Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Editörün seçtiği köşe yazılarından...

  • 1
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Obama'nın ABD'si PKK/ PYD terörist oluşumu ile iyi geçinmeyi, Türkiye ile dostluğa yeğ tutuyor. Musul harekâtı dolayısıyla bu tablo daha iyi ortaya çıkmadı mı?
Bu konudaki kuşkular Amerikan yayın organlarında da yer almaya başladı. Son olarak "The American Interest" dergisine göre Obama'nın tutarsız politikası nedeni ile Rusya Ortadoğu siyasetinde önemli bir rol oynamaya başlamış. Dergiye göre Türkiye ile Rusya'nın yeniden kurulan ilişkileri sadece Washington'un değil, aynı zamanda NATO'nun da bir problemi olmakta. Yazıda Rusya'nın NATO'ya ciddi bir yara verdiği ve Türkiye'nin Batı'ya özellikle de ABD'ye yabancılaştığı belirtildi.
Bu derginin Türk-Rus ilişkilerindeki gelişmeleri abartarak değerlendirdiğini söyleyebiliriz.
Yani Ankara ile Moskova'nın yakınlaşması, Türkiye'nin NATO'dan uzaklaşması anlamına gelmiyor. Ancak özellikle dış politikada beceriksizlikler sergileyen Obama'nın Irak'ı ve Suriye'yi sürüklediği trajik durumlar, Türkiye'ye de dış kaynaklı terör biçiminde yansımadı mı? Ya da sayıları 3 milyonu geçen Iraklı ve Suriyeli sığınmacıların çaresizliklerinde Obama'nın hiç mi sorumluluğu yok?
Tabii bir de Obama yönetiminin "Hukuk" gerekçesi ile Fethullah Gülen'e sahip çıkması sorunsalı var. Bu konuya değinen Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün şöyle demişti:
"- Terör örgütlerini koruyan bir hukuk sistemi olabilir mi? Bir teröriste 'green card' verilir mi ya. 'Green card' ile beyler gibi ABD'de yaşıyor. Siz kimi kandırıyorsunuz.
El Kaide ABD'de terör eylemi yaptığında da ABD'de aynı hukuk yok muydu? ABD onca operasyonu neye dayanarak yaptı? Pakistan'da, Afganistan'da Usame Bin Ladin'i vurduğunda hangi hukuk sistemine dayanarak vurdu?" Evet... Ya Obama gerçekten FETÖ'nün Beyaz Saray imamı ise...

Mehmet Barlas/Sabah

  • 2
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

IŞİD Musul'a geldiğinde Irak ordusu kentten kaçarak ayrılmıştı, onların bıraktığı silahların üzerine oturan terör örgütüne Musul adeta sunuldu. 29 Haziran 2014'te IŞİD burada halifelik ilan etti. Örgütün çıkış noktasının da burası olduğunu hatırlamak gerek. Özellikle Nuri el Maliki döneminin politikaları Sünniler üzerinde büyük baskı oluşturup IŞİD'in güçlenmesinde etkili oldu. O nedenle örgütün kentte hâlâ ne kadar desteğinin olduğunu kestirmek güç. Bölgeyi iyi bilen terör uzmanları bu operasyonun muhakkak IŞİD'in çekilmesiyle sonuçlanacağını söylüyorlar ama bu ne kadar zamanda ve ne kadar kayıpla olur, henüz bilmiyoruz...

Gelelim Türkiye'nin kaygılarının sebeplerine:

1- Musul'un batısında yer alan Sincar'da PKK'nın de facto olarak idareyi ele geçirmiş olması. PKK Kandil'den Akdeniz'e kadar bir koridor yaratmak istiyor ve bu amaçla Musul ve Telafer operasyonunda yer almayı hedefliyor. Suriye'deki PYD ve Kandil arasında bir geçiş üssü istiyor.

2- Oluşabilecek güç boşluklarının Türkiye'nin ulusal güvenliğine yönelik olarak olumsuzluk oluşturması. Bu boşluklar terör örgütlerinin ve İran'ın nüfuz alanının Ortadoğu'nun dengelerini bozacak şekilde büyümesine sebep olabilir.

3- Musul'da etnik ve mezhepsel temelli kırılmalar yaşanması. Bu kaygıyla Türkiye Şii milis gücü Haşdi Şaabi'nin operasyona katılmasına karşı çıkıyor, zira bu gücün kontrol ettiği Diyala ve Tikrit gibi Sünni kentlerde ciddi insan hakları ihlalleri yaşandığı BM raporları tarafından tespit edilmiş durumda. Dün Abdülkadir Selvi Hürriyet'te Felluce'deki Sünni katliamından sorumlu olan, Haşdi Şaabi'nin komutanlarından Ebu Mehdi el Mühendisi'nin bölgeye geldiğini yazıyordu.

Nagehan Alçı/Milliyet

  • 3
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Buna benzer bir olay daha yaşamıştık, ikibinlerde. "Aşk-ı Memnu" dizisi yayınlanıyordu... Yenisi. Merhum Halit Refiğ'in çektiği ve şimdi seyredince meğerse ne berbat bir eser olduğu görülen o eskisi değil. Orada Müjde Ar ilk şöhretini kazanmıştı hani, 1975.
Bu da bize Kıvanç Tatlıtuğ ile Beren Saat'i hediye etmişti. Romanının yayın tarihi de 1895.
1985 değil, 1895... Yüz yirmi bir yıl önce. Hatta romandan da o ilk televizyon "versiyonundan" da haberi olmayanlara uyuzluk olsun diye "Bihter intihar edecek" yazmıştım da bazı Internet siteleri çok bozulmuşlardı, "dizinin sonunu açık etti" diye!
İşte olay o günlerde geçiyor. Gene çok değerli, genç ve güzel iki hanım, Aydın Doğan'ın birbirinden çarçur ve molozkitaplar sattığı o ünlü dükkânlarından birine girmişler... Belki cep telefonlarına kılıf alacaklar, belki kablo...
Rafta, nasıl olduysa, Aşkı-ı Memnu'yu görmüşler. Biri ötekine dönmüş, demiş ki, "ay baak, hemen romanını da yazmışlar kıız!" Olay gerçektir, biz uydurmadık. Tanıkları var.
Oluyor efendim böyle şeyler. Doksanlı yıllarda bir manken kızımız "kültürlü olmak için kitap okumak gerektiğine inanmıyorum" demişti!
Rahmetli haminnemin okuması yazması yoktu, tam televizyon sunucusu olacak kadınmış, ama o zamanlar Türkiye'de televizyon var mıydı kıız?
Yoktu. Kitap okuyorduk biz de. Bir soru daha sorayım öyleyse bunlara: Acaba Dostoyevski o ünlü "Budala" romanında hangi muhalif politikacımızı anlatıyor olabilir? Evet, doğru bildiniz bu sefer.

Engin Ardıç/Sabah

  • 4
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

ABD'nin silahlı Kürt grupları terk etmesi halinde hemen onlara sahip çıkmaya hazır Rusya, Türkiye'nin Musul'a yönelik politikaları üzerinden İran-Türkiye gerilimini de diri tutuyor. Kısaca Rusya, her iki ülkede de merkezi yönetimlerin İran'a yakın profilde olmalarını, ancak İran'a bakmaları yerine esasen Rusya'ya bakar hale gelmelerini garanti etmeye çalışıyor. ABD ise, bir yandan tıpkı Rusya gibi Sünni-Arap ağırlığın gelecekteki siyasi kompozisyonda az yer tutmalarını tercih ediyor; ancak bunu söz konusu grupların etkisini daraltacak olan Kürtlerden bekliyor. Silahlı Kürt grupların bu denli açık biçimde desteklenmesi, İran açısından da endişe verici; Rusya da İran'ın endişelenmesinden hiç rahatsız değil.

DEAŞ gerçekten bitirilmek isteniyor ise ve bu süreç Irak ile Suriye merkezi yönetimleri, İran destekleri ve ABD ile Rusya'nın havadan denetimleriyle olabilecek idiyse, ne demeye Türkiye'nin alana girmesi ve ÖSO'yu kurup savaşa katılması bu kadar teşvik edildi? Benzer biçimde, neden Başika kampı, DEAŞ'la etkin mücadele yapılacağı sırada sorun oluyor da, iki yıldır terör örgütü Musul'a yerleşirken konu edilmiyordu?Türkiye, ÖSO ya da Peşmergelerle nereye yönelse, birileri "dur orada" çıkışı yapıyor. Türkiye'nin hem gitmesi hem durması yönünde baskı altında tutulması, ABD'nin bazı istekleri ile ilgili. ABD, Türkiye'nin Suriye'de DEAŞ'la mücadele eden Kürt gruplarla, Irak'ta ise Şiilerin çoğunlukta olduğu askeri-yarı askeri güçlerle işbirliği yapmasını bekliyor. Suriye'nin bölünme ya da bir Kürdistan bölgesi oluşması ihtimali olmasa, ayrıca Irak ve Suriye'nin önemli kentlerinde mezhepsel dengelerin bozularak Şii etkisinin, yani bir biçimde İran etkisinin artma ihtimali bulunmasa Türkiye ABD'nin tüm beklentilerine uygun bir pozisyon almaktan katiyen imtina etmezdi.

DEAŞ'a karşı zafer kazanarak seçmene gitmek için acelesi olan ABD, hızlı sonuç almak için alanda Türkiye'den daha yaygın biçimde var olan kuvvetlerle iş görmeye çalışıyor; hele DEAŞ'ı dar bir alana hapsedelim, yeniden yapılanmada Türkiye'yi de masaya alırız diyor. Mesele, Türkiye'nin masada yer almasında değil; endişelerinin politikaya dönüşmesini sağlamasında. Bunun için de alanda elini güçlü tutmaya uğraşıyor. Dolayısıyla hem ilerleyip hem durma, esasen diplomatik bir pazarlık aracı olarak kullanıyor.

Beril Dedeoğlu/Star

  • 5
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Dün ajansta "Irak'ta protesto" başlıklı bir haber gördüm. Haberin fotoğrafında da ellerinde Irak bayrağı ve dövizler taşıyan sarıklı cübbeli adamlar vardı. Dövizlerde ne yazıldığına bakmak için resmi büyüttüm. Üzerlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın resminin de bulunduğu kartonlarda "Osmanlı işgali sona erdi" yazıyordu. Evet, meğer bu Molla kılıklı adamlar, düne kadar Iraklı Müslümanlara "Kahrolsun ABD" sloganını "satan" Şii lider Mukteda Es Sadr'ın taraftarlarıymış.
Hani şu Irak'ın son işgalinde kimilerinin "direniş kahramanı" diye cilaladığı, Hollywood'a konu olan Sadr var ya ondan bahsediyorum işte.
Garipliğe bakar mısınız? Kimi Müslümanları "yeterli görmediği" için "gâvur" ilan edecek kadar radikal bu adamlar şimdi tutmuşlar Türkiye, "Gâvur Amerikan'ının" Musul operasyonuna halel getirmesin diye sokağa çıkıyorlar.
Yani açık açık "Türkiye yardım edeceğine, ABD postalı girsin" diyorlar "...ülkemize." Dış politikayı takip etmeyen okur için bir not ekleyeyim. Yukarıda bahsettiğim şahsın en büyük hayali "bir fırsatını bulunca" şeriat ilan edip "İslam'a hizmet etmekmiş" ülkesinde. Eeee 15 Temmuz'dan sonra iyice anladık ki kendine her Müslümanım diyenin "hizmet"anlayışı aynı olmuyor. Şaşırmamak lazım.

Melih Altınok/Sabah

  • 6
  • 20
Editörün seçtiği köşe yazılarından...
Editörün seçtiği köşe yazılarından...

Bildiklerim var ve sormak istiyorum. FETÖ'nün kanun dışı dinleme tapelerinin dağıtımını kim organize etti ve bu operasyon kimler üzerinden gerçekleşti? Kemal Kılıçdaroğlu'nun da bu konuda ayrıntılı bilgisi olduğunu biliyorum! Devam ediyorum…

Eski CHP İstanbul Milletvekili Faik Tunay, Pensilvanya'ya kaç kere gitti? O ziyaretleri sırasındaFetullah Gülen'le neler konuştu? Kemal Bey, FETÖ'nün Abant Toplantılarının açılışını yapan Prof. Dr. İştar Gözaydın'a bile bile neden o kadar destek verdi? Niçin O'nu önce milletvekili, sonuç alamayınca da PM üyesi yapmak istedi? Neden kendi anahtar listesine aldı?

Biliyorsunuz, Günaydın'ın bölüm başkanlığını yaptığı üniversite, FETÖ'cü olduğu gerekçesiyle kapatıldı. Hangi birini sayalım? Kılıçdaroğlu ile aynı aşiretten olan CHP İzmir eski İl Başkanı Ali Engin'in,"Onları kutluyorum, hizmet için çalışıyorlar" diye yaptığı FETÖ güzellemelerini mi? YoksaBağcılar Belediye Başkan Adayı Muhamed Çakmak'ın "Fetullah Hoca, kimsenin görmezlikten gelemeyeceği bir bilge adamdır" sözlerini mi? Ya da Uşak ve Bursa olmak üzere CHPlistelerindeki FETÖ'cü isimleri mi? Hatta vaktiyle CHP adayı olup tutuklananları mı?

Bakın, bugün CHP içinde bulunan ve basında yer alıp, deşifre olmuş isimleri hiç saymıyorum. Onlar zaten biliniyor. Yazılıyor ve çiziliyor. Deniz Baykal nasıl gitti, o operasyonun arkasında kimler vardı, neden yerine Kılıçdaroğlu geldi, gibi konuları da hiç tartışmak istemiyorum. Merak ettiğim tek soru, Kemal Bey'in bu isimlere neden paratoner olduğu ve kol kanat gerdiği! Sebep ne? Neden, neden; neden? Kemal Bey bir açıklama yapsa da biz de öğrensek! Ve bugün, FETÖ konusunda sağı solu suçlayan CHP'lileri ise, kendi içlerine ve partinin üst kademelerine bakmaya davet ediyorum.

Emin Pazarcı/Akşam