Günün öne çıkan yazarları (29.11.2016)

  • 1
  • 16
Günün öne çıkan yazarları (29.11.2016)
Günün öne çıkan yazarları (29.11.2016)

Amerika'nın ilk siyah derili Başkanı Obama 20 Ocak'ta görevini Donald Trump'a devrediyor. Bir siyah derilinin Amerika'nın Başkanı olması, sekiz yıl önce devrimsel çapta bir olay biçiminde karşılanmıştı. Obama'nın izleyeceği siyasetin ana hatları belirlenmeden önce ona Nobel Barış Ödülü'nün verilmesi, herhalde beklentilerin bir yansımasıydı.
Ama olayları derinine izleyenlerin Obama'dan büyük beklentileri yoktu. Mesela Noam Chomsky, Obama'yı ve onun temsil ettiği değişimi 2009'da "Rheinischer Merkur" dergisinde şöyle değerlendirmişti:
"- Obama, Clinton'ın çevresindeki birçok insanı zaten çevresine topladı. Senatoda Irak savaşının en ateşli savunucularından Joe Biden, Obama'nın yardımcısıdır. Ya da Temsilciler Meclisi'nde yine Irak savaşını hararetle savunanlardan Rahm Emanuel, Obama tarafından Beyaz Saray'ın personel şefliğine atandı. Yatırım bankacılığı, finans ve silah endüstrisindeki iş deneyimleri, onun kimin çıkarlarını temsil ettiğini gösteriyor.
Obama, yüksekten uçan bir retorik." "- Obama, her zaman belirsizlikle maluldür.
Başta kendini temiz beyaz bir kâğıt gibi sundu. Bir seçim kampanyası, günbegün seçmene duyurulanla beslenir. Ama Obama'nın seçim kampanyasında söylenenler bir şey ifade etmiyordu. "Umut" ve "Değişim." Obama'nın söylediklerinden, onun kim olduğunu çıkaramazsınız.
Sol bile Obama'nın Irak savaşına ilkesel olarak karşı olduğunu sanıyordu. Oysa Obama için Irak savaşı sadece stratejik bir hataydı.
Nazi generalleri de Stalingrad'dan sonra bu kadar ileri gitmenin bir hata olduğunu söylemişlerdi."
Obama Ortadoğu'yu kana ve ateşe boğan siyasetini miras bırakarak görevini Trump'a devrederken, bizler geçmişteki hatayı tekrarlamayalım. Yani Trump'tan devrim niteliğinde değişiklikler bekleyerek hayal kırıklığına düşmeyelim. Bir başka deyişle ne Amerika'nın ne de bir başka ülkenin ipine sarılıp, bizi de ilgilendiren sorunların çözülmesini beklemeyelim. Bizim sorunlarımızın çözümü büyük ölçüde bizim elimizdedir. Faili meçhul cinayetleri, askeri darbelere ortam hazırlayan komploları, ülkenin demokratikleşmesini ve gelişmesini engelleyen olguları açığa çıkartalım.

  • 2
  • 16
Günün öne çıkan yazarları (29.11.2016)
Günün öne çıkan yazarları (29.11.2016)

Hasılı, Avrupa bu kadar acılı bir şekilde küllerinden doğar, halklar bu kadar vahşi şekilde etnik temizliğe maruz kalırken, savaş sonrası elde edilen başarıları monolitik ulus/kültür yapıları üstlendi, günahları da Stalin... Çok etnisiteli yapı bir Yugoslavya'da barınıyordu ama o da 1990'ların başında, Soğuk Savaş dengesi bitince infilak etti. Henüz infilak etmeyen, Avrupa'nın çokkültürlü yapıya karşı geliştirdiği korku oldu. Şimdi korkarım o oluyor.
Merhum Tony Judt, Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra yazdığı kitabında, gelen dönemden oldukça ümitliyken bile bu tehlikeye dikkat çekiyor ve çıkış formülünü şöyle veriyordu:
"Avrupa'da yaşayan 'ötekilerin' yeni varlığı –örneğin, halihazırda Avrupa'da yaşayan 15 milyon Müslüman vardır, Bulgaristan ve Türkiye'nin de katılımıyla seksen milyon daha olması beklenmektedir- yalnızca Avrupa'nın kültürel çeşitliliğinin artması olasılığına karşı şimdi duyduğu rahatsızlığı hafifletmekle kalmaz, aynı zamanda Avrupa'nın geçmişindeki ölü 'ötekilerin' zihinlerden uzak tutulmasını da kolaylaştırır." (Tony Judt, "Savaş sonrası", YKY, s. 23.)
Gelmiş geçmiş en saygın, objektif Avrupa tarihçilerinden biri, bundan çeyrek asır önce, Türkiye'nin Avrupa'nın ilacı olduğunu yazmış. Mamafih, Avrupa doğru yoldan gitmedi. Bilakis, formülü tersine çevirerek, Türkiye'yi daha da iterek, ötekileştirerek kendisi için en fena şeyi yaptı. Yani mesele AP'nin son kararı veya Türkiye'nin uğradığı haksızlıklardan evvel, kıtanın iki dünya savaşının öncesinde olduğu gibi infilak belirtileri gösteriyor olmasında. "Avrupa'dan bize ne" diyemeyiz. Biz tüm insanlığın iyi olmasını diliyoruz.

  • 3
  • 16
Günün öne çıkan yazarları (29.11.2016)
Günün öne çıkan yazarları (29.11.2016)

Kırk yıl boyunca ince ince hazırlığı yapılmış paralel devlet gerçeğini ve kanlı saldırısını kâbus sayıp sonra "uyandık geçti, gitti" mi diyeceğiz?
Belli ki öyle dememizi istiyorlar. Gerekçeleri de malum. Böyle yaparsak, ekonomi rahatlarmış, gündem pozitif hale gelirmiş, önümüze bakarmışız...
Buradaki laf çevirmeye dikkat ediyorsunuz, değil mi?
Oysa 15 Temmuz millet için değil, hainler için kara bir gün. 15 Temmuz acı bir gün millet için ama aynı zamanda bir diriliş, bir maneviyat, bir tür olgunluk sınavı.
Bir dağılma değil 15 Temmuz, tersine bir tür toparlanma. Yani negatif bir gündem değil ki, ondan çıkıp "pozitif gündem"e girelim!
Peki şimdilerde sağlı sollu üzerimize gelip bize 15 Temmuz'u unutturmaya çalışanların derdi ne? Neyi hedefliyorlar?
Memleket işlerini yine siyaset seçkinleri ve bürokratik oligarşinin eline bırakmak mı istiyorlar?
Batı'yla el ele yeni bir siyasi çizginin ayak sesleri mi bu tezler? "15 Temmuz direniş ve dirilişi"nin temel dayanak noktasının Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bağlılık olmasından mı rahatsızlar Cevapları siz verin...

  • 4
  • 16
Günün öne çıkan yazarları (29.11.2016)
Günün öne çıkan yazarları (29.11.2016)

Türkiye'de FETÖ başta, Erdoğan düşmanlarının, CHP ve HDP'nin tek umudu bir kriz/kaos beklentisidir. Bu beklenti, kimilerinde 15 Temmuz'dan beri son umut haline geldi. Bir koro devreye girdi, "Türkiye ekonomisi, kötüye gidiyor da demiyoruz, büsbütün felaketin içine savruluyor" tellallığı başladı. Koronun başına da, Kılıçdaroğlu'nun eteklerine zil çaldıran Avrupa Birliği geçti.
Evet, bir savaşın içindeki Türkiye'nin ekonomisinin kontrolü çok önemli. Hükümetin bu konudaki tedbir ve gayretlerini görmezden gelemeyiz. Yine de Avrupa Parlamentosu'ndan sonra Kılıçdaroğlu'nun ağzından kaçırdığı "ekonomik ve siyasî yaptırımlar" hamlesine karşı, tıpkı terörle mücadeledeki gibi teyakkuz halinde olmalıyız.
Çok acil ve hızlı şekilde küçük esnafın ve tarım kesiminin durumunun iyileştirilmesi için tedbirler alınmalıdır. İnsanımızın sokağa dökülmesi için Avrupa'dan düğmeye basılmışsa eğer, hükümet her türlü iyileştirici tedbiri almalıdır. Kredi kooperatiflerine borcu olan esnafın borçları ertelenebilir, esnaf sicil affı ele alınabilir, özellikle sokağa dökülmek istenen servisçi esnafının problemleri halledilebilir. Halk Bankası'nın kara gün dostu olduğu, esnafa çok hızlı intikal ettirilebilir.
Bu millet Cumhurbaşkanının, devletinin yanındadır. Darbe ile Türkiye'ye boyun eğdiremeyenlerin ekonomik ve siyasi darbelerden medet ummasına da pabuç bırakmayacaktır. İçinden geçtiğimiz dönemin bir faydası da oldu. Kim kimden yana, kim kiminle beraber, kim millete yaslanıyor, kim Amerika'dan Avrupa'dan yardım istiyor, çıkıyor ortaya... Kim küreselci vesayetçilerin himayesinde, kim yerli ve milli duruş sergiliyor net olarak görüyoruz artık.
Varsın Can Dündar gibiler, Avrupa Parlamentosu'nda konuşsun; "Aslında ben buraya dünyanın en büyük gazeteci hapishanesinden geliyorum. Türkiye'nin bir cehennem olduğunu söylemem gerek" desin. Varsın FETÖ'cüleri bağrına bastığı gibi Almanya, Fransa, Belçika, Avusturya PKK'lıları, Can Dündarları bağrına bassın, Saraylarda ağırlasın… Varsın Almanya Cumhurbaşkanı Joachim Gauck, Can Dündar'ı Bellevue Sarayı'nda kabul etsin, Can Dündar da, "Özgürlük Sarayı'nda olmak benim için büyük onur ve imtiyaz…" diyerek kendi ülkesine kin kussun.

  • 5
  • 16
Günün öne çıkan yazarları (29.11.2016)
Günün öne çıkan yazarları (29.11.2016)

Açıkçası kendisi, Cumhurbaşkanı'na karşı "Beyefendi Marmaris'teyken Meclis topa tutuluyordu" şeklindeki haksız çıkışı yapmamış olsaydı, Ak Parti'ye yakın medyadan kimse Kılıçdaroğlu'nun darbe gecesi ne yaptığı sorusunu 'kaşımak' istememişti. Serde birlik ve beraberliğin öncelenmesi vardı zira. Ancak o akıllara zarar suçlama üzerine, Mahmut Övür başarılı bir gazeteciliğe imza atarak önümüze bir kronoloji sundu:
"Kılıçdaroğlu o gece FETÖ'cü darbecilerin Atatürk Havaalanı'nı tanklarla kuşattığı 23.00-23.30 arasında VIP salonundaydı. Tam o saatlerde vatandaşlar tankın önüne yatarken, Bakırköy Emniyet Müdürlüğü ekipleri darbecilere karşı direnirken Kılıçdaroğlu ve arkadaşları karanlıktan yararlanıp "sıvışma"nın yollarını arıyordu (...) Söylenen şu: O gece Özel Kalem Müdürü Ceylan, Genelkurmay'ı arıyor ve gelen "Ordu hiyerarşi içinde yönetime el koydu" bilgisini Kılıçdaroğlu'na aktarıyordu. Denilenlere göre, bilgiyi veren de Genelkurmay Başkanı'nın FETÖ'cü yaveri.
Kılıçdaroğlu'nun bu bilgi doğrultusunda hareket ettiği söyleniyor. İstanbul Bahçelievler'deki bir etkinlik için gelen Kılıçdaroğlu oraya gitmediği gibi Atatürk Havaalanı'na akın eden halka da katılmadı. Ne yaptı? Önceden havaalanına arabasıyla giren Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu ve İl Başkanı Cemal Canpolat'la birlikte darbeci askerlere tek söz söylemeden karanlıktan yararlanarak kaçtı. Geceyi de Kerimoğlu'nun Yeşilköy'deki evinde geçirdi. Bağlandığı bir televizyoncunun 'Planınız programınız nedir?' sorusuna da şu cevabı verdi: Şu anda İstanbul'dayız, dikkatle izliyoruz."
Konu burada kapanır sandınız, değil mi? Ben de öyle umdum ama hayır. Kılıçdaroğlu, maalesef o gece hakkında biriken 'açıklaması zor' tavrına bir yalan daha ekledi. Katıldığı bir panelde, "O akşam oteller kapalı olduğu ve bizi otele almadıkları için BakırköyBelediye Başkanımızın evine gittik" dedi.