlu olmayacaklar tabii! Bütün bu gelişmeler, üç önemli gerçeği ortaya koydu:

1) Türkiye'nin, hem bölgesinde, hem de dünyada değişik alternatifleri var.

2) Bunca engellemeye, düzenlenen operasyona ve oluşturulmak istenen algıya rağmen, ayaktayız.

3) Halen büyük projeler peşinde koşuyor ve yıldızlara doğru ok atıyoruz.

Bir yandan hem içte, hem de dışta terörle mücadele ediyoruz. Daha düne kadar şehirlerde hendek kazıp, kalkışma planlayan PKK'ya kırsalda da can çekiştiriyoruz. Fırat KalkanıOperasyonu ile DAEŞ'e tarihinin en büyük darbesini vuruyoruz. Diğer taraftan da Türk Akımı gibi dev bir projeyi hayata geçirip, ilk nükleer santralımızı oluşturuyoruz. Kredi değerlendirme kuruluşları ne derse desin… Bugün, Türk ekonomisi, dünyanın en hızlı gelişen ilk 5 ekonomisi arasında.

Emin Pazarcı/Akşam

  • 5
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

İki gün arka arkaya, Ak Parti'nin ilçe başkanları PKK tarafından katledildi. Önceki gün, yüzlerce aşiret önde geleninin Van'da buluşarak, birlik beraberlik çağrısı yapıp teröre karşı duracaklarını ilan etmelerinden saatler sonra, Van'ın Özalp İlçe Başkan Yardımcısı Aydın Muştu çocuklarının gözleri önünde katledildi.
Ertesi gece de, Ak Parti Diyarbekir Dicle İlçe Başkanı Deryan Aktert teröristlerce şehit edildi. PKK cinayetleri "gururla" üstlendi. Hatırladığınız gibi, geçtiğimiz ay, Hakkârili Ak Partili siyasetçi Ahmet Budak da, bir gece yarısı evinde çocuklarının gözleri önünde öldürülmüştü. PKK, sahada hem millet hem de devlete karşı verdiği savaşı kaybetmesi sonucu bu alçak cinayetlerle bölgeyi isyan ve kaosa sürüklemeyi amaçlıyor gibi görünüyor.
Konuyla ilgili, hem bölgeyi en iyi bilen isimlerden hem de şehit Deryan Bey'in arkadaşı Ak Parti Diyarbakır İl Başkanı Muhammed Akar ile görüştüm. Akar, bu cinayet dalgasını şöyle yorumladı:
"Görebildiğim kadarıyla, bölgede terör örgütüne karşı bir isyanın başlamış olması gözden kaçmayan somut bir tespittir. 15 Temmuz darbe girişimi sırasında ve sonrasında bölge dik durdu. Millî irade nöbetleri çok kalabalık geçti. Sadece biz 100.000 bayrak dağıttık. Bir birlik ruhu oluşmuştu.
Dicle benim de ilçemdir. Şehidimizle aynı mahalledenim. Yaklaşık üç ay önce Tabur Komutanlığı binasında bir bomba patlamıştı.
Şehit ve yaralılarımız vardı. Orada kendisiyle terörü protesto yürütüşü tertip etmiştik.
Dicle'de çok kalabalık bir yürüyüş, "Kahrolsun PKK" sloganlarıyla gerçekleşmişti. Ondan beri tehditleri çok arttı. Cesurdu ve belki de o yüzden gece 11'de işyerindeydi.

Hilal Kaplan/Sabah

  • 6
  • 16
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Bugün ihtilaf mevzuu olan ve DAEŞ'ten kurtarılması için devletlerin ittifak arayışında oldukları Irak'ın ikinci büyük şehri Musul ise 800 DAEŞ'li tarafından tek kurşun atılmadan 10 Haziran 2014 tarihinde ele geçirildi. Şehirdeki binlerce iyi donanımlı Irak askerî birlikleri, komutanları ve valiyle beraber silahlarını da bırakıp kaçtılar. DAEŞ adlı terör örgütünün tehlikeli gidişatı üzerine Türkiye, Iraklı idarecilerin talebiyle Başbakan Ahmet Davutoğlu döneminde 2015 sonunda Musul'un 30 km kuzeyinde Başika denen yerde 600 askerle bir üs kurdu.
Bu üs, o günden beri buradayken şimdi Haydar el Abâdî, âni bir arzuyla Türk askerinin çıkıp gitmesini istemekte. Bu isteğin yapıldığı ve bugün tekrar giderek gündeme oturan Irak'ın mevcut vaziyeti nedir?
10 yıl içinde iki kere işgal yaşayan Irak, koalisyon güçleri daha açık bir ifadeyle Amerika tarafından İran'a teslim edildi. Belki maksat bu değildi. Fakat varılan netice böyle oldu. Daha sonra da Arap Baharı adı altında Suriye de İran ve Rusya'ya teslim edilecektir. Irak, bugün Şiî Araplar, Sünni Kürtler, Selefi DAEŞ arasında bölünmüştür. Fiilen 3 ayrı parçadır. Sünni Araplar, gördükleri kötü muamele sebebiyle yönetimden şikâyetçidir. Ayrıca Kerkük, Musul ve Telafer gibi Türkmen bölgeleri vardır... Kısaca çizmeye çalıştığımız bu coğrafi, insani ve ırkî manzara kavranmadan Irak'ın anlaşılması mümkün değildir. Şia mensubu olması ve -herhâlde- aldığı eğitimle Haydar Cevad Kadim el Abâdî, münhasıran kendi adına konuşmuyor. İran ve İngiliz muhabbet ve tesiriyle konuştuğu aşikâr.
"Koalisyon gücü" diye tâ Yeni Zelanda'dan bile asker varken ve bu asker bulunduran devletler 63 gibi inanılmaz bir sayıdayken bu zât, hemen önünü görmeyip Türkiye'ye sataşması insafsızlıktır. Mehmetcikten rahatsız olmasının sebebi ne? İsmi Mehmetcik diye mi? Kıblesi var diye mi? Böyle kimselere Türkçe'de "sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?" diye sorarlar.
Bırakın Musul'u, topyekûn Irak ve topyekûn Suriye, I. Cihan Harbi sonuna, 1920-25'lere kadar İstanbul'a bağlıydı. Bağdat da Şam da vilayetlerimizdi. Batı Trakya gibi Musul, Kerkük, Süleymaniye Misak-ı Millî hudutlarımız içindedir. Bunları demek bir millî şuur pekiştirmesi ve hakikati hatırlatmak içindir. Yoksa "kalkın fethe gidiyoruz!" demek değil. Kimse bizden tarihimize gafil kalmamızı beklemesin. Diğer taraftan bölge insanıyla din birliği, kültür birliği ve Suriye ve Irak'taki yüzbinlerce Türkmen'le ırk ve dil birliğimizi var.
Bu gerçekler mevcutken ve üstelik hudutlarımız tâciz edilirken ve ortada da aynen Suriye'de olduğu gibi şeklen bir Irak devleti kalmışken el Abâdi'nin Türkiye'nin dostluğunu kazanmak akıllığı göstermek yerine bir yerlere yaranmak adına lüzumsuzluklar yapması bir kere daha Irak'a ziyan verir.
800 tane DAEŞ çapulcusu önünden kaçan bir ordu. Şeklen ayakta bir devlet. Ve o devletin mağrur Başbakanı! Ey Başbakan!.. Türk Ordusu, Mehmetcik, Başika'dan çekilmeyecek, aksine bölgenin emniyet, huzur ve istikrarı için daha da çoğalacaktır.

Rahim Er/Türkiye