Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Dış politikada veya diplomaside söylemler bazen eylemler kadar ağırlıklıdır. Ama bu gerçeğin farkında olmayanlar söylemlerin rüzgârına kapılırlar... Mesela CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin'in basın toplantısında söylediği gibi, "Hani Musul'daolacaktık? Türkiye hiçbir dönemde bu kadar zor durumda kalmamıştır" falan derler... Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Musul Harekâtı ile ilgili olarak vurguladığı gerçekler,Türkiye'nin harekât dışında tutulursa Irak'a karşı askeri operasyon yapacağının uyarısı değildi ki... Musul Harekâtı'na ilişkin olarak Türkiye'nin duyduğu endişeleri Cumhurbaşkanı dünkü konuşmasında da seslendirdi...
"- Ülkemizin ısrarla Musul operasyonu dışında tutulmaya çalışılması, orada da DEAŞ bahanesiyle kurulmaya çalışılan mezhep çatışması kapanını bozacağımız içindir. Biz bir Sünni-Şii çatışmasına 'evet' diyemeyiz. 'Biz Şii-Sünni çatışmasına müsaade etmeyeceğiz' diyorlar. Tamam da Irak ordusu kimlerden oluşuyor. Irak ordusu Şiilerden oluşuyor. Musul'a geldikleri zaman Sünnilerle vuruşacaklar. Oraya Haşdi Şabi'yi sokacaklar, karşılarında kim var Haşdi Vatani. Onlar Musul'un yerli insanları. Haşdi Şabi dışarıdan geliyor. Biz yeni mezhep çatışmalarına 'evet' diyemeyiz.
Dış politikada eylemler ile söylemler arsındaki benzer ilişkiyi, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında da görürüz. Örneğin Lozan Antlaşması sonrasında TBMM kürsüsüne çıkan Mustafa Kemal "Lozan'la Misak-ı Milli gerçekleşmiştir" deyince kapatılan Meclis-i Mebusan'dan TBMM'ye katılan Kocaeli mebusu Sırrı Bey oturduğu yerden "Hayır, gerçekleşmedi" diye bağırır. Mustafa Kemal ona "Sen Misak'ı Milli'yi nereden bileceksin" diye cevap verince de Sırrı Bey "Misak-ı Milli'yi ben yazdım" der. Mustafa Kemal bunun üzerine "Yazdın da iyi halt ettin" diyerek Sırrı Bey'i azarlar.
1923'ün gündeminde de Misak-ı Milli, dolayısıyla Musul vardı... Kısacası Musul daimaTürkiye'nin gündeminde olacaktır.

Mehmet Barlas/Sabah

  • 2
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Çok ilginçtir ki M. Kemal Musul sorununu ve önemini biliyordu. Açıkçası göze alınamamıştır bu sorunun üzerine gitmek o günün koşullarında. Şunu söyler: "Musul sorununu bugünden halledeceğiz. Ordumuzu yürüteceğiz, bugün alacağız dersek bu mümkündür. Musul'u gayet kolaylıkla alabiliriz. Fakat Musul'u aldığımızda arkasından muharebenin hemen sona ereceğinden emin olamayız. Şüphesiz orada bir harp cephesi açmış olacağız." (TBMM G.Z.C. Cilt 3; İş Bankası Yayınları; Ankara-1985 s; 1317 ve... )

Atatürk'ün Musul sorununun farkında olduğu çok açıktır. Tam burada, Türkiye'nin o anki durumunu aşan yeni bir durum olduğunun da farkındadır ve Musul'u almak doğrultusunda askeri bir hamle yapmanın; savaşın yeniden, çok daha geniş ve kapsamlı bir cephede başlaması anlamına gelmekte olduğunu da biliyordu. İşte bu göze alınamamış ve zaten İngilizler de, "Türkiye'ye eğer bunu göze almazsınız, Lozan'da masaya otururuz" mesajı yollamışlardır. Ama Lozan'da nasıl masaya oturduk, işte şimdi tam da bunu kendimize sormalıyız.

Şüphesiz şimdi bu coğrafyada, Türkiye'de ve dünyada çok daha farklı bir durum var. Bugün Musul sorunu bu tarihi özelliklerinin yanı sıra, güncel küresel ekonomik krizin de artık anahtarı durumundadır. Eğer Musul sorunu, tam şimdi, 98 yıl önce olduğu gibi çözülürse bölgede yoksulluk, savaş ve sömürü aynen devam edecektir.

İşte bunun için Musul-Kerkük kaynakları, tam şu zamana dek, Batı'nın istediği oranda yeryüzüne çıkmıştır. Şimdi bu bitiyor; bölgenin zenginlikleri "onlar" istediği kadar yukarı çıkmayacak; bu zenginlikler bunların gerçek sahiplerinin denetiminde ve kullanımında olacak.

İşte Batı, bugün tam da bunun için, bölgedeki mezhep çeşitliğini kullanarak bu zenginliklerin sahiplerini yine birbirine düşürmek ve bölgede sahici bir siyasi iradenin oluşmasını önlemeye çalışıyor. Türkiye, işte bugün, yüzyıl önce olduğu gibi davranmayacak, bu sefer de farkındayız ama bu sefer bu farkındalığın da gereğini yapacağız.

Cemil Ertem/Milliyet

  • 3
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Şimdi oturup Boğaz'ın Anadolu yakasında sonbahar yağmuruna uyanmanın ne güzel olduğunu yazmak vardı... Hatta Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Yağmur" şiirindeki gibi başlamak yazıya bana ne iyi gelirdi... "Uyu! Gözlerinde renksiz bir perde/ Bir parça uzaklaş kederlerinden/ Bir ruh gülümsüyor derinden." Fakat tam böyle bir hevesin eşiğinde muazzam bir yersizlik duygusu kaplıyor insanın içini. Bir milyona yakın nüfusuyla bomba yağmuruna tutulan Musul düşüyor aklına. Böyle bir durumda rüzgârın hazan yapraklarını Kanlıca meydanından caddeye doğru sürükleyişindeki hüznü yazmak zorlaşıyor. Çünkü kendi küçük hayatlarımızla fokur fokur kaynamaya başlayan dünyayı yan yana getirdiğimizde içine düştüğümüz sakil hal kelimelerle tarif edilir gibi değil.

Ne yalan söyleyeyim... Az önce Çubuklu sahilinde yürürken yağmura tutulmuş sevimli bir sokak köpeğinin şemsiyemin altına sığınma çabasını yazmak istiyor canım. Okuyunca benim gibi sizin de yüzünüzde bir gülümseme belirsin istiyorum.
Ben durunca benimle birlikte durup manzarayı seyredişini... Sonra tekrar yürümeye devam edişimizi...
Yazmayacağım tabii. Beceremeyeceğim. Kendimi tutacağım. Yazsam, bazılarınız "şu gündemde yazdığın şeylere bak!" diye çemkirecek, onu da biliyorum. Zaten bir akşam önce uzmanlığı kendinden menkul bazı tv yorumcularının Musul sakinlerinin tamamını DAEŞ'li gibi anlatışlarındaki gaddarlığı da aklımdan çıkartamıyorum. Ne hazanı, ne hüznü! Kopkoyu bir acı iyiden iyiye sarıyor dünyayı.

Haşmet Babaoğlu/Sabah

  • 4
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Iraklı Kürt peşmergeler ve Irak Ordusu daha düne kadar Ankara'nın eğitim ve stratejik desteğine defalarca başvurmuş odaklar olarak DEAŞ'a karşı operasyonun merkezinde bulunuyor. Bu gruplara eğitim veren ülke yani Türkiye sürecin dışında tutulacak Bağdat yönetiminin çağrısına göre. Eğer, Musul halkı savaştan kaçacak olursa, nereye yönelecek? Türkiye'ye... Bağdat, kimin devre dışı bırakılmasını istiyor? Türkiye'nin... Peki Bağdat konuşurken, asıl adresi neresidir? Bu cüreti kimden alır? Washington'dan sufle mi almaktadır?

Bütün krizlerde çözüm adresi olan bir ülkenin merkezdeki bir operasyonda devre dışı kalmasını neden isterler? Neden korkarlar? Geçmişteki bir hesabın önlerine çıkarılması mıdır asıl korkuları? Bu yüzden mi 15 Temmuz'da kendilerine alçak taşeronlar bulup, liderine, millete, bir ülkenin bütün değerlerine saldırdılar? Ortaya kurmak istedikleri bir masanın etrafına kimin oturacağını belirlemek için mi 15 Temmuz'u tezgahladılar?

Bir sonraki hamlenin ön aşaması mıydı 15 Temmuz? Peki demografik bir operasyon ve akabinde olabilecek bir mezhep çatışması? Bunun tek panzehiri Türkiye'nin devrede olması değil midir?

Şii aşırıcılık ve ortaya çıkarabileceği intikam senaryoları neden yok sayılıyor? Tam da bu noktada, geçtiğimiz yıl içinde gündeme gelen bir Amerikan istihbarat raporuna atıfta bulunalım.

Ulusal İstihbarat şefi James Clapper tarafından ABD yönetimine sunulan "Dünya Tehdit Algılaması" raporunda "Sünni aşırıcılığın Şii aşırıcılıktan daha tehlikeli olarak" tanımlandığını bu satırda hatırlatalım. İslamofobinin "Sünnifobi" alt başlığının açıldığının da belgesiydi bu rapor. Belki bugünkü gelişmeleri bu detay sayesinde daha farklı okuyabilir zihnimiz.

Dün başlayan ve şimdilik ne kadar süreceği belli olmayan Musul operasyonu hangi oyunlar kurulursa kurulsun, Türkiye'nin dışında durmayacağı bir süreçtir. Türkiye dışarıda kalmayacaktır. Söyleyecek sözü vardır ve o sözü günün sonunda mutlaka söyleyecektir.

Saadet Oruç/Star

  • 5
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Batman'da yakalanan Ö.A. isimli, üst düzey bir PKK'lı teröristin cep telefonunda, FETÖ'cülerin gizli haberleşme uygulaması olan "ByLock" bulundu. Yine 60'a yakın FETÖ'cünün darbe gecesi Kandil'e sığındığı haberlerini de hatırlarsınız. Bu tür haberlere artık şaşırmıyoruz sanırım.
Ayrıca İstanbul'da Devrimci Karargâh Terör Örgütü'nce polis araçlarına saldırı için kullanılacağı öğrenilen 8 el yapımı bomba ve 15 kilo amonyum nitrat ele geçirildi. Yine TSK tarafından yapılan açıklamada, "köşeye sıkışan bölücü terör örgütü tarafından bomba yüklü araçlarla gerçekleştirilen terör eylemlerinin ön plana çıktığı" vurgulandı ve "bahse konu hain saldırıları önlemek amacıyla güvenlik güçlerinin büyük özveri ile çalışmalarını devam ettirdiği" belirtildi. TSK ve Emniyet güçlerinin sadece bir hafta içinde Güneydoğu'da dokuz bombalı aracı ele geçirip imha ettiği belirtildi.
İki gün önce de, Gaziantep'teki DAEŞ hücre evlerine yapılan baskınlarla, teröristler etkisiz hale getirildi.
Dün İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, sadece geçtiğimiz hafta, 11'i silahlı saldırı olmak üzere 19 terör eylemi engellendi. Buna ek olarak, PKK'ya ve DAEŞ'e yardım ve yataklık yapan 361 kişinin yakalanarak gözaltına alındığı belirtildi.
FETÖ ile mücadele, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası hızlandığından ve özellikle bu hainler güvenlik bürokrasimizden temizlendiğinden beri önleyici istihbarat almada ve uygulamada güvenlik güçlerinin başarısı oldukça arttı. Türkiye, DAEŞ, PKK ve DHKP-C gibi terör örgütleriyle mücadele ediyor ama Cumhurbaşkanı'nın dikkat çektiği gibi FETÖ bunların hepsinden beter.
… Hâlâ FETÖ'nün 'mağdur edebiyatı'na kananlar da düşünmeli bunu...

Hilal Kaplan/Sabah

  • 6
  • 19
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Irak ve Suriye'yi terör coğrafyasına dönüştürenler, kukla yönetimler altında terör örgütleri eliyle toprak egemenliğine dayalı kirli ve karanlık bir oyunu sahneliyorlar. Bu oyunun dayandığı kirli hedef; İslam coğrafyasında mezhep savaşlarını kalıcılaştırmak ve bu yolla yeni enerji oyununu küresel baronların çıkarlarına göre tanzim etmektir. Bu kirli oyun, terör örgütleri eliyle sürdürülmek isteniyor. PKK/PYD-YPG ve DEAŞ gibi terör örgütleri birbirini meşrulaştırarak, birbirini beseleyerek ve aynı amacın aparatları, enstrümanları olarak küresel çıkar odaklarının denetiminde bölgede kan akıtmaya, toprak egemenliğine dayalı fonksiyon üstelenmeye devam ediyor.

Bu örgütler, esasen emanetçi işgalciler durumundadır. Asıl arkalarındaki güçlerin hizmetine sunulmak üzere başta Suriye ve Irak olmak üzere Ortadoğu da yeni haritaların çiziminin kanlı ve kirli kalemleri olarak toprak ve şehir işgallerine yöneldiler. Yerli halkları düşmanlaştırarak, yerlerinden yurtlarından ederek kirli ve kanlı bir enerji oyununun mızrak ucu durumdalar.

Türkiye'nin Fırat Kalkanı operasyonu devam ederken, Türkiye'yi devre dışı bırakmaya çalışarak Musul harekâtını yapmaya çalışmak, sahici ve samimi bir terör mücadelesine işaret etmiyor. Aksine Musul'un terör örgütü DEAŞ'ten kurtarılmasından daha çok Musul'un ele geçirilmesi, mezhep savaşının odağı haline getirilmesi oyununa işaret ediyor. Türkiye'nin tüm uyarılarına rağmen bu yol yeğlenirse, Irak ve Suriye ajandasına yeni kanlı ve kirli bir terör denklemi eklenmiş olacak.

Suriye' de yapıldığı gibi Musul üzerinden Irak'ta da PKK/PYD-YPG benzeri ve bu terör örgütü yapısıyla uzantılı bir örgütün peydahlanması ihtimalini de görerek, Türkiye, Suriye de DAEŞ terörüne karşı sahici ve samimi mücadelesini sürdürüyor. Bunun yanı sıra Suriye'nin kuzeyini terör örgütü eliyle bir enerji koridoruna dönüştürerek, bir oldu bittiye getirmeye çalışanların Fırat Kalkanı operasyonuyla tasarladıkları oyunun yarım kalması, Musul operasyonuna yansıyan bir faktör olarak belirginleşiyor. Uzun sözün kısası, Türkiye tüm dünyaya terör örgütleriyle amasız, koşulsuz gerçek mücadelenin nasıl olması gerektiğini ispatlamaya devam ediyor… Emanetçi işgalcilerin arkalarındaki küresel baronlara inat…

Prof. Yaşar Hacısalihoğlu/Akşam