Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Sinemamızın kavgacıları

  • 1
  • 99
Sinemamızın kavgacıları
Sinemamızın kavgacıları
Kimisi gençliğinde sütçüydü kimisi ise sinemalarda gazoz satardı.
İşte Yeşilçam'da birçok filmde rol alan ve sürekli dayak yiyen sinema sanatçılarımızın birbirinden ilginç hayat hikayeleri...
Kaynak: üçüncüadam
  • 2
  • 99
Sinemamızın kavgacıları
Sinemamızın kavgacıları

GENÇLİĞİNDE SÜTÇÜLÜK YAPTI SONRA BAŞROLDE OYNADI

Süheyl Eğriboz(sütçü)

Doğum Tarihi: 1927
Ölüm Tarihi: 10.01.2014 / 04:00
1927 yılında İstanbul Mercan'da dünyaya gelen oyuncu, Pertevniyal Lisesi mezunu. Sinemayla buluşması 1940′ların sonunda gerçekleşmiş. Nam-ı diğer "Sütçü". Lakabı, yaygın bir inanış olan "Gençliğinde sütçülük yapması" ndan değil, 1978-80 yılları arasında çekilen ve başrollerini oynadığı "Sütçünün Rüyası", "Sütçü Kıbrıs'ta", "Sütçü ve Eşeği" ile "Sütçünün Çocukları" isimli seri filmlerden gelmektedir. Rol aldığı bir çok filmde tırnaklarını törpülemesiyle de ünlüdür. Rahmetli Erol Taş gibi Süheyl Eğriboz da filmlerde kötü adamı oynamanın cezasını, halktan dayak yiyerek çekenlerden.

Kendisinden dinleyelim:

"Sene 1971, Hz. Ömer'in Adaleti filmini çektik. Ben Hz. Ömer karakterini namaz kılarken öldürüyorum. Bu film Düzce'nin Konuralp nahiyesinde oynamış. Biz de Ramazan Bayramı'nın ikinci günü Konuralp'e gidiyoruz. Arabadan indim. Çantam elimde. Yusuf ismindeki bir arkadaşımla yürüyorum. Üç dört kişi önümü kesti. 'Ulan Hazreti Ömer'i öldürürsün haaa' diyerek üstüme çullandılar. Kafama da bir odun parçasıyla vurdular. İzmit 305 numaralı askeri hastanede kendime geldim. 18 dikiş atıldı kafama. Dört beş gün hastanede yattım. Haa bir de ilk zamanlar hanımla sokağa çıkamazdım. Sokakta insanlar, "Bak! Gene düşürmüş bir kadını götürüyor" derlerdi…"

Türk sinemasının bütün kahrını çekmiş, gizli kahramanlardan biri Süheyl Eğriboz, yumruk atan jönler kadar, bir yumrukla pencereden çıkanların da değerinin bilinmesi gerektiğini söylemiş.

Filmlerde kilit rollerde oynadıklarını, setlerin ağır işlerini üstlendiklerini, ama buna rağmen yine de bir başrol oyuncusu kadar tanınmadıklarını ve kazanmadıklarını açıkça dile getiriyor. Sinemanın emeklisi olmayacağını da sözlerine ekleyen Eğriboz, şimdilerde günlerinin büyük kısmını evinde, bahçesiyle ilgilenerek geçiriyor.

  • 3
  • 99
Sinemamızın kavgacıları
Sinemamızın kavgacıları
OKULA GİDİYORUM DİYE EVDEN ÇIKAR SİNEMAYA KAÇARDI
İhsan Gedik
Doğum Tarihi: 10.6.1942

1942 yılında Samsun'da bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlkokul hayatında yazlık ve kışlık sinemalarda çalışırdı. İlkokula giderken içinde bir sinema aşkı başladı. Okula gidiyorum diye evden çıkar, ama sinemaya kaçardı. Sinemalarda gazoz sattı. Teşrifatçı oldu. Rahmetli annesi sürekli peşindeydi. 7 kardeşin en haylazıydı.

1959 yılında annesi ve babası İhsanı da yanlarına alırlar ve İstanbul'a Çifte havuzlarda ki kızlarının yanına gelirler. İhsan çifte havuzlarda bahçıvan olan Dayısı Ali Berber yanında bir hafta çalışır. Çiçekleri sular. Yabani otları temizler. Galata Köprüsü'nü filmlerde gören haylaz İhsan, köprüye gitmek için dayısından bir miktar harçlık alır ve Galata Köprüsüne gelir.

Sonrasını İhsan gedik şöyle anlatır;
"Karaköy'den Eminönü yönüne doğru sandalda balık satanların yanına geldim. Samsun'dan arkadaşlarımı gördüm. Hoş geldin dediler, bana balık ısmarladılar. Oradan da sirkeciye geçtim. Bir baktım ki yine bizim arkadaşlar, Otobüslere yolcu taşıyorlar. Onlarla da görüştüm. Sonra tekrar Çifte Havuzlara döndüm. Yaklaşık 10-15 gün dayımın evinde kaldım. Sonra Samsun'a gittim. Samsun'a gittim ama İstanbul hiç aklımdan çıkmıyordu. İstanbul çok hoşuma gitmişti. Fırsatını buldum annemin sandığına anahtar uydurdum. Sandıktan para çaldım kaçtım. Akdeniz gemisi ile İstanbul'a geldim. Eminönü'nde arkadaşları gördüm onlar balık ekmek satıyorlardı. Ertesi gün de Beyoğlu'na çıktım. Tesadüfen emek sinemasının arkasında ki Yeşilçam'a gelmişim. Orada minibüsler sırayla dolup bir yerlere gidiyor. Bir arkadaşımı gördüm yine, ona dedim ki' Bunlar nereye gidiyorlar? Arkadaşım da "kısa film" çekimine gidiyorlar dedi. "Dur, dün bir arkadaşımı Memduh Ün kovdu. Prodüksiyona bakan Semih Sezerli gelsin seni kovulan arkadaşın yerine işe alalm" dedi.

Biz çay içe duralım Semih Sezerli geldi. "Abi hemşerim İhsan Gedik" diye beni tanıttı. O zamanlar 16 yaşındaydım. Kovulan arkadaşın yerine teknisyen olarak işe başladım. Erdek de Rahmetli Ayhan Işık ile bir filme başladılar. Ayhan Işık'ı öldürecek iki adam lazımdı. Bende tabi çalışıyorum sette adam gelmeyince Yavuz Selakman'ın yanına biri lazım. Memduh Ün dedi ki' "bir ceket verin İhsan'a gelmeyen arkadaşın yerine o oynasın". Badigart rolünü bana verdi. Hemen kendimi o işe adapte ettim. Rahmetli Ayhan ışık'a saldırdık. Kavga yaptık rolümü başardım. Memduh Ün meşhur lafını söyledi "aferin tokmak". Bana da o zaman 50 kr verdi. Çok iyi paraydı 50 kr o zaman. Yakut filmin değişmez elemanı olmuştum. Memduh Ün'ün deposu vardı set malzemelerinin olduğu yerde bana da yat kalk burada diye yer gösterdi".

Birçok ünlü sinema yıldızları ile 500′den fazla filimde farklı rollerde oynayan İhsan Gedik, şu anda film ve dizilerde oynama imkanını bulamadığından dolayı, farklı bir şeyler yaparak günlük hayatını idame ettirmek gerektiğini düşünerek, "Dünden bu güne İhsan Gedik" albümü çalışmalarına başladı ve 48 yıllık sinema geçmişini, yaptıklarını bir kitap halinde derleyerek hazırladı.

  • 4
  • 99
Sinemamızın kavgacıları
Sinemamızın kavgacıları
KAVGAYA GİRMEDEN ÖNCE BIYIKLARINI BURKMASIYLA ÜNLÜDÜR
Kudret Karadağ
Doğum Tarihi: 16.5.1928
Ölüm Tarihi: 23.2.2004

16 Mayıs 1928 tarihinde İstanbul Burhaniye'de doğmuştur.

Türk sinemasının kötü adamlarından biri ve önemli karakter oyuncularında birisi olan Karadağ, 23 Şubat 2004 tarihinde İstanbul'da hayata gözlerini yummuştur.

Taner Ay – Yeşilçam sokağı fotoğrafları kitabında sanatçıdan şöyle bahseder; "Hafızam beni yanıltmıyorsa, 1980 veya 1981 yılında Kadıköy'lü eski bir çocuk olduğunu öğrendiğim Kudret Karadağ, Çiçek Pasajı'ndan sarhoş çıktığı bir 1956 gecesinde, Kuşdili Çayırı'na Ahmet Rasim sohbetleri gibi geniş yayılan evinin yolunu şaşırıp 68 adımlık Yeşilçam Sokağı'na giren şanssızlardan biridir. Şanssızlığı, gelecek va'deden genç bir kötü adamken, esrar tekkesindeki Neyzen Tevfik bakışlarının setten sete koşuşturan hasta ve kilolu Ahmet Tarık Tekçe'nin avantür sahneleri için Ahmet Tarık Tekçe dublörü olarak ayrılmasıyla daha da perçinleşir. Ahmet Tarık Tekçe'nin zamansız ölümünden sonra ise, Yılmaz Güney için düşünülmüş "Ali Duran" filmleri O'na 'Önce Ekmekler Bozuldu' şanssızlığını kırmasında büyük imkânlar sağlamasına rağmen, asla bir Hayati Hamzaoğlu yahut Kâzım Kartal tırmanışını yapamaz Kudret Karadağ : İdeolojideki muhafazakârlığının bedelini, Ahmet Tarık Tekçe'nin ölümünden sonra bile hep Ahmet Tarık Tekçe'nin dublörünü oynamak isteyerek yeteneğinin kanatlarını kesmekle öder.

Sahi, Medrano Sirki'nden kaçan Cüneyt Arkın'ın dövmek için istediği adam, kaldırımlarında aç yatılan bir sokakta yeteneğini bir ekmek parasına kendi elleriyle boğan adam değil midir zaten?"

  • 5
  • 99
Sinemamızın kavgacıları
Sinemamızın kavgacıları
UFACIK BİR ÇOCUĞUN YÜREĞİ VARDI
Yadigar Ejder
Doğum Tarihi: 1951
Ölüm Tarihi: 4.3.1991

Biz ekip olarak onu ne zaman ansak, gözlerimiz doluyor, ufacık bir tebessüm yerleşiyor dudağımızın kenarına.Rivayettir ki Taksim parkında donarak ölmüş, rivayettir ki yemek yedikten sonra girdiği lokantanın tuvaletinde ayağı kaymış, başını taşa vurarak oracıkta hayatını kaybetmiştir. Öyle ya da böyle tertemiz bir sinema emekçisi kayıp gitmiş sinemamızdan, ardında bir dolu film bırakarak.

Keşke şimdi "Mazlummmm!!" diye bağırsak da başı önünde sallana sallana gelse. Dövmek için değil, koşup sarılmak için kalksak ayağa. Sinemamıza kattığı güzellikler için teşekkür etsek kendisine.

Ruhun şad olsun Yadigar.

  • 6
  • 99
Sinemamızın kavgacıları
Sinemamızın kavgacıları
BU UĞURDA HAMALLIK,IRGATLIK,KAMERAMAN ASİSTANLIĞI DAHİL HERŞEYİ YAPMIŞ
Sönmez Yıkılmaz
Doğum Tarihi: 1945

1945 Rize doğumlu oyuncunun sanat hayatına başlangıcı oldukça ilginç. Yönetmenlerin dikkatini çekebilmek için yaz-kış hergün Galatasaray – Taksim arasındaki yolu, üzerinde atlet, kafasında bir kovboy şapkası, ayağında botlar yürümüş.

'Killing Ölüm Saçıyor' adlı filmde başrol vermişler.

Türk Sineması'nın kötü adamlarından Sönmez Yıkılmaz, yüzü aşkın filmde oynadı. 'Manisa Tarzanı', 'Silaha Yeminliydim', 'Türk Rambosu', 'Rockçı Kekolor', 'Killing Ölüm Saçıyor' filmlerinde ise başrol oynadı.

Nasıl kötü adam olduğunu şöyle anlatmış;
"Boyum 1.86, kilom 100′ün üstünde. Karate, Tekvando ve boks biliyordum. Dağcılıkta çok iyiydim üstelik yüzme şampiyonluğum da vardı. Türk savaş sanatlarında uzmanlığım var. Vücut da kaslı ve fazla gelişmiş olunca, sinemada kötü adam oluverdik."

Yeşilçam'da erotik filmler furyası başlayınca 'Bize bu işler yakışmaz!' deyip kendi filmini yapmak için yapımcılığa el atıp, sahibi olduğu Anzer Filmcilik'i kurdu. Şimdilerde cafe işletiyor. Eskiden pek hoş görünmeyen sokağın adam olması için çok uğraş vermiş, sonunda sokağa, Cafe De Femmes'i (kadinlar kahvesi) açmış.

  • 7
  • 99
Sinemamızın kavgacıları
Sinemamızın kavgacıları
SİNEMAMIZIN KAVGACILARINDAN KADİR AĞABEYİN
Kadir Kök
Doğum Tarihi: 1939

2008'in kış aylarında kısa bir belgeselini hazırladığım ahşap ve bakır ustası Sedat (Özbek) amcamın atölyesinde oturuyordum. Selçuk Sanat Evi adlı bu atölye, her şeyiyle bir bilgi ve huzur yuvası olduğundan, bir kere selam vermek için dahi uğradığımda, saatlerce oturup Sedat amcamla muhabbet ettiğimi bilirim. O gün, hazırlamış olduğum belgeselini kendisine –biraz gecikmeli de olsa- vermek için gelmiştim. DVD'yi, kapağında kendi resminin bulunduğu kutusunun içinde eline tutuşturunca, gözlerinin sevinçle parladığını görmüş, ondan daha çok mutlu olmuştum. Belgeseli hemen o an izlemek istediğinden "Gel seni bir yere götüreceğim" dedi. Nereye gideceğimizi sorduğumda "Meslektaşlarının yanına… Onlar da senin gibi sinemacı" diye ekledi ve atölyesinden çıkıp, aynı hanın içinde bulunan bahsettiği dükkana doğru yürümeye başladık.

Oradaki ilerimi hallettikten sonra hemen çıkmayı planladığımdan, ara ara kendisine çok fazla kalamayacağımı, gitmem gereken başka bir yer daha olduğunu hatırlatıyordum. Koridorlardan sonuncusunu döndüğümüzde, uzakta, iş yerinin önündeki sandalyesinde bacak bacak üstüne atmış, ayağında eski moda, yumurta topuk bir ayakkabı ile oturan sakallı bir adam gördüm. Hararetli bir tonda birisi ile sohbet ediyordu. İçimden kendisinin, muhtemelen türkücülere, şöhret olmak isteyen zengin şirket sahiplerine ve toprak ağalarına film çeken, eksi moda bir yönetmen olduğunu geçirdim ve birazdan yaşanacak neşeli sohbet için kendimi hazırlamaya başladım. Çünkü bu tür işler üreten ağabeylerimle konuştuğumda, genellikle hep bir gırgır şamata olur, "falancanın filmi çok tuttu mesela", "filanca bu filme çok para yatırdı ama havasını aldı", "Aşkın Serzenişi adlı filmin afişini gördün mü bak?" tarzında cümlelerle geçen sohbetlere doyum olmazdı. Onlar da yaptıkları işin basitliğinin, kalitesizliğinin farkındaydılar ve ara ara bana "sen sevmezsin şimdi bunları biliyorum, bakma biz de para için çekiyoruz…" diyerek hem benim nabzımı ölçer hem de içlerini rahatlatır, sohbete devam ederlerdi. Lakin, biraz önce uzaktan gördüğüm adama yaklaştıkça, kendisini yavaş yavaş anımsamaya başladığımı hissettim. Ve birkaç adım sonra yanına vardığımda ayağa kalktı, "Merhaba kardeşim…" diyerek elini uzattı… Gülümsüyordu… Ben de birkaç saniye yüzüne gülümseyerek baktıktan sonra artık kesinlikle emindim… Bu adam, Türk Sineması'nın unutulmaz kavgacılarından Kadir Kök'ten başkası değildi… Yıllar su gibi akmış, yaşlanmıştı…

"Siz" dedim… Anımsayamadığımı düşünerek "Sinemamızın kavgacılarından Kadir ağabeyin…" dedi… Hemen ellerinden öptüm ve tüm samimi duygularımı anlatmaya başladım. İçeri geçip oturmayı, birer çay içmeyi beklemeden başlamıştım cümlelerime. Onu ve arkadaşlarını ne kadar çok sevdiğimden ve önemsediğimden, sinemamızın gerçek emekçileri olduklarından, filmleri ile büyüğüme kadar kısa kısa her şeyden bahsediverdim. "Dur yahu, geç otur hele öyle konuşalım…" diyerek beni içeri davet etti. Duvarlar tam da tahmin ettiğim gibi 90 sonrası şöhret olmaya çalışan, birer İbrahim Tatlıses olmak için her şeylerini vermeye hazır türkücü filmlerinin afişleri ile donatılmıştı. Odadaki iki dolabın tüm raflarında eski Türk filmlerinin VHS kasetleri vardı. Kadir ağabeyciğim kısaca bana, burayı bir yazıhane olarak kullandıklarından, küçük şirketlerin tanıtım filmlerinin ve eskisi kadar popüler olmasa da halen sürmekte olan türkücü filmlerinin kurgularının burada yapıldığından -ek olarak bir de VHS kasetlerden aynı kalitede DVD'ye kayıt yapabildiklerinden- bahsetti. Yanında bir de bu teknik işlerle uğraşan arkadaşı vardı. Beni buraya getiren Sedat amcam tüm bu olup bitenlere çok şaşırmıştı. Çünkü kendisi Kadir Kök'ü tanımıyordu. Ben anlatınca anımsamaya, "Hay Allah yahu desene be…" deyip, konuştuklarımızı dikkatle dinlemeye başladı. Bir süre duvardaki afişlerden, VHS kasetlerden kısa kısa sohbetler ettik ve konuyu Yeşilçam'a getirdik. "Ben…"dedi… "Cüneyt Arkın ile tam 20 sene bir fiil (sayısını kendi de bilmediğinden tahminde bulunuyor ve çok fazla film yaptıklarından ortaya çıkan sayı bir hayli fazla oluyor) 500 filmden başka Malkoçoğlu, Kara Murat, Battal Gazi, Tarkan gibi filmlerde oynadım… ". Söylediği rakamın fazla olduğunu bilse de, sinemamızın ne yazık ki adam akıllı bir arşivi olmadığından bu sayınının aksinin iddia edilemeyeceğini biliyordu. Cüneyt Arkın dahi bir yerde 300, bir yerde 400, bazen 700 küsür filmde oynadığını iddia ediyor, sinema izleyicileri de en aşağı 300 filmde "başrol" oynamış bir aktörün verdiği diğer rakamlara, elde kesin bir veri olmadığından, ihtimal dahilinde yaklaşıyordu. Çünkü yönetmen Çetin İnanç, bir söyleşisinde, 70'li yıllarda, film şirketinin deposunda yer olmadığından, başka kopyaları olmadığı halde, çektiği bir çok filmi Sarayburnu'ndan denize döktüğünden bahsediyordu. Bu durum da hem Kadir Kök'ün, hem de Cüneyt Arkın'ın verdiği rakamları bir çırpıda silip atmamızı engelliyordu.

Bir süre daha sinemamızdan bahsettikten sonra, kendisine para kazanıp kazanmadığını sordum. Bana "Çok olmasa da, elbette ki kazandık… Çünkü hayatımızı sürdürmek zorundaydık… Ama biz para kazanırken vefayı, sevgiyi, saygıyı, birbirimizi sahiplenmeyi hiç unutmadık… Mesela Cüneyt biliyorsun Cüneyt abi geçenlerde hastalandı (o günlerde Cüneyt Arkın boynundan bir ameliyat geçirmiş ve ortaya felç olduğundan, yoğun bakımda ölümle pençeleştiğine kadar yalan yanlış haberler atılmıştı. Şükürler olsun hastaneden o çok sevdiği karate figürlerini sergileyerek çıktı. İlk biz gittik kavgacılar olarak. Süheyl (Eğriboz), İhsan (Gedik)… Gözleri doldu vallahi…" Onun da gözleri dolmuştu. Dayanamadım ve aniden (onları yavaş yavaş kaybettiğimizi bir kez daha idrak ederek) "Senin bir belgeselin çekilse ağabeyciğim… Hatta ben çeksem ne dersin?" dedim. Hiç ummadığım bir tepki verdi ve; "Aman diyeyim paşam… Ben o işlerde yokum… İstemem…" dedi. Bir an yüzüm asılsa da nedenini idrak etmem çok geçmedi. Kim bilir kaç tane benim gibi genç sinemacı yanına gelmiş, sırf hocalarının verdiği ödevi yerine getirebilmek için onun zamanını almış, röportaj yapmış, görüntülerini kaydetmişti ama hazırladığı söyleşiyi kendisine ne getirmişti, ne de bir televizyon kanalında yayınlanmıştı. Oysa adım gibi eminim ki, kayıt için kendisini ikna eden o genç sinemacı (!), bu çekeceği görüntünün kanallarda yayınlanacağından, bunun kendisi için reklam olacağından ballandıra ballandıra bahsetmişti. Diyecek çok sözüm var ama, şimdilik susuyor, sinemamızın emektarlarını, internetten indirilen bir fotoğraf karesi ya da bir gazete makalesi niyetine kullanmaya çalışanları şiddetle kınıyorum!!!